Öldürülmeyen Hemme’ler

Forum Haberleri —

Hemme

Hemme

  • Öfkeyi estetize eden, bastırmayı romantize eden ve adaletsizliği kaderle harmanlayan sinema dili, sistemin kendini aklama biçimlerinden biridir. Burada ölüm, saldırgan tarafından değil, eğlenirken gerçekleşir, gerçekleşmiştir.
  • Eyüp’ün Hemme’yle halayda kol kola girmesi, estetik bir “bağışlama” ya da “barış” sahnesi değil; sistemin zafer anıdır. Orada halay, bir dayanışma biçimi değil; bir teslimiyet ritüelidir.

ALAN ASYA

Eyüp, o gün Hemme’yi öldürmedi. Ve o gün hiçbir şey olmadı. Tıpkı diğer günlerde olduğu gibi. Film bitti, karanlık bastı ve herkes evine döndü. Fakat sinema perdesinde sessizliğe gömülen, aslında bir sistemin devasa simülasyonuydu: Adaletsizliğin sıradanlaştırıldığı, öfkenin nötralize edildiği, yoksulun bir kez daha "anlatıldığı", fakat hiçbir zaman kendisini anlatmasına izin verilmediği bir modern çağ masalı.

İnsandaki ‘şiddet’ istenci bir çok katmanlı ve her katmanında birbirine grift içerikler vardır. Filmi izlerken de bu sorunsal kendisini rafine halde düşündürdü. John Zerzan, bir röportajında şöyle der; “Kristof Kolomb Amerika kıyılarına çıktığında, ‘barışçıl’ yerli halk onu kollarını açarak karşıladı. Bana sorarsanız, yapılması gereken en zarif şey onun boğazını kesmekti. Buna pek kimsenin itiraz edeceğini sanmıyorum, itiraz edenler varsa bile, bunlar muhtemelen kendilerine, ailelerine ve cemaatlerine yönelmiş bir şiddet deneyimi yaşamamış olanlardır.” Peygamber İsa ise şöyle der; “ ‘Göze göz, dişe diş’ dendiğini duydunuz. Ama ben size diyorum ki, kötüye karşı direnmeyin. Sağ yanağınıza bir tokat atana öbür yanağınızı da çevirin. ‘Komşunu seveceksin, düşmanından nefret edeceksin’ dendiğini duydunuz. Ama ben size diyorum ki, düşmanlarınızı sevin, size zulmedenler için dua edin.

Murat Fıratoğlu’nun Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri, klasik anlamda bir sinema eseri değil; bu film, görsel biçimiyle, diyaloglarındaki kasıtlı cılızlıkla ve yıkanmamış bir gerçekliğe benzeyen kurgusuyla bir ritüel sunuyor. Bir tür “sakinleştirilmiş isyan ayini”. Öfkeyi tanıyormuş gibi yapıp, ona bir roman karakteri gibi davranan- ona bir hikâye, bir yolculuk, bir dönüşüm pazarlayan- ama o öfkeyi özünden söküp sterilize eden pastoral bir uyuşturucu.

Eyüp’ün öfkesinin kaynağı açıktır: Yevmiye. Adaletsizlik. Aşağılama. Modern kölelik. Fakat film, bu öfkeyi politik bir kopuşa ya da devrimci bir eyleme taşımak yerine, Eyüp'ün karşılaştığı birkaç “iyi” insan ve absürt olay sayesinde adım adım sönümlendirir. Bu, sadece Eyüp’ün değil, bizatihi bütün bir sınıfın, bütün bir halkın enerjisinin tahliye edildiği bir psikopolitik mühendislik modelidir. “İktidarların” aksiyon ve söylemlerinde dromologça hareket ettiği; hızın ve an’ın hakim olduğu bir çağda, Eyüp’ün yavaşlığı, kararsızlığı ve durağanlığı, bir tür "devletleşmiş tempo" ile yoksulu parelize eden yapının simgesine dönüşür.

Eyüp'ün ölümü değil, öldürmemesi anlamlıdır bu bağlamda. Çünkü Eyüp’ün öldürmemesi, yalnızca bireysel bir etik seçimi değil; kültürel, sınıfsal ve tarihsel bir çözülmenin metaforudur. Yani Eyüp, yalnızca Hemme'yi değil, aynı zamanda onu ezen sistemin görünür simgesini de öldürmeyi reddeder. Bu, "eski dünya ölürken, yenisinin doğmak için mücadele ettiği" anda yaşanan trajik bir tereddüttür.

Dikkat: Bu, ne ahlaki bir zaferdir ne de bir çözüm. Aksine, “sistemin kazanması”nın sanatsal formlarla yeniden üretilmesidir. Öfkeyi estetize eden, bastırmayı romantize eden ve adaletsizliği kaderle harmanlayan sinema dili, sistemin kendini aklama biçimlerinden biridir. Burada ölüm, saldırgan tarafından değil, eğlenirken gerçekleşir, gerçekleşmiştir.

Eyüp, yolda tanıştığı birkaç iyi insan sayesinde insanlığını hatırlamaz; aksine, sistemin ona yazdığı senaryonun dışına çıkmamasını öğrenir. Bu “tersinden bir karakter gelişimi”dir. Kendisini ezen sınıfın kişisel şiddetine yönelmekten vazgeçmesi, kolektif şiddetin, yani sömürü sisteminin devamını garanti altına alır. Öldürmemek, burada vicdan değil, sistemsel sinikliktir.

Estetikleştirilmiş halüsinasyon

Modern insan artık özne değil, sadece anlamı yansıtan ama onu üretmeyen bir ekran yüzü, bir aynadır. Eyüp, işte tam da budur: Kurgunun içindeki bir “donmuş; bozulmuş imge”.

Ne devrimcidir, ne tamamen edilgen. Ne faildir, ne de kurban. Ne kahramandır, ne de anti-kahraman. O sadece, hikâyeye yerleştirilmiş bir “kararsızlık noktasıdır”. Sistemin tüm baskı mekanizmaları- devlet, patron, mevsimlik işçilik, taşra, erkeklik, yoksulluk- Eyüp’ün bedeninde temsiliyet kazanır ama çözülmez. Çünkü Eyüp’ün kararsızlığı aslında, kitlelerin sessizliğini metaforize eder.

Modern mithos olarak taşra; sömürü ve mizahın tokalaşması gibi… Film boyunca bir taşra mizahı işlenir. Absürtlükle komiklik arasında gidip gelen olaylar zinciri, bir tür “katlanılabilirlik” üretir: Eyüp’ün yaşadığı zulüm, mizah sayesinde hafifletilir. Ancak bu hafiflik, adaletsizliğin üzerini örten bir tül perde gibidir. Burada barbarlık vardır, uygarca; barbarlık artık bağırmaz, güler.

Öldürülmeyen Hemme, Eyüp'ün içinde yaşamaya devam eder. Eyüp’ün öfkesinin ölümle sonuçlanmaması, adaletin gerçekleştiği anlamına gelmez. -Çünkü bu da mecazdır.-  Bu, yalnızca öfkenin sanat yoluyla törpülenmesidir. “Modern Sinema”nın yeni ahlaki programı budur: Bastır ve alkışla. Bastır ve festival ödülü al. Bastır ve sus.

Çözüm, tabii ki Eyüp’ün öldürmesi değildir. Bu da, sistemin dikte ettiği bireysel “şiddet ya da şefkat” ikileminde hapsolmak olurdu. Çözüm Eyüp’ün susması da değildir. Gerçek çözüm, Eyüp’ün anlatıcı olmaya başlamasıdır. Hikâyenin pasif öznesi değil, kendi tarihini yazan kolektif hesap soran; fail olmasıdır. Ve evet, filmin son sahnesi nispet yaparcasına işlenmiş. Son sahnede; Eyüp’ün Hemme’yle halayda kol kola girmesi, estetik bir “bağışlama” ya da “barış” sahnesi değil; sistemin zafer anıdır. Orada halay, bir dayanışma biçimi değil; bir teslimiyet ritüelidir. Kiminle kol kolasın, işte orada kimin tarafında olduğunu gösterirsin. Ve Eyüp, tam da o sahnede; kendisini ezenle, aşağılayanla, yevmiyesini gasp edenle aynı hizada, aynı ritimde, aynı döngüde hareket eder: Ve o halayda Eyüp, artık sisteme karşı değil, sistemin içindedir. Öldürmemek bir tercih değilse, kol kola girmek teslimiyetin melodisidir.

Tekil öfkeyi örgütlü bilinçle bütünleştirmedikçe hiçbir film, hiçbir yürüyüş, hiçbir eylem, kurtuluş değildir. Kurtuluş, Eyüp’ün yolda karşılaştığı figürleri tüketip bitiren yolculukta değil, onlarla örgütlenen bir yeni hakikat düzenindedir.

Yani çözüm, ne Hemme'nin ölmesindedir, ne Eyüp'ün susmasında. Çözüm, o gün bitti sanılan hikâyenin yeniden ve başka türlü başlamasının mümkün olduğu algısallıkta.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.