AKP ve MHP’nin birlikte hazırlayıp TBMM ye sunduğu Anayasada değişiklik ön gören ortak teklifin ikinci turu başladı. İlk turda AKP ve MHP’nin oyları ile referandum eşiği olan 330 rakamı aşıldı. Bunun anlamı aslında TBMM bu değişikliğe onay vermedi! Çünkü bu değişiklik için gerekli sayı 367 ve üstü. Ancak AKP-MHP ikilisi ilk tur oylamasından memnunlar. Şimdi ikinci turda teklifin maddeleri ve tümü oylanacak. Teklif firesiz ilk oylamanın sonucunu tekrarlarsa bu kez Cumhurbaşkanı'nın onayından sonra halk oyuna sunulacak. Yani Nisan ayının ilk haftasında bir referandum bekliyor Türkiye’yi.

Teklifin özeti: yürütme, yargı ve yasama TEK elde toplanacak! Yani tek adam vesayeti. Başka bir deyişle demokrasi gidecek Türkiyeye kayyım atanacak!Yürütme üzerindeki denge ve denetim mekanizmaları ortadan kaldırılacak. “Türk Tipi Başkanlık sistemi” ile Cumhur Başkanına sultanlık makamı altın tepsi ile sunuluyor. Meclis yetkilerini Cumhurbaşkanına devrediyor. Zayıf bir yasama organına dönüşüyor. Ve artık partili bir Cumhurbaşkanı olacak. Böylece siyasetede el koyacak. Yargı erki üzerinde gerçek bir vesayet kuruluyor. Tek adam rejimi kuruluyor! İşin özü bu. 

İlk turda teklifin ne kadar “demokratik” olduğunu savunan Adalet Bakanı, Atatürk ve İnönü dönemlerini örnek göstererek tek parti ve tek adam yönetiminin bu ülkenin kuruluşunda var olduğunu dolayısı ile getirmek istedikleri tek adam rejimininde buna uygun olduğunu söyleyiverdi! Böylece ağır aksak muhalefet eden CHP’nin tezlerini çürüttüğünü sanıyor Adalet Bakanı. Ama Adalet Bakanının bilmesi gereken bir şey var. Sayın bakan, siz doksan yıl öncesinden sözediyorsunuz! Şimdi 21. yüzyıldayız! Demokrasi ve özgürlükler çağı… Türkiye demokrasi güçlerinin uzun soluklu mücadelesi ve ödediği ağır bedellerle demokratik kazanımlar elde edildi. “Milli irade” böyle istiyor diyerek demokrasiyi yok etmeye gücünüz yetmez. Kurmak istediğiniz milli-muhafazakar Reis düzeni Türkiyenin sorunlarını çözemez. Öyle olsaydı 14 yıllık iktidarınız döneminde tüm sorunları çözmüş olurdunuz. 

Teklif, 330 üzeri bir oy alırsa, ki durum onu gösteriyor, referanduma gidilecek. Oysa OHAL daha yeni uzatıldı. Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bilumum bakanlar bu OHAL'in “devlete karşı” ilan edildiğini yüzlerce kez söylediler.

Oysa, kapatılan gazeteler, tv'ler, dernek ve kuruluşlar, cezaevine kapatılan gazeteciler bu OHAL'in halka karşı ilan edildiğinin kanıtı olarak ortada duruyor.

HDP Eşbaşkanları ve 10 milletvekili cezaevinde tutsak. Binlerce HDP ve DBP üyesi ve yöneticisi cezaevinde. Belediye başkanları cezaevinde. Demokratik muhalefet susturulmuş…

İnsan hakları ve özgürlükler ayaklar altında. Özgürlükler askıda...

Özgür basın susturuldu. 160'ın üzerinde medya organı kapatıldı. 150'nin üzerinde gazeteci tutuklu. 

Hala OHAL'in devlete karşı ilan ettiklerini söyleyenler, şimdi  OHAL şartlarında referandumun yapılabileceğini söylüyorlar. Bu koroyo elbette MHP de katılıyor. 

OHAL koşullarında referanduma gitmek demek peşinen halkı sindirmek ve özgür iradesine müdahale demek demektir. Referandum, bu koşullarda, tıpkı oylamaya sunulacak değişiklikler gibi,  meşru olmayacaktır. Demokratik muhalefeti sindirerek, Kürtleri baskı altına alarak serbest, açık ve adil bir referandum yapılamaz. Tüm illerde OHAL kanununa dayanarak tüm demokratik gösteri ve toplanma hakkını yasaklayan bir iktidar demokratik ve adil bir referandum gerçekleştiremez. Referandumda HAYIR diyecek olan tüm kesimlere bunun kampanyasını sürdürmek YASAK olacak ama başta Cumhurbaşkanı ve AKP-MHP, EVET için, devlet olanaklarıda dahil olmak üzere, her türlü propoganda serbestisine sahip olacak! Burdan adil ve demokratik bir sonuç beklenebilir mi?

Demokratik tartışma ortamını yok ettiler. Acele ile bu referandumuda yapmak istiyorlar.

Bu koşullarda kamuoyunun bu değişiklikleri demokratik ve özgür bir tartışma ile karar vermesi son derece zor görünüyor. Zaten AKP-MHP halktan gizleyerek bu teklifi hazırlamışlardı. Referanduma da aynı yöntemle gitmek istiyorlar. 

Elbette dünya bu gelişmeleri yakından izliyor. Avrupa Konseyi, AB, AGİT bu referandumu her halde yakından izleyeceklerdir. İzlemelilerde..! 

Ne Yapmalı…?

Referandum seçeneği için karamsar bir tablo çizmek istemiyorum. 

Aklıma meşhur soru geliyor: Ne yapmalı?

Türkiye demokrasi güçleri tarihsel bir görevle karşı karşı karşıya. 

Öncelikle muktedirlerin toplumu kutuplaştırma politikalarına karşı demokrasi güçlerininde güç birliği yapması kaçınılmazdır. Sadece sandıkta değil! Her alanda güç birliği!

HDP bu güç birliğinin etkin bir bileşeni... Tüm toplumsal güçler biraraya gelmek için vakit kaybetmemeli. Tarih bize bu sorumluluğu veriyor.

Ortak ve birbirini besleyen, destekleyen, dayanışmacı bir HAYIR kampanyası ile geleceğimizi karartacak bu teklife DUR diyebiliriz.

Medyamız yok! Olsun! Ev ev gezmeliyiz. “insanlara ulaşıp gerçeği anlatmalıyız.

Miting yapmak toplanmak yasak! Olsun! Omuz omuza vermeliyiz. Alanları doldurmalıyız.

Afiş asmak bildiri dağıtmak yasak! Olsun! El ele vermeliyiz. Toplumsal dayanışmayı yükseltmeliyiz.

GEZİ bize hiç bir şeyin imkansız olmadığını gösterdi.

Ortak mücadele ile halklarımız bu gidişe DUR diyecektir.

Tüm karartma,çarpıtma, baskı ve zorbalık çabalarına rağmen, ben halklarımızın bu demokrasi dışı teklife HAYIR diyeceğini düşünüyorum. 

Halklarımız tüm baskılara rağmen HAYIR diyecektir.

Yeterki demokrasi güçleri bu umudu büyütsün.