
Abdi Qader, 32 yaşında, Kobanêli bir öğretmen. Eğitimini Qamişlo Üniversitesi’nde tamamlayan Qader, üç yıl doçentlik yaptıktan sonra “Artık ülkemde çalışacağım” dedi ve Kobanê’ye geri döndü.
Kobanê’de tüm zorluklara rağmen devam eden eğitimin içeriğini ve ihtiyaçlarını anlatmak, dayanışma çalışmalarına katılmak üzere Almanya’ya gelen Kobanêli öğretmenle, savaş koşulları içinde mucizeyi gerçekleştirmek gibi olan sürecin detaylarını konuştuk. O süreç, Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de halen ancak bir talep olabilen “herkes için eşit, parasız, anadilinde eğitimin” gerçekleşmiş halini ifade ediyor.
Abdi Qader bize, 2 yılda 300’den 3 bin 500’e yükselen öğrenci sayısıyla Kobanê’deki okulların, hangi esaslarla eğitim verdiğini, rejim dönemi eğitimiyle farklarını, karşılaştıkları zorlukları ve motivasyonlarını anlattı.
Kobanê’de şu anda kaç okul ve kaç öğrenci var?
Kobanê kent merkezinde 12 okul, 3 bin 500 öğrenci var. 450 köyde ise 111 okul. Kobanê kentinin toplamındaki öğretmen sayısı da bin 250. 2014’te yalnızca 300 öğrencimiz vardı.
Eğitim faaliyetlerini hangi kurum, nasıl ve hangi esaslara göre hazırlıyor?
KPC-Demokratîk’te (Komîteya Perwerdeya Civaka Demokratîk-Demokratik Toplum ve Eğitim Komitesi) yer alan örneğin Öğretmenler Birliği var. Bunlar, Kürt, Süryani, Arap ve farklı halklardan oluşan kurumlardır. Siz de biliyorsunuz, Rojava’da farklı halklar var. Kürt’ü, Arap’ı, Süryani’si, Asuri’si... Kadınların ise bu çalışmalarda da özerkliği var.
Yani eğitim müfredatı nasıl hazırlanıyor?
Dediğim gibi Rojava’da çok farklı etnik kökenden insanlar var. Örneğin Kürt çocukları, birinci sınıftan üçüncü sınıfa kadar Kürtçe eğitim alacaklar. Yani anadillerinde eğitim verilecek. 3’üncü sınıftan 6’ncı sınıfa kadar ise bir ders komşu dilde eğitim veriliyor. Örneğin Kürtler, Arapça öğrenecek, Araplar Kürtçe.
6’ncı sınıftan 12’nci sınıfa kadar ise ya İngilizce ya da Fransızca. 12’nci sınıftan sonra da akademi veya üniversite eğitimi başlıyor. Qamişlo’da ve Efrîn’de üniversitelerimiz var.
Peki bölgelerde farklı etnik gruplar varsa, okullar nasıl düzenleniyor? Çoğunluğa göre mi?
Eğer biz “Demokratik bir sistemimiz var” diyorsak, bunu aktif bir şekilde uyguladığımız için söylüyoruz. Söylemde kalmıyor. Her öğrenci, nerede yaşarsa yaşasın, anadilince eğitim görecek. Örneğin bir merkezde sadece bir okul varsa, farklı etnik kökenlerden öğrenciler bir okula gidiyorsa, anadillerine göre sınıflara ayrılıyor. Okullarda eşitlik var. Herkes aynı derecede haklara sahip. Kimse bir başkasından daha az ya da daha fazla insan değil.
Kobanê’de Kürtçe dışında eğitim veren okul var mı?
Şu an Kobanê’de Arap yok. Dolayısıyla merkezdeki 12 okulun hepsinde Kürtçe eğitim veriliyor. Tahminimce Kobanê’nin köylerinde var olan 111 okuldan 10’unda Arapça eğitim veriliyor. Yine belirttiğim gibi, okullar içinde de bazı sınıflar anadillere göre ayrılabiliyor.
Eğitim sisteminizin diğer sistemlerden farklı olduğunu söylemiştiniz. Bunu biraz daha açar mısınız?
Rejim zamanında kendi yaşadıklarımdan yola çıkarak anlatayım: Biz öğretmeni görünce korkudan titrerdik, çekinirdik. Şimdiyse her hafta öğrencilerimizle oturup konuşuyoruz. Onlara, “Biz öğretmenleri eleştirdiğiniz bir konu var mı?” diye soruyoruz.
Bir diğer farklılık ise, rejim zamanında sadece bir okul müdürü vardı, şimdi ise iki kişi var. Biri kadın, biri erkek. Bir nevi ‘eşmüdürlük’ mevcut. Bu müdürler de seçimle başa geliyor. Birinin kadın olması şart.
Rejim zamanında da “Kadın toplumun yarısıdır” propogandası yapılıyordu ama sözde kalıyordu. Şu an biz bunu hem söylüyoruz hem de daha fazlasını yapıyoruz. Kadın toplumun dörtte üçü gibidir.
Peki ya müfredat? Diğer okullardan farklı olarak ne öğretiyorsunuz?
Siz de bilirsiniz ki öğrencilerimizin çoğunun ya annesi ya da babası hayatını kaybetmiş, şehit düşmüş. Öyle değilse bile ya evleri yerle bir olmuş ya da arkadaşlarını kaybetmişler. Dolayısıyla psikoloji eğitimi burada çok önemli. Öğrencilere okulu sevdirmek için de önemli bir eğitim. Birinci sınıftan 6’ncı sınıfa kadar psikoloji eğitimi veriyoruz.
Yine Jineoloji eğitimi de veriliyor. Bu ders ise 7’nci sınıftan itibaren başlıyor.
Eğitim materyallerini kim, nerede ve nasıl hazırlıyor?
Qamişlo’da toplamda 33 kişi eğitim materyallerini hazırlıyor. Her bölüme göre komisyonlar belirleniyor. Ben de Biyoloji kitaplarını hazırlayanlardanım. Hazırlanırken de her zaman kadın ve erkeğin ortak olması şartı var. Eşitlik var yani. Her sene kurulan bu komisyonlar, eski kitapları yeniden düzenliyor.
Materyaller, Qamişlo’daki matbaada hazırlanıyordu. Bu matbaa da tek başına hem Cizîr hem de Kobanê kantonu için çalışıyor. Fakat bu yıl materyallerin hazırlanmasının organizasyonu, artık Kobanê’de seminer şeklinde sunuluyor. Dolayısıyla Qamişlo’ya gitmeye gerek kalmadı. Kobanê’de bir matbaanın inşa edilmesi çok önemli.
Şu an acil olan ihtiyaçlarınız neler?
Her sınıfın yaklaşık 60 öğrencisi var. Bizim şu anda 6 ila 8 arası yeni okula ihtiyacımız var. Çünkü bu kalabalık, eğitim için zor bir ortam yaratıyor. Bir diğer acil ihtiyacımız da masa, sandalye ve yazı tahtası.
Öğrencilerin durumundan da biraz bahseder misiniz? Okula hangi moralle geliyorlar, psikolojileri ne durumda?
300 öğrenci ile başladık, bugün 3 bin 500 öğrenci var. Bu da öğrencilerin okula severek geldiğini gösteriyor.
Biz Kürtler, her zaman Kürt olduğumuzdan dolayı mahrum edildik. Şimdiyse anadillerinde eğitim gören çocuklar, büyük bir coşku yaşıyor. Anadilde eğitimin verdiği moral çok yüksek.
Bir diğer nedeniyse, öğrencilerimizin öğretmenlerinden korkmaması. Öğretmenin onları gülerek karşılamasının ayrıca bir etkisi oluyor öğrencilerde.
Siz de bilirsiniz ki, oyun oynamak da çocukları çok mutlu ediyor. Onlarla oyunlar oynuyoruz.
Bunların hepsinin yanı sıra okul sonrası da onları evlerinde ziyaret ediyoruz. Biz öğretmenler, öğrencilerin birer ağabeyi ve ablaları gibi, arkadaşları gibi olduk. Aileden biri gibi... Bu da onları okula ve okuma hevesine daha da yakınlaştırdı.
Öğrenciler savaştan dolayı bir süre eğitimden mahrum kaldı. Bu motivasyonlarını etkilemiyor mu?
Aslında öğrenciler için eğitime hiçbir zaman ara verilmedi. Türkiye’deyken yaşadıkları çadırlarda bile eğitim görüyorlardı. Kobanê’ye geri dönenler, sonrasında anne-babasını kaybedenlerin çoğunlukta olduğu öğrencilerdi. Öğretmenler için onlara eğitim vermek ağır bir yüktü elbette.
Çocukların yaşadıklarını kısa bir süre için bile olsa unutmaları için çok çaba gösterdik. Acılarını unutmaları için farklı aktiviteler geliştirmeye çalıştık. Halbuki farkındaydık, hiçbir zaman yaşadıkları acıyı unutmayacaklardı.
Anne-babası şehit düşmüş bazı öğrenciler yanımıza gelip, “Öğretmenim ben annemi babamı özledim” diyor. Bunun karşısında yapabileceğimiz tek şey, onlara anne-babalarının onları sevdikleri için canlarını feda ettiğini, şehit düştüğünü anlatmak olabiliyor.
Matbaa, yetimhane ve akademi...
Peki Almanya’ya neden geldiniz?
Kobanê kantonundaki eğitimin burada anlatılması için birinin gelmesi gerekiyordu. Seçime gidildi ve ben seçildim, geldim. Buraya gelerek Kobanê’deki eğitim üzerine seminerler veriyorum, yardımlar için dayanışma çağrısı yapıyorum.
Rojava’nın eğitim sistemi, diğer ülkelerde kabul görmüyor. Bunun için de bir komisyon kuruldu ve kabulü için çalışmalar yürütülüyor. Öğrencilerimizin okuma şevkinin artması için bu, gerekli bir işlem.
İddiayla söylüyoruz: Şu anki eğitim sistemimiz, dünya standlarında. Gelişmiş bir sistemdir. Rejim zamanında sadece sürekli sınavlar vardı. Şimdiyse gerçek bir eğitim ve gerçek diplomalar var.
Almanya’ya geldiğinizden beri hangi kurum ve kişilerle görüştünüz?
Geldiğimiz ilk gün “Hessischen Rundfunk” isimli medya kuruluşunu ziyaret ettik. Orada bizimle röportaj yapıldı.
Daha sonra 1 Kasım Dünya Kobanê Günü etkinliğine katıldık. İkinci gün, ben katılmadım ama PYD temsilcisi Zuhat Kobanê ile Frankfurt-Kobanê Kardeş Şehir İnisiyatifi, GEW Sendikası Başkanı’yla görüşmüş. Orada siyasi ortak çalışmalar ele alınmış, pratik bir dayanışmadan ve destekleme projelerinden bahsedilmiş. Kobanê ve Almanya’nın öğretmenlerinin ortak çalışmaları için de projeler geliştirileceği söylendi.
Daha sonraki günlerde dayanışma etkinliklerine katıldık. Orada okulların ve öğrencilerin durumundan bahsedildi, Rojava’daki eğitim ve Kobanê’de inşa edilecek yetimhane için dayanışma çağrıları yapıldı.
Bu hafta içinde çocuk kampları ve mülteci kampları ziyaret edilecek. Hanau’daki Travma Merkezi “Welle” de bu projelere destek sunuyor ve onlarla da görüşüldü.
Hessen Eyaleti Meclisi’nde bir dizi görüşmeler gerçekleştirildi. Sol Parti ve SPD temsilcileri ile Yeşiller Partisi’nin bir milletvekili de katıldı. Onlar bize, Rojava’daki özerkliği nasıl destekleyebileceklerini sordular. Bu davet, Sol Parti’nin milletvekili ve Parlamento Grubu Eşbaşkanı Dr. Ulrich Wilken tarafından verildi.
Ben o görüşmede okul, öğretmen ve öğrencilerin durumundan bahsettim. Bana enteresan bir şey soruldu: Kürt çocuklara zorunlu olarak mı anadilde eğitim verileceği... “Tabii ki de hayır” diye cevap verdim. Kürt de olsa, anadilinde eğitim de onlara zorla verilmeyecek.
Berlin’deki Rojava Demokratik Özerk Bölgesi Temsilcisi Sipan İbrahim de orada diplomatik gelişmelerden bahsetti.
Yani somut olarak buradan hangi projelerle döneceksiniz?
Çok proje geliştirildi. Tüm eksikleri burada dile getirdik ama henüz proje halinde.
Kobanê’de bir matbaanın inşa edilmesi için bağış yapılacağı kesin gibi ama henüz imzalanmış bir proje değil. Bunu da GEW Sendikası’nın üstlenmesini istiyoruz.
Frankfurt-Kobanê Kardeş Şehir İnisiyatifi, Kobanê’de bir yetimhane ve akademi için 43 bin Euro bağış topladı.
Halep’in doçenti olacağına, Kobanê’nin ‘mamoste’si oldu

Biraz da sizi tanıyalım istiyorum. Sizin öğrencilik yıllarınız rejim zamanındaydı. Nasıldı, neler yaşadınız?
Ben Kobanê doğumluyum. Annem Riha’nın Suruç ilçesinden geldi, babam Kobanêli. 1950’den bu yana evimiz hala aynı yerde.
Kobanê’de ilkokulu okuduktan sonra ortaokul ve lise eğitimlerini diğer kentlerde bitirdim. Sonra da Halep’te üniversitede Biyoloji bölümünde okudum. Bunların hepsini tabii Arapça okudum, Kürtçe yasaktı.
Ağabeyim beni bu bölüme kayıt etmişti. Ben sevmemiştim bölümü ve okulu yarıda bıraktım. Daha sonra ağabeyimi kaybettim ve eğitimimi tamamlamaya karar verdim. Zorunlu askerliğimi de yaptım ve eğitimimi tamamladıktan sonra Halep Üniversitesi’nde üç yıl doçentlik yaptım. Sonra 2004’te Qamişlo’da devrimci mücadele sürecinde tutuklandım ve iki ay zindanda kaldım.
Kobanê savaşı döneminde Kobanê’ye gitmek için konuştum ve bana savaşacak çok kişi olduğunu ama okuyanın olmadığını söylediler, gelmemi istemediler. Eğitimimi tamamlayıp dönmemi istediler ve ben de aynen öyle yaptım. Kobanê’nin kurtuluşundan sonra, 2014 yılın bahar aylarında doçentliği bırakıp Kobanê’de öğretmenliğe başladım. Hatta bundan bir hafta önce de Halep Üniversitesi beni arayıp doçentliğe geri dönmemi istedi. Onlara teşekkür ederek, “Beni siz büyüttünüz ama ben Kürt’üm ve Kürtler için bir şeyler yapmak istiyorum” dedim.
Kobanê’ye gittikten sonra iki yıllık fakülte inşa edildi ve ben o fakültede eğitim vermek için doçent seçildim. Daha sonra tekrar seçim oldu ve ben müdür seçildim. Ama aynı anda eğitim vermeye de devam ettim.
DİLAN BİÇER / HABER MERKEZİ