Güney Batı Kürdistan’da savaş kızıştıkça güç dengeleri, saflar ve niyetler de giderek değişip netleşmeye başlıyor. Dost kim, düşman kim diyen insanlarda yaşanan kafa karmaşıklığı da yavaş yavaş ortadan kalkmaya başlıyor. Gelişmeleri yakından takip edenler bu durumu çok net olarak görebilir. Aslında durumlar çok da karmaşık sayılmaz. Kafa karşılıklığı veya acabalarla yaşayanlar özde güçler dengesine göre kendini konumlandırmaya çalışan kesimler olmaktadır. Bu durum irili-ufaklı partilerden tutalım, çeşitli etnik guruplarda, inanç guruplarında ve karekteri gereği daha çok orta tabakayı kapsayan sosyal kesimlerde görülmektedir. Bugün Suriye denkleminde üç temel güç mevcuttur. Biri BAAS rejimi, biri “Özgür Ordu” altında mücadele eden karmakarşık guruplar olurken, üçüncüsü Kürt halkını temsil eden ve kendini yaşamın her alanında örgütleyerek hatırı sayılır bir güç haline gelen Kürt siyasal hareketidir. Her üç gücün temel siyasal ve askeri yaklaşımlarına kısaca bir göz atılacak olursa; Baas rejimi sistemde hiçbir değişikliğe gitmeden Rusya, Çin, İran ve Irak devletlerinden aldığı destekle kendini ayakta tutma çabasını sürdürürken bu arada bir çok yerleşim yerini veya şehirini viraneye çevirmiş durumdadır. Tek amacı; karşıtını tüm varlığıyla imha etme amacını taşımaktadır. Gelinen aşamada kendince geriye dönülemez, değişime ve dönüşüme gidilemez bir yola girdiği gururunu, inancı ve politikasını sürdürmektedir. Yani gelinen aşamada uzlaşma niyet ve çabaları olsa bile bunun artık çok da imkan dahilinde olmadığı gerçeğini kendisi de çok iyi bilmektedir. Bu anlamda bir çırpınışı yaşadığını ve belki alevi kesimin geleceğini garanti altına alma düşüncesiyle buna yavaş yavaş zemin hazırlama çabası içerisine gireceği görülmektedir.“Özgür Ordu” ise; başlarda birçok insanın dikkatini çekerken giderek cazibesini yitirmeye başladığını görmekteyiz. Ancak siyasal ve askeri açıdan dış güçlerin verdiği destekle varlığını korumaya ve kendini ayakta tutmaya çalıştığı görülmektedir. Çünkü aynı çatı altında mücadele ettiğini söyleyen gurupların amaçları ve pratikleri birçok insanın tepkisine yol açtığını bunların giderek amaçlarından saptığı inancının çığ gibi büyüdüğünü görüyoruz. Bu çıkar guruplarının gerçek yüzü birazda onların öteki yüzünün gerçeğini de ifade etmektedir.

Birincisi; kendilerininde şimdiye kadar Baas rejiminin kırk yıldır sürdürdüğü milliyetçi şoven politikalarındaki ısrara dayalı bir politika sürdürdüğü, diğer etnik ve inanç temelli çeşitli toplumsal kesimlerin varlığını itiraf etmekten ısrarla kaçındığını, toplumda Baas rejiminin bir tekrarı olacağı inancının ağır bastığı gerçeğidir. Bundan dolayı “Özgür Ordu” denen oluşumun geniş toplumsal kesimlerin ilgisini yitirdiğini görmekteyiz.
İkincisi; Özgür Ordu adı altında türemiş bir çok irili ufaklı gurubun varlığı ve bunların yol açtığı sonuçlardır. Bu guruplar geçmişte tamamen Baas rejiminin yetiştirmeleri olan ve onun zihniyetini temsil eden ve hiç bir siyasal ve toplumsal amacı olmayan kesimler olmaktadır. Bu guruplar daha çok ganimet peşinde koşan hırsız, çeteci fanatik guruplar olup, geniş toplumla bütünleşememiş, dıştalanarak yanlızlaştırılmış avare kesimlerden oluşmaktadır. Bunların sayısı azımsanmayacak orandadır. Umutsuz ve anlamsız bir yaşam sürdürdükleri gibi tekbirli ve nidalı bir ölüme çok rahatlıkla koşabilmektedirler. Bunların yapma, inşa etme gibi ne bir düşünceleri ne de siyasal bir amaçları vardır. Anı, günü düşünmekten öteye bir anlam gücüne sahip değiller. Onlar ağına düştükleri avcının ancak söylediklerini yapma yetisine ve yeteneğine sahiptirler.
Üçüncü güç ise; belirgin Kürt siyasal hareketi olmaktadır. Siyasal, kültürel ve felsefik açıdan sergilediği temel yaklaşım tamamen insan, doğa denkelemi içinde toplumsal yarara ve ahlaki değer yargılara dayalı bir yaklaşım izlediği gerçekğidir. Her açıdan donanımlı olmasına rağmen çevresine zarar vermekten kaçınan ve tamamen toplumsal uzlaşıya dayalı, bir yaklaştığını görmekteyiz. Ötekine benzeşmediğinden dolayı sürekli dıştalanmaya veya suçlanmaya çalışılmaktadır. Nedeni ise; neden ölmüyor, öldürmüyor veya yakıp yıkmıyorsunuz suçlamalarıdır. Neredeyse hiçbir insana zarar vermeden, elde ettiği başarıların kaynağında yatan gerçeği görebilmek herkesçe anlaşılabilecek bir durum olmasa gerek.