Türkiye, Rojava’da akla ziyan bir politika izlemektedir. Kürtlere düşmanlık siyaseti Türkiye’ye kaybettirmesine rağmen inatla ve ısrarla sürdürmeye çalışmaktadır. Kuzeyde Kürt halkına karşı inkar ve imha eksenli bir savaş yürütülmektedir. Bu savaşta sadece Kürtler değil toplumsal muhalefetin her bir ferdi nasibini almaktadır. Diktatörlük herkese “had” bildirmektedir. Kürt düşmanlığında varılan düzey çılgınlık aşamasıdır.

Kürt-Türk ilişkilerinin tarihi araka planına bakıldığında çok iyi görülecektir ki, Türklerin Anadolu’ya yayılmasında ve yurt tutmasında Kürtlere borçludurlar. Malazgirt ve Mudanya savaşları Kürtler olmadan kazanılması mümkün olmayan savaşlardır. Yakın tarihe bakılırsa Cumhuriyetin kuruluşu da Kürtlerin desteği sayesinde olduğu çok iyi görülecektir. Türk varsa Kürt sayesinde vardır. Bunun karşılığı sınırsız düşmanlık olmamalıydı. İrtica iktidara yerleşti. Dincilik ve milliyetçilik AKP’de kimlik buldu. Katakulli yöntemlerle, takkeye yaparak, Kürtleri ekarte etmeye çalışarak yol almak istemektedirler. Bu yol çıkmaz bir yoldur. AKP iktidarı Kürt düşmanlığı üzerinden yapmak istediği her ne ise bunun gerçekleşme şansı yoktur.

Kürtleri yok sayarak Ortadoğu’da denklem kurmanın mümkün olmadığını küresel aktörler de anlamış durumdadırlar. ABD, AB, Rusya ve bölge devletleri bu gerçeğin farkındadır. Kürtlerle stratejik ve taktik ilişki arayışına girerek kendi çıkarlarını korumaya çalışıyorlar. Bu gerçeği görmeyen AKP bütün devlet imkanlarını kullanarak savaşla, şiddetle, baskıyla Kürt özgürlük mücadelesini bastırmaya çalışıyor. Kürtleri yanına alması çıkarı gereği iken karşısına alarak bindiği dalı kesmeyi tercih etmektedir. Bu yöntemin fazla sonuç vermediğini, geçmiş dönem yürütülen düşük yoğunluklu savaş pratiğinden anlamış olması gerekirdi.

ABD Güçlerini Suriye’den geri çekme kararı ardından dünya gündemine oturan Rojava üzerinden herkes yeniden hesap yapmaya başladı. Rojava’yı kolay bir lokma gibi gören TC adeta ağzının suyu akarcasına güçlerini sınıra yığarak müdahale hazırlıklarını hızlandırdı. Leş kargaları gibi sınıra doluşan DAİŞ artığı çete gurupları da ha keza ganimet hesapları içine girmiş oldular. Hesaplar tutmadı. Hatlarda kısa devre meydana geldi. En azından şimdilik Minbic ve dolaysıyla Fırat’ın doğusu Türkiye için bir lokma olmaktan çıkıp gözlerine batan bir merteğe dönüştü. Türkiye’yi Suriye’de isteyen hiçbir güç yoktur.

Amerika Türkiye’yi sahada birçok nedenden ötürü istemez. DAİŞ’e verdiği açık-gizli destekten dolayı AB ülkeleri de istemez. Katar hariç, Suudi, BAE ve diğer Arap ülkeleri de Türkiye’yi Suriye’de istemezler. Barıştan, demokrasiden, istikrardan yana olan halklardan hiç kimse istemez.

Türkiye’yi ABD, AB ve NATO’dan koparmak için stratejik ilişki geliştirmek isteyen Rusya bile Türkiye’nin Suriye’deki varlığını hazmedemiyor. Radikal çete guruplarını törpülemek amacıyla Türkiye’yi kullanabildiği ölçüde Suriye’de kalmasına rıza gösterebilir. Çünkü Suriye’nin toprak bütünlüğü ve rejimin yeniden hakimiyetini savunan Rusya, işgalci bir güç durumunda olan Türkiye’yi bir şekliyle razı etmenin arayışı içindedir. Hal böyle iken Kürt düşmanlığı yüzünden dünyayı karşısına alan Türkiye eninde sonunda Suriye’den eli boş dönecektir.

“Dünya lideri” havalarına giren Erdoğan yerel seçimleri kazanmak için saldırılarına devam edecektir! Maxmur ve Şengal saldırılarına yenilerini ekleyecektir! Can havliyle Rojava’ya da saldırabilir! Akrep gibi kendisini sokma aşamasına gelmiş dayanmıştır. Bu sebeple bölgesel gelişmeleri Kürt düşmanlığı nedeniyle yeterince okuyamıyor. “Öküz baktığı yeri çayır sanır” misali etrafına bakmaktadır. Kürdistanı otlamaktan ibaret bir çayır gibi gören öküz bakışlıların kazanma şansları yoktur. Bunu er ya da geç anlayacaklar ama birçok cana ve mala mal olduktan sonra anlayacaklar.

Rojava’da işin rengi biraz daha değişmiştir. Önünüzdeki günlerde Astana üçlüsünün yapacağı toplantı Türkiye’nin Suriye beklentileri açısından son umut kırıntısıdır. Daha önceden Kürtleri rejim ve çete gurupları arasında tercihe zorlayan Türkiye, kendisi artık ABD ve Rusya arasında tercih yapmak zorunda kalmıştır. S-400 ile Patriot savunma sistemleri arasında sıkışmıştır. Doğu Batı arasında beynamaz gibi dolanıp durmaktadır. İki partneri birden idare etmenin zorlukları her geçen gün biraz daha artmaktadır. Dansöz göbeği kadar oynak bir zeminde sürekli değişkenlik arz eden güç dengeleri içinde otlanacak çayır düşlemek öngörüsü de Erdoğan için bir ön gürüdür.

Kürtler sürecin kazananı olacaklar. Öz güce dayanmak her zaman kazandırmıştır.