Kendisini tanrının seçilmiş, iyi kulları olarak gören, diğer insanların, onların iyi yaşamaları için yaratıldıklarını düşünen, cenneti kendisine garantileyip, ötekini kafir ve gavur olarak tanımlayıp, istikametini cehennem olarak belirlemiş, adeta iyiler ve kötülerin savaşlarıyla örülmüştür insanlık tarihi. Dünya insanlık tarıhinde insanların birbirilerini boğazlamalarından günümüz bireysel olaylardaki tüm şiddet manzaralarına kadar herkes haklıdır, haksız yoktur! Öldürme hakkı da dahil, herkes her hakka sahiptir, Geçenlerde eşini 17 yerinden bıçaklayarak katleden bir adama, gazeteciler sanki öldürmenin bir nedeni olabilirmiş gibi "Neden öldürdünüz" sorusunu sorduklarında, sanık bu soruya tam da bu cevap verilir diye düşünmüş olacak ki; "Öldürme hakkımı kullandım" dedi. Aslında canavarlığın, caniliğin ve cehaletin soğukkanlıca bir itirafıydı bu. Daha doğrusu erkek egemen zihniyetin kendisini kapitalist modernite cilasıyla kamufle etse bile saklayamadığı dışa vurumuydu.
Bu dışa vurum haber bültenlerinin sonlarına doğru, gazetelerin 3. sayfalarında, ''alıştığımız kadın cinayetlerine bir yenisi eklendi'' algısıyla sunulurken, maalesef kamuoyundan da hakkettiği tepkiyi görmedi. Yani öldürme hakkını kullanan adama, ''hakkını helal ettik'' hep beraber. İnsanlık için bundan daha tehlikeli bir söz veya eylem başka ne olabilir ki? Kaldı ki iyi analiz edildiğinde bu zihniyetin beslenip, ilham aldığı bir eyleme dönüştüğünü, rutinleşmiş kadın cinayetlerinde rahatlıkla görebiliriz. Dominik'te faşist, dikta rejime karşı mücadele eden ve katledilen Mirabel kardeşler de aynı zihniyetin kurbanları değil miydi? Ya da bu kadar bayağılaştırılan bu canilik söylemini izah etmek gerekiyor: Adam eşini öldürmek istemiş ve öldürme hakkını kullanmış, kim ne diyebilir ki? İster döver, ister sever, hızını alamazsa öldürür! Kime ne? Zaten yaradan kadını adamın kaburgasından, tanrılar da dünya erkek için daha hoş ve çekici olsun diye kadını yaratmadı mı?
Yani kadının varlık sebebi adam. Bir kere "Fıtrata aykırı aynı, eşit olmamız", böyle demedi mi adamın biri. Bizi terbiye eden, başımızı bağlayan, yaşamamıza karar veren, sahip çıkan hep bir erkek değil mi? Tek başımıza hiçbir şey değiliz, hatta yanlız bırakıldığında "namuslu" erkeğin "namusuna" her an leke getirebilecek potansiyel tehlikeyiz daha doğrusu potansiyel "o...yuz". Daha dün değil miydi, nasıl güleceğimizi tarif eden hak sahibi bir erkek?
Varın siz her şeye hakkınızın olduğunu düşünedurun. Bizde direnme hakkımızı kullanacağız! Bin yıllardır öldürülen, diri diri gömülen, recm edilen, pazarlarda satılan, cadı yapılıp avlanılan biz kadınlar direnme ve mücadele etme hakkımızı kullanacağız! Bir kadının köleleştirilmesi ya da özgürleşmesi bütün kadınları ilgilendirir. Bin yıllardır mağdur edilen ve sömürülen kadından bütün kadınlar sorumludur. Dolayısıyla bu tarihsel sömürüyü bertaraf edecek direnişi, örgütlülüğü sağlayamamak yine kadının eksiğidir.
Sadece kadın sorunu denilerek geçiştirilen bu sorun aynı zamanda bir erkek sorunudur. Sorunlu bir yapıdan hak istemek en büyük yanılgıdır ve başarı elde etmek neredeyse imkansızdır. Bu anlamda global kadın örgütlülüğü en büyük ihtiyaçtır. Bununla birlikte bir erkeğin caniliği, barbarlığı ve kabalığı hatta katil oluşu da tüm erkekleri ilgilendirir. Dünyayı global egemen erkek zihniyeti ve örgütlülüğü yönetiyor. Yani zulüm global olarak örgütlenmiştir. Öldürme hakkını kullanan o katilin zihniyetinin kökleri kesinlikle tarihsel geçmişe dayanmakta ve mirasından beslenmektedir. KCK Eşbaşkanı sayın Cemil Bayık kadına yaşatılan bu vahşetin analizini şu sözlerle özetledi: ''Kadınları satmak, insanlığı satmaktır.''
Evet, 21. yüzyılda DAİŞ çeteleri Êzîdî kadınlarını dolayısıyla bütün insanlığı satmıyor mu?DAİŞ çetelerinin zihniyetini tarihsel erkek egemen zihniyetten kopuk ele almak mümkün mü? Şunu rahatlıkla söyleyebilirim; Kobanê ve Şengal'de direnen, tarihin hesabını soran yiğit Tanrıça kadınlar, tüm kadınların ütopyası olan eşit ve özgür yaşamı direne direne yaratıyorlar.
Evet... Biz kadınlar onların öldürme hakkına karşı direnme hakkımızı kullanacağız!!!