Direnmek, tarihin hangi evresinde ortaya çıkmış? Neye karşı, nasıl bir direniş? Doğru zaman ve doğru yöntemlerle geliştirilen her direniş toplum tarafından kutsallık atfedilmiş ve insanlığın değer-anlam dünyasına zenginlik katmıştır. Zaten insanın anlam arayışı, başlı başına görkemli bir direniştir. Bu nedenle, tarihin derinliklerinde hep güçlü bir direniş olagelmiştir.
Toplumsal alanı gasp etmenin adı olan iktidar, tekel ve devlet aygıtının henüz ilk nüveleri ortaya çıkmaya başladığı andan itibaren çok yönlü bir karşı koyuşun, direnişin geliştiğini görmekteyiz. Tarihte hiçbir zulüm ve baskı, toplumsal direniş anlamında karşılıksız kalmamıştır. Dahası ilk sömürüye, haksızlığa uğrayan kadın olduğu için tarihteki ilk göz kamaştırıcı direniş de kadın şahsında ortaya çıkmıştır.
İnsan olmak, insani olan temel toplumsal değerlere sahip çıkmak tarihin derinliklerinden bu yana süregelen anlamlı direnişlerle mümkün olmuştur. Devletli uygarlık, adeta toplumsal değerleri öğütme aygıtına dönüşmüştür. Çok yönlü ve sistematik algı imalatıyla doğrunun yerine yalanı, politikanın yerine “aldatma sanatı”nı ahlakın yerine ahlaksızlığı ikame etmek istemişlerdir. Söz konusu güç odakları toplum üzerinde hakimiyet kurmak, değer birikimini gasp etmek ve bunu süreklileştirmek için toplumsal direnç odaklarını ortadan kaldırmak istemişlerdir. Çünkü toplumun manevi, ahlaki, politik, kültürel değer sistematiğini zayıflatmadan sömürüyü sürdürmeleri olanaklı olmazdı.
Tarihsel süreç içerisinde toplumsal olan değerleri mülk haline getirerek, hırsızlığa meşruiyet kazandırmak için binbir çeşit hileyle ideolojik tahakküm oluşturmaları gerekiyordu. Nerede gerçeğe ışık tutacak hakikate giden yolu aydınlatacak bir ışık çıksa, onu kendi karanlıklarıyla boğmak, görünmez kılmak için her türlü yöntemi uygulamaktan geri durmamışlardır. Buna rağmen hakikate ulaşmak için muazzam direnişler hep var olmuştur. Toplum çok farklı metotlarla kendi manevi kültürel değerlerini korumak için hep bir direniş içinde olmuştur. Bugünkü anlam zenginliğine ulaşmamızda en belirleyici olan da bu direniş olmuştur.
Devletçi uygarlığın varlığı toplumsal direnişi bir zaruret haline getirmektedir. Devasa sömürü aygıtlarına karşı, insan olmayı sürdürebilmek anlamlı bir direnişle mümkündür. Salt fiziki direniş değil, ideolojik politik, manevi, ahlaki ve kültürel direnişle olanaklıdır. Bu bağlamda tarihin en soylu direnişlerden birinin de İmralı’da yürütüldüğü aşikardır. Bugün birçok sahada verilen mücadele de, bu direnişin ortaya çıkardığı değerlerle mümkün olmuştur.
Bir daha yetersiz yoldaş olmayacağız. Bir yılı aşkın adada tarihte eşi benzeri görülmemiş izolasyon adı altında imha konsepti uygulanmaktadır. Buna karşı soluk soluğa bir direnişin olduğunu biliyoruz. Mevcut entegre imha siyasetinin sahipleri, bizleri buna alıştırmak istiyorlar. Buna alışmanın, bir şey olmamış gibi yaşamak ya da normal karşılamanın, insan onuruyla bağdaşmayacağı apaçıktır.  Özgürlüğümüzün teminatı, değerlerimizin bileşkesi olana yönelik bu uygulamalara karşı sessiz kalamazdık. Çünkü bizler açısından sessiz kalmak, kendini inkar etmektir. Kendinin inkar etmenin tarihsel olarak ne anlama geldiğini biliyoruz. Bir kez yetersiz yoldaş olmanın ağır utancını yaşadık. Bu yetersiz kalma utancı hala içimizi kanatan bir yaradır. Her ne olursa olsun bir kez daha tarih karşısında yetersiz yoldaş olmamanın kararlılığındayız.
12 Eylül’den bu yana cezaevlerinde süresiz, dönüşümsüz açlık grevleri var. Bu direnişin içinde olmak, bir parçası olmak büyük bir maneviyat, moral heyecan yaratmaktadır. Sadece açlık grevinde olanlar değil, cezaevlerinde olan tüm arkadaşlar büyük bir istekle bu sürecin içinde olmak istiyorlar. Sesimizin dört duvar arasında yitip gitmemesi için sesimize, ses katılsın ve bir çığlığa dönüşsün istiyoruz. Pir Kemal’in dediği gibi, “Oh be, direnmek ne güzel!..”

Kalkandere L Tipi Cezaevi