16. yılında 15 ŞUBAT KOMPLOSU - 6


KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, Rojava Devrimi, Kobanê Direnişi gibi gelişmeler ile Kürt Özgürlük Hareketi öncülüğündeki Kürt halkının kararlı duruşunun Ortadoğu'daki dengeleri değiştirdiğine, Kürt halkı lehine bir durum yaratttığına dikkat çekerek, 15 Şubat Uluslararası Komplosu'na katılan güçlerin artık Kürt Halk Önderi'ni, PKK'yi ve Kürt halkını dışlayan bir politika izlemesinin zorlaştığını belirtti. Öcalan'ın sadece bir kişi olarak ele alınmasının yanlış olduğunu da belirten Bayık, "Rêber Apo, halklaşan ve toplumsallaşan bir kişiliktir. Bir halkın, giderek tüm insanlığın demokrasi, özgürlük taleplerinin sembolü durumuna gelmiştir" dedi. 

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, Uluslararası Komplo'ya ilişkin sorularımızı yanıtladı.


Kürt Halk Önderi Öcalan'a yönelik Uluslararası Komplo sürecine aktif dahil olan devletlerin (ABD, İsrail, Rusya, Yunanistan) bugünkü Kürt politikasını nasıl görüyorsunuz? Bir politika değişikliği varsa, bunun belirleyeni ne oldu?

15 Şubat Komplosu'nun üzerinden 16 yıl geçti. Bu uzun yıllar içinde Kürdistan'da ve Ortadoğu'da önemli gelişmeler yaşandı. Sömürgeci Türk devletiyle zaman zaman Oslo gibi bazı görüşmeler olduysa da, Türk devleti özellikle 2011 yılında Önderliğimizin üzerindeki tecridi ağırlaştırıp hareketimize karşı tam bir yok etme konseptiyle saldırıya geçti. Savaş şiddetlendi. Türk devleti, özgür Medya alanlarını daraltıp darbelemeyi düşünürken Kuzey Kürdistan'da özgür Medya alanları oluştu. Türk ordu güçleri ağır yenilgiler aldı. AKP siyaseti büyük ölçüde boşa çıkarıldı. Önderliğimiz bunun üzerine 2013 Newrozu'nda yeni bir süreç başlattı. Bu süreç sorunlarla birlikte halen de devam etmektedir. 

Demek istediğim, Özgürlük Hareketi bu yıllarda daha çok gelişti, büyüdü. Rojhilatê Kürdistan'da halkımızın Önderliğe olan bağlılığı güçlüdür. Muazzam bir mücadele potansiyeli vardır. Güney Kürdistan, demokratikleşme sorunlarıyla birlikte kazanımlarını korumaya çalışmaktadır. Bu süreçte en önemli gelişme şüphesiz ki Rojava Devrimi olmuştur. Rojava Devrimi, Fransız ve Ekim Devrimleri kadar önemli ve değerlidir. Nüfus ve coğrafya olarak küçük ancak önemi ve değeri stratejik önemde büyüktür. Rojava Devrimi, tamamen Rêber Apo'nun uzun yıllara dayanan emeği, halkı eğitmesi, bilinçlendirmesi ve örgütlendirmesi üzerine gerçekleşmiştir. Rojava Devrimi'nin büyüklüğü, halkımızın kendi öz gücüne dayanarak gerçekleştirmiş olmasındadır. İkinci önemli özelliği ise, Rêber Apo'nun paradigması kimileri tarafından bir ütopya olarak görülürken, Rojava Devrimi'yle hayat bulması ve pratikleşmiş olmasıdır. Bu çok önemlidir. Ortadoğu'daki sorunların nasıl çözülebileceğinin somut bir örneğidir. 

Rojava'da bugün halklar ve inançlar demokratik ve özgürce, eşit ve kardeşçe bir arada yaşamaktadır. Ortadoğu'nun ihtiyaç duyduğu demokratik model de tam bu olmaktadır. Ulus devletçi rejimlerin halklara neler çektirdiği gözler önündedir. Ret, inkar, asimilasyon, baskı ve katliam dışında bir yaklaşımları olmamıştır. Uluslararası hegemonik güçlerin yaklaşımları da çözümden uzaktır. Ortadoğu'daki sorunların çözümü halkların Demokratik Ulus perspektifiyle kendi öz bilinci ve kendi öz iradeleriyle gerçekleştirecekleri demokrasi ve özgürlük olacaktır. Rojava Devrimi bu konuda örnektir. Bu anlamda son derece çekici ve değerlidir. Halklara büyük bir umut ve güven olmuştur. Özellikle DAİŞ faşistlerinin başta Kürdistan olmak üzere Ortadoğu'ya müdahalesi, yeni çelişkilerle birlikte yeni dengeler ortaya çıkarmıştır. DAİŞ faşizmine karşı hareketimizin ve halkımızın direnişi görkemli olmuştur. Kobanê Direnişi, bu anlamda tüm insanlığın bir demokrasi ve özgürlük zaferi değerindedir. Hareketimizin gerek Rojava'da gerek Şengal'de gerekse Kürdistan'ın birçok bölgesinde DAİŞ faşizmine karşı gösterdiği direniş, halklarda büyük bir umut ve heyecan yaratırken hareketimizin demokrasi, özgürlük ve insanlığın değerlerini savunan niteliği bir kez daha açıkça ortaya çıkmıştır. Özgürlük Hareketi'nin öncülüğünde Kürtler, Ortadoğu'da tam bir irade gücü olmuşlardır. Demokrasi ve özgürlüğü savunan Kürtlerin bu iradesine karşı dünyanın büyük sevgisi ve sempatisi gelişirken, uluslararası güçlerin bu gerçekliği görmemesi mümkün olmamıştır. Bu nedenle Önderliğimiz ve hareketimiz için neredeyse yarım asırdır çok bilinçli ve örgütlü bir şekilde geliştirilen kara propaganda ve oluşturulmak istenen imaj yerle bir olmuştur. Kanıtlanan şudur ki, Kürtler özgürleşmeden Ortadoğu özgürleşmeyecektir. Kürtlerin özgürlük güvencesi ise Ortadoğu'nun özgürleşmesidir. Kürtlere rağmen Ortadoğu'da kalıcı bir çözüme gitmek mümkün değildir. Bu açıkça ortaya çıkmıştır. Ortadoğu üzerinde siyaset yapan ve çıkarlarını dizayn etmek isteyen güçlerin, PKK'nin bu gerçekliğini ve Kürt halkının ortaya çıkan iradesini görmezden gelmeleri mümkün değildir. Kısaca, gerek Kürdistan'da ve Türkiye'de gerekse Ortadoğu'da yaşanan gelişmeler ve Özgürlük Hareketi'nin kazandığı düzey karşısında uluslararası güçler hiçbir gelişme ve değişim olmamış gibi PKK'ye ve Kürt halkına eskisi gibi yaklaşamazlar. Çünkü PKK, demokrasi ve özgürlük mücadelesiyle güçlü bir irade olarak Ortadoğu siyasetinde yer almaktadır. Bütün bu gelişmelerle birlikte Türkiye'deki iç gelişmeler, AKP devletinin Türk-İslam sentezli hegemonik dış politikaları nedeniyle bölgesel ve uluslararası güçlerle yaşadığı çelişkiler ve sorunlar, ABD, AB ve birçok bölge devletinin Kürt sorununa, dolayısıyla PKK'ye ve Türkiye'ye karşı politikalarında belli bir değişikliğe gitmeleri doğaldır. Hareketimizin DAİŞ faşizmine karşı demokrasi, özgürlük ve insanlık değerlerini savunması, insanlık nezdinde büyük bir saygınlık yaratmıştır. Vicdan sahibi herkes demokrat, devrimci, aydın, yazar ve sanatçılar, akademisyenler ve politikacılar, PKK gerçekliğini daha yakından anlamışlardır. Kamuoyunda PKK'ye karşı gelişen bu olumlu tepkiler devletler üzerinde de etki yapmıştır. Bu nedenledir ki, PKK'nin terörist olmadığı, terörizm listesinden çıkarılması yönünde yoğun tartışmalar yapılmaktadır. ABD'nin şu saatten sonra PKK düşmanlığı üzerinden politika yürütmesi zordur. Kendi öz gücüne dayanarak direnen ve kazanan Rojava Devrimi karşısında ABD, Fransa gibi Batı devletleri tutumlarını değiştirmek zorunda kalmışlardır. İsrail'in Erdoğan ve AKP düşmanlığı ve karşılıklı yaşadığı sorunlar karşısında PKK ve Kürt düşmanlığı üzerinden politika geliştirmesi gerçekçi ve kolay olmayacaktır. Rusya, Kürt sorunu karşısında başından beri edilgen ve pasif kalmıştır. Ortadoğu'da politika geliştirmek istiyorsa, Kürt gerçekliğini ve PKK hareketini görmek ve tanımak zorundadır. Yunanistan için fazla bir şey belirtmeyeceğim. Sözümüz bugün esamesi okunmayan PASOK'a ve zamanın Yunanistan devletine ilişkindir. Yoksa Yunan halkının Kürtlerle her zaman dost olduğuna inanıyorum. Son seçimlerde SYRIZA'nın iktidara gelmesini olumlu karşılıyoruz. Kapitalist moderniteye, onun ekonomik politikasına, liberal ve neoliberal ideolojisine ne kadar direnir, bilemiyorum. Ama değerli ve anlamlı bir çıkış yapmıştır. Yunan halkıyla birlikte yeni Yunanistan hükümetinin Kürt halkının özgürlüğüne destek olacağına inanıyorum. 

Demek ki, adı geçen devletlerin PKK'ye ve Kürt sorununa yaklaşımları niyetsel bir yaklaşım değildir. Eğer Kürtler Kobanê'de yenilseydi, Özgürlük Hareketi DAİŞ faşizmine karşı böyle görkemli bir direniş göstermeseydi ve sömürgeci Türk devleti Özgürlük Hareketi'ne karşı başarılı olsaydı, Kürtler kesinlikle kimsenin gündeminde olmayacaktı. Direndikçe, güçlendikçe, örgütlendikçe ve siyaset dengelerini etkileyen bir düzey kazandıkça ancak devletler politikalarında değişikliğe giderler. Halklar için aynı şeyi söylemiyorum. Halkların çıkarları aynıdır, ortaktır. Onları birleştiren ve kardeşleştiren ortak demokrasi ve özgürlük istemleridir. Bu anlamda halklarla zaten her zaman dost ve kardeşiz. 


Rojava Devrimi, güçlerin Kürt Özgürlük Hareketi'ne, Öcalan'a ve Komplo'ya bakışını nasıl etkiledi?

Bilinmektedir ki Rojava Devrimi, Önder Apo'nun Demokratik Ulus perspektifini ve Demokratik Konfederalizm paradigmasını halkın kendi öz gücüyle pratikleştirmesi biçiminde olmuştur. Bu devrime sempati duyup devrimin paradigmasını oluşturan kişiliğe antipati duymak, bir çelişki ve tezattır. Ama bu çelişkinin olduğunu biliyorum. Buna rağmen Rojava Devrimi, birçok gücün Kürt Halk Önderi Rêber Apo'ya yaklaşımında olumlu bir etki yapmıştır. Başta da belirttiğim gibi bu sadece bir politik ahlak ve niyetsel yaklaşım değil; bazı güçler pratik ve pragmatik düşünseler de böyledir. Rêber Apo, tanınan, itibarlı bir dergide dünyadaki en etkili yüz lider arasında yer almıştır. Şüphesiz devletlerin politikalarını ve yaklaşımlarını da önemsiyoruz. Fakat bundan çok önemsediğimiz, halklar ve insanlıktır. Rêber Apo'nun halklar ve insanlık nezdindeki yerinin saygın olduğuna kuşkum yoktur. Rêber Apo'nun itibarını ve gerçek kişiliğini anlamada Rojava Devrimi'nin büyük bir katkı yaptığına eminim. Ama Rojava Devrimi de Rêber Apo'nun paradigmasıyla ve onun ideolojik ve felsefi görüşleri öncülüğünde gerçekleşmiştir. Rêber Apo, Demokratik Ulus perspektifi ve demokratik paradigmanın sahibidir. Dolayısıyla bir kişilik olmanın ötesinde bir felsefe, bir gelecek, bir yaşam sistemidir. Böyle bakıldığında Rojava örneğinde de görüldüğü gibi halkların, inançların, kültürlerin ve insanlığın Rêber Apo'yu benimsememsi mümkün değildir. Zaten Rêber Apo, bir insanlık değeri olmuştur. Bunun somut göstergesi Rojava Devrimi'dir. Rojava Devrimi bu anlamda şüphesiz ki halklar ve güçler üzerinde olumlu bir etki yapmıştır. Bu nedenledir ki, Rêber Apo'nun özgürlüğü tüm halklar ve insanlık tarafından istenmektedir. Dolayısıyla halklar ve insanlıkla birlikte bazı devletlerin bile Uluslararası Komplo'ya bakışı değişmiş ya da değişmek zorunda kalmıştır. Bunu yaratan Rêber Apo'nun görüşleri ve bunu pratikleştiren halkımız ve Özgürlük Hareketimiz olmuştur. Tarihte tüm peygamberlerin, siyasi ve toplumsal liderlerin ilk ortaya çıktıklarında kolay anlaşılmadıkları, taşlandıkları hatta lanetlendikleri bilinmektedir. Bunların büyüklüğü ne yazık ki daha sonra anlaşılmıştır. Marx'ın Komünist Manifesto'sunun öldükten sonra yayınlandığı bilinmektedir. Bu da tarihsel, büyük insanların bir şansızlığı mıdır, bilemiyorum. Rêber Apo, yarım asırlık mücadelesinden sonra ancak insanlık tarafından anlaşılmıştır. Bugün uluslararası komplocu güçler bile komployu savunamayacak kadar utangaç ve cesaretsiz bir duruma gelmişlerdir. İnsanlığın yükselen demokrasi ve özgürlük değerleri, Rêber Apo'yu daha anlaşılır kılmakta ve komplocu güçleri daha zayıf düşürmektedir. 


Türkiyeli demokratların, ilerici güçlerin komploya yaklaşımı nasıl oldu? Yeterli buluyor musunuz? 

Rêber Apo, "Ben Kürt olduğum için değil, sosyalist olduğum için Kürdistan özgürlük mücadelesini örgütledim" demektedir. İlk arkadaşları da zaten Türk kökenli olan devrimcilerdir. Israrla Türkiye sosyalist hareketiyle birlik olmak istemiştir. Fakat bunun gerçekleşmediğini görünce yönünü Kürdistan'a dönmüştür. Halen "Ben Mahir Çayanların, Deniz Gezmişlerin, İbrahim Kaypakkayaların mirasını yaşatmanın ve başarmanın mücadelesini vermekteyim" demektedir. Hareketimizin içinde en yakın, en güvendiği yoldaşları Haki Karer ve Kemal Pir yoldaşlardı. Şunu söylemek istiyorum: Rêber Apo, kişiliği, felsefesi ve mücadelesiyle kesinlikle Kürdistan'a sığdırılmayacak kadar en başta Türkiyeli daha sonra da uluslararası bir devrimci kişiliktir. Uluslararası Komplo gerçekleştiğinde Türkiye devrimci, sol, sosyalist, ilerici güçlerinin tepkisinin daha tatminkar ve daha ileri düzeyde olması beklenirdi. Dürüst ve dost olan birçok değerli şahsiyet ve örgütler bunun gereğini gerçekten yapmaya çalıştılar. Başından günümüze kadar dostça ve sadıkane yaklaştılar. Bunu çok değerli ve anlamlı görüyorum. Ancak zaten ideolojik yetmezlik içinde olan, dolayısıyla Rêber Apo'nun yaşam felsefesi ve paradigmasını anlamakta güçlük çeken birçokları da kendilerine ve bize de yakışmayan yanlış ve yersiz değerlendirme ve tutumlar içine girdiler. Tabii bunu bir boyutuyla anlıyorum. Biz bile hareket olarak zorlandık. Nitekim birçok gizli tasfiyeci, sözde yoldaş, gerçek yüzünü açığa vurup hareketten koptular. 

Türkiye sol-sosyalist, devrimci ve ilerici hareketinin Rêber Apo'ya daha yakın durmasını beklerdik. Fakat belirttiğimiz nedenlerle bu istediğimiz düzeyde gerçekleşmedi. Önder Apo'nun fikirleri yazdığı savunmalarla yansıyınca, insanlar ve örgütler bunları okuyup değerlendirdikçe, önemli bazı doğruları görmeye başladılar. Bunu da önemsiyorum. Kürdistan halkının özgürlüğüyle birlikte Türkiye'nin demokratikleşmesini her zaman esas alan Rêber Apo, aslında Türkiye sol ve sosyalist güçlerinin en yakın yoldaşı olmuştur. Bunu bugün verdiği mücadelesinde, geliştirdiği perspektif ve politikalarında da görmek mümkündür. Önemli olan çok istenmesine rağmen geçmişte çeşitli nedenlerle yapılamayanların bugün yapılması ve başarılmasıdır. Bunun için imkanlar ve zemin oldukça önemli ve elverişlidir. Türkiye devrimci, sol, sosyalist hareketiyle, aydın ve ilerici güçleriyle birbirimizi anladığımız, doğru temelde birleştiğimiz ve mücadeleyi ortaklaşarak yükselttiğimiz kadar halklarımızın gerçek özgürlüklerine kavuşacağı kesindir. Antikapitalist, anti devletçi, demokratik sosyalizm ve özgürlüğü esas alan tüm sol, sosyalist, devrimci güçlerle birleşmenin ve mücadeleyi birlikte yükseltmenin zamanıdır. Bu vesileyle çağrım şudur ki, PKK buna açıktır. Üzerine düşen her türlü görev ve sorumluluğu yerine getirmeye hazırdır. Tüm devrimci, sosyalist güçleri bu temelde bir kez daha mücadele birliğine çağırıyorum. 


Öcalan'ın özgürlüğü talebi, Türkiye'nin demokratikleşmesi açısından nereye oturuyor? Ne yapılmalı? 

Rêber Apo, toplumsallığa çok büyük bir değer verir. "Toplumsallaşmayan birey, ya despotlaşmaya ya da köleliğe mahkumdur" der. Rêber Apo, halklaşan ve toplumsallaşan bir kişiliktir. Bir halkın, giderek tüm insanlığın demokrasi, özgürlük taleplerinin sembolü durumuna gelmiştir. Bu anlamda Rêber Apo bir kişilik değil, kendisi olmaktan çıkan, toplumsallaşan bir kişilik olmaktadır. Rêber Apo'nun tutsaklığı da, özgürlüğü de kendisiyle sınırlı değildir. Rêber Apo'nun özgürlüğü, halklarımız için demokrasi ve özgürlüğün zaferi anlamına gelecektir. Zaten halklarımız da böyle anlamaktadır, doğrusu da budur. Denilebilir ki Rêber Apo, toplumun tüm çelişkilerini kişiliğinde somutlaştıran, bunun çözüm arayışını ve yolunu da ortaya koyan bir kişiliktir. Kürdistan özgürlük mücadelesinin diyalektiği, bunun böyle olduğunu ortaya koymuştur. Demokratikleşmeyen bir Türkiye ortamında, özgür bir Kürdistan'dan söz edilemez. Özgürleşmeyen bir Kürdistan'dan ise demokratik bir Türkiye'den söz edilemez. Yani halklarımızın demokratik ve özgür geleceği birbirine bağlanmıştır. Bunu gerçekleştirmenin aklı ve paradigması, Demokratik Ulus ve Demokratik Konfederalizm olmaktadır. Bu anlamda Kürdistan özgürlük mücadelesi aynı zamanda Türkiye'nin demokratikleşmesi mücadelesi olmaktadır. Önder Apo bunun örgütünü ve perspektifini oluşturmak için projeler geliştirmiş, tüm devrimci, sol, sosyalist ve tüm antikapitalist güçleri aynı mücadele noktasında birleştirmek için büyük bir emek vermiştir. HDP gerçekliği, bunun bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. HDP'nin varlığı bu açıdan çok önemlidir. HDP, her türlü şovenizm ve milliyetçilikten uzak, Demokratik Ulus perspektifiyle tüm ezilenlerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin, inançların birleşeceği tek mücadele adresi olmaktadır. HDP, Kürt sorununun çözümüyle birlikte Türkiye'nin demokratikleşmesinde tarihsel bir görev ve sorumlulukla karşı karşıyadır. Bu doğru mücadele perspektifi ve proje doğru bir örgütlenme tarzıyla, inançlı ve kararlı bir şekilde hayata geçirilir ve pratikleştirilirse, Rêber Apo'yla birlikte Kürdistan'ın özgürlüğü ve Türkiye'nin demokratikleşmesi kesindir. Neresinden bakarsak bakalım Kürdistan'ın özgürlüğü, Türkiye'nin demokratikleşmesi ve Rêber Apo'nun özgürlüğü birbirini koşullandıran ve aynılaşan durumlar olmaktadır. Bu açıdan Rêber Apo'nun özgürlüğü talebiyle başlatılan kampanya, aynı zamanda Kürt sorununun çözümü ve Türkiye'nin demokratikleştirilmesi mücadelesidir. Bunun içindir ki, Kürdistan halkıyla birlikte tüm Türkiye halkları Rêber Apo'nun özgürlüğü için onurlu bir kampanya yürütmektedir. Bu aslında kendi özgürlüklerinin mücadelesidir. Bu vesileyle Kürt sorununun çözümü ve Türkiye'nin demokratikleşmesi için Rêber Apo'nun özgürlüğü adı altında başlatılan kampanyayı selamlıyor ve bu değerli kampanyayı örgütleyen ve emek veren herkesi kutluyorum. 


Öcalan, yakalanması ardından etkisizleştirilmek istendi. Ama bugün özellikle Rojava Devrimi ve Kobanê zaferinden sonra Ortadoğu'nun en etkili aktörü haline geldi. Bunu neye bağlıyorsunuz? 

"Öldüremeyen darbe daha da güçlendirir" diye bir söz var. Rêber Apo öldürülemezdi. Çünkü o bir halktı, bir gelecekti. Hem de örgütlü bir halk, öldürenlerin başına dünyayı yıkacak kadar direnişçi bir hareket ve isyancı bir halk! Bunu da Rêber Apo yaratmıştı. Yoksa tarihte Kürt isyan liderlerinin başına getirilenler bilinmektedir. Birçokları sürgün yollarında, darağaçlarında öldürülmüştür. Birçoklarının cesetlerinin nerede olduğu, mezarları bile bilinmemektedir. Önder Apo yarattığı örgütlü halk gücüyle bunun önünü almıştır. Ancak uluslararası komplocu güçler, öldürmeden öldürmek istiyorlardı. Yani Rêber Apo'nun hareketimizden ve halkımızdan bağını koparıp PKK'nin tasfiye olmasını, halkımızın da köleliği kabul etmesini bekliyorlardı. Rêber Apo, tüm bu hesapları İmralı'ya derdest edildiği daha ilk günden boşa çıkardı. Bu da Rêber Apo'nun yenilmezliğini, her koşul altında kendini yeniden var edip mücadeleye süreklilik kazandıran zafer tarzını ifade etmektedir. Rêber Apo, sadece Türk devletiyle değil, küresel bir sistemle mücadele etmektedir. Kapitalist moderniteye karşı Demokratik Ulus eksenli geliştirdiği paradigma onu yaşatmıştır. Rojava Devrimi ve Kobanê Direnişi'nin zaferi, bu gerçekliği açığa çıkaran ve zirveleştiren bir durum olmuştur. Ne Rojava Devrimi, ne Kobanê ve Şengal direnişleri, ne Kürdistan'ın dört parçasındaki halkımızın demokrasi ve özgürlük mücadelesi, ne de Kürtlerin bugün Ortadoğu'nun en belirgin, iradeli gücü durumuna gelmesi, Önder Apo'dan ayrı, Önder Apo'dan soyut ele alınabilecek durumlar değildir. Zaten bunun içindir ki Rêber Apo'nun halklar ve insanlık nezdindeki saygınlığı artmış, Kürt halkının ve Ortadoğu halklarının geleceği açısından belirleyici bir rol oynamaktadır. Bu gerçekliği doğru çözümleyen bütün politik güçler, Rêber Apo'yu doğaldır ki eskisi gibi değerlendiremezler. Bir de Rêber Apo kadar kendini Ortadoğulu gören ve Rêber Apo kadar Ortadoğu üzerinde yoğunlaşan kimse yoktur. Ortadoğu halklarının, inanç topluluklarının ve özellikle de Arap halkının tarihsel gerçekliğini, çelişkilerini ve çözüm yollarını çok kapsamlı değerlendirmiştir. Bunun içindir ki Rêber Apo, Arap halkı, aydınları ve devrimcileri nezdinde ayrı bir yere sahiptir. Bir de görüşleri ve paradigmasının doğruluğu Rojava Devrimi'yle kanıtlanınca ve arkasında kırk milyonu aşan bir halk iradesi ve örgütlü güç olunca, Rêber Apo'nun Ortadoğu'da etkili olmaması mümkün değildir. Ancak Rêber Apo politik ve askeri güçten ziyade halkların demokratik iradesine, halklar üzerinde yarattığı moral, manevi etkiye ve onların demokrasi ve özgürlük mücadelesine daha büyük değer vermektedir. Bu nedenle Önder Apo tanındığı ve anlaşıldığı kadar daha da etkili ve belirleyici olmaktadır. "Ortadoğu'nun en etkili aktörü" diyorsunuz, bu kesinlikle doğrudur. Aktör kelimesi bile yetersiz kalmaktadır. Çünkü Önder Apo'nun halklar nezdindeki yeri daha değerlidir. Politik olarak da örgütlü halk gücüyle bugün Ortadoğu'da en etkili bir konumda olduğu doğrudur.