Sri Lanka modeli mi olsun, yoksa Bin Ladin modeli mi? Şimdi koskoca TC Devletinin bunu tartıştığı ifade ediliyor. ABD’nin Ankara Büyükelçisinin PKK yöneticilerine karşı “Bin Ladin modelini tavsiye etmesi” ardından devlet yönetimi içinde bu tartışmanın başladığı belirtiliyor. TV ekranlarında konuşan bazı ünlü yorumculara göre, Bin Ladin modelini uygulamak kolaymış da, devlet ve hükümet içindeki bazı çevreler ısrarla “PKK yöneticilerinin toplu öldürülmesini” istiyormuş!
Bu söylenen ve tartışılanlar üzerine ne denilebilir? En hafifinden ahlak yoksunluğu demek gerekir. Çünkü bir yönetimin yaşatmaktan sorumlu olması gerekir, öldürmekten değil. Eğer yaşatmaktan sorumlu olan bir güç, nasıl öldürebileceğini tartışıyorsa, farklı farklı öldürme modelleri arıyorsa, o durumda söz konusu güç bitmiş demektir. İşte AKP Hükümetinin geldiği nokta bu oluyor. Böylece Tayyip Erdoğan’ın yaşatmak ve herkesin yaşam tarzına saygılı olmak üzerine söylediklerinin hepsinin bir yalan ve aldatma olduğu ortaya çıkıyor.
Dikkat çeken bir diğer husus, bu tartışmaların ABD Elçisinin tavsiyeleri üzerine gelişmesidir. ABD yönetimi ne zamandan beri TC yönetimlerine “Kürtleri öldürme emri” veriyor? İşin diğer boyutu, bunları düşünebilecek akılda Türkiye’de hiç kimse yok mu ki, PKK yöneticilerinin nasıl öldürülebileceği aklını bile bir Amerikalı veriyor? Türkiye bu kadar mı Amerika’ya bağımlı? Haydi Kürt sorununu çözmeye yetecek aklı yok, peki AKP’nin PKK’lileri öldürmeye de yetecek akılları yok mu? Ne diyelim, nerden bakarsan tutarsızlık, nerden baksan ahmakça!..
Kaldıki bu modelleri TC yönetimlerinin dışardan öğrenmeye ihtiyaçları da yok. Çünkü bu modellerin hiçbiri TC açısından yenilik arzetmiyor. Türkiye otuz yıldır yaşanan “Kürt savaşı“nda bu modellere birçok kez tanık olmuş bulunuyor. Bu nedenle TC yönetimlerinin bu modelleri dışardan öğrenmeye, ABD veya Sri Lanka’dan almaya ihtiyacı yok. Tersine onlar TC’den öğrenmiş bulunuyor, Sri Lanka Türkiye’den öğrendiğini uyguluyor.
Örneğin, ABD Elçisinin önerdiği Bin Ladin modelini ele alalım. TC yönetiminin bundan öğrenmeye ne ihtiyacı var? Zaten ortada Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yöneltilmiş uluslararası komplo var. Bin Ladin modeli aslında uluslararası komplodan öğrenilerek yaratıldı. Bundan onbeş sene önce ABD yönetimleri aynı aklı Türkiye’ye verdi ve Türkiye de uluslararası komplo olarak uyguladı. Peki sonuç ne? İşte günümüzdeki durum. Demekki Bin Ladin modeli yıllardır uygulanmasına rağmen PKK’yi değil yok etmek, geriletmeye bile yetmedi. Yıllardır denenmiş ve başarısız kalmış bir modeli “Yeni ve sonuç alıcı“ olarak sunmanın ne anlamı ve değeri olabilir?
Şimdi ABD Elçisinin “Bin Ladin modeli” tavsiyesi, daha önce tavsiye edilen ve AKP Hükümeti tarafından uygulanmasına rağmen sonuç vermeyen “Sri Lanka modeli” ardından gelmektedir. Dikkat edilirse, bundan bir yıl önce de çare olarak Türkiye’de “Sri Lanka modeli” tartışılıyordu. Başta Tayyip Erdoğan’ın danışmanları olmak üzere AKP yanlısı herkes bir kurtuluş aracı olarak Sri Lanka modelini övüyordu. Hatta bu konuda o kadar ileri gidildi ki, Sri Lanka modeliyle Mart 2012’ye kadar “PKK’nin yok edileceği” iddiasında bulunuldu.
Peki sonuç ne? 2011-2012 kışı boyunca Sri Lanka modeli uygulanmasına rağmen hiçbir sonuç elde edilemedi. PKK olduğu gibi yerinde duruyor. Hatta çok daha fazla güçlenmiş bulunuyor. Neden? Çünkü PKK açısından Sri Lanka modeli de yeni bir şey değil. Şimdiye kadar sayısı yirmidört olarak açıklanan sınır ötesi operasyonların her biri aslında bir Sri Lanka modeliydi. Şubat 2008 Zap operasyonu bir Sri Lanka modeliydi. Peki bunların hiçbiri herhangi ciddi bir sonuç verdi mi? Hayır! Demekki PKK Sri Lanka modeliyle yeni karşılaşmıyor. Aslında Sri Lanka bu ezme ve imha etme modelini Türkiye’den almış bulunuyor.
Özel savaş basını bu iki modeli tartışıyor ama, aslında AKP’nin öldürme modelleri bu ikisiyle sınırlı da değil. AKP’nin daha başka öldürme modelleri de var. Mesela hukuki öldürme modeli, asimilasyonist öldürme modeli, psikolojik öldürme modeli gibi. Birinci modelle rakibini siyaseten yok ediyor, ikinci modelle kimliksiz hale getiriyor, üçüncü modelle ise akılsız, düşünemez kılıyor. Sonunda rakibinin posası ortada kalsa da kendine ait hiçbir şey kalmıyor, öz ve içeriğin hepsi AKP’nin eline geçiyor.
Demekki AKP savaşçılığını küçümsememek gerekiyor. Bin Ladin ve Sri Lanka modelleri eski olabilir ve Kürdistan’da başarısız kılınmış bulunabilir. Fakat hukuki, asimilasyonist ve psikolojik öldürme modelleri ciddidir. Hem TC Devleti, hem de özellikle AKP Hükümeti bu modelleri uygulamakta son derece ustalaşmıştır. Başbakan Tayyip Erdoğan’a usta denmesi buradan ileri gelmektedir.
Örneğin hukuki öldürme modelini ele alalım. Şimdiye kadar hiçbir TC hükümeti, AKP kadar hukuku siyasal rakiplerine karşı bir savaş aracı olarak kullanmamıştır. AKP bu işi hem çok yoğun, hem de yağdan kıl çekercesine ustaca yapmaktadır. “Ergenekon Davaları“, “Darbe Davaları”, “KCK Davaları” buna açık örnektir. Bunların toplamı 12 Eylül darbe rejimi kadar deşifre olmuş değildir. AKP’nin yaptığı bu yargılamaların siyasal amaçlı olduğu, siyasal rakiplerini tasfiye etmeyi, yani siyaseten öldürmeyi amaçladığı ve AKP’yi siyaseten güçlendirmeyi hedeflediği tartışmasızdır.
Asimilasyonist öldürme modeli çok daha kapsamlı ve insanlık dışı bir vaziyettir. Kürt çocukları, gençleri, insanları okulda, sokakta, pazarda, her yerde asimile edilip kendi kimliğinden uzaklaştırılarak Türkleştirilmekte, ardından PKK buna karşı çıkınca “PKK insanları cahil bırakıyor, cahiller PKK’li oluyor” denilmektedir. Yani burada Kürt olarak yaşamak “cahillik”, Kürtlükten asimile olup Türkleşmek ise “Aydınlık, uygarlaşma” olarak gösterilmeye çalışılmaktadır. AKP işte bu kadar kurnazdır. Asimilasyona dayalı soykırımı işte bu denli bir ustalıkla yürütmektedir. Kürdü öldürürken bile “Onu kurtardığını, uygarlaştırdığını“ iddia etmektedir. Ne var ki birçok Kürt ve kamuoyu da buna inanmakta ve aldanmaktadır.
AKP’nin psikolojik öldürme modeli çok daha tehlikeli bir şeydir. Bunu “Kedinin fareyle oynaması” olarak tanımlamak en doğrusu olur. Kedinin sert pençe darbeleri altında aklı dağılan farenin kediye doğru koştuğu bilinmektedir. AKP de siyasal rakiplerine karşı psikolojik savaşı işte böyle kullanmaktadır. Başta Tayyip Erdoğan olmak üzere AKP yöneticilerinin nerede ne söyleyecekleri belli olmamaktadır. Her an her şeyi söyleyebilmekte, çok farklı davranışları pêş pêşe gösterebilmektedirler. Sabah ayrı, akşam ayrı konuşup davranabilmektedirler. En olumlu yaklaşımla en iğrenç hakareti ard arda yapabilmektedir.
Buna siyasal literatürde şeker-kamış politikası deniyor. Bir yandan en ileri düzeyde olumluluk ve beklenti yaratırken, diğer yandan insanın umudunu kökten kırabiliyor. Böylece insanların psikolojisi felç edilmek, düşünce sistemleri dağıtılmak, akılsız ve iradesiz kılınmak isteniyor. Bu hale gelen insanların “Şartlı refleks gösterme” gibi hep AKP’ye göre davranmaları durumu ortaya çıkıyor. CHP ve MHP’nin yaşadığı durum tamı tamına bu oluyor. BDP ise AKP’nin bu saldırılarına en fazla maruz kalan güç oluyor. BDP’deki yalpalanmalar ve yaratıcı olamama durumu burdan ileri geliyor.
Bir iktidar gücü ve siyasal rakip olarak AKP’yi asla küçümsememek gerekiyor. AKP’nin öldürme modellerine karşı herkesin uyanık olması kesin bir zorunluluk oluyor. Yoksa AKP’ye karşı mücadele ediyorum derken, AKP’nin değirmenine su taşımak gündeme gelir. Herkes bu gerçeği çok iyi bilmelidir.
Öldürme modelleri