Günlerce yaralı halde sokakta ambulans bekleyen ve Türk güçlerinin engelli sonucu yaşamını yitiren 16 yaşındaki Hüseyin Paksoy’un avukatı Nuray Özdoğan, AİHM tedbir kararının geç uygulandığını söyledi. 

Cizre’de devam eden topyekun savaş konseptinde Türk devlet güçleri tarafından 14 Ocak günü taranarak yaralanan ve hastaneye kaldırılması 4 gün oyunca engellenen 16 yaşındaki Hüseyin Paksoy bilerek ölüme terk edildi. Özgürlükçü Hukukçular Derneği (ÖHD) Ankara Şube avukatlarından Nuray Özdoğan, 16 Ocak Cumartesi Günü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurdu. AİHM, 18 Ocak Pazartesi günü Paksoy’un yaşam ve sağlık hakkının ihlal edildiğini belirterek tedbir kararı aldı. AİHM kararının geç uygulandığını vurgulayan Av. Özdoğan, “Karar bize Pazartesi sabahı geldi. Kararın geldiği saatte Hüseyin hayatta olup olmadığını bilmiyoruz. Zaten kararında hızlı bir şekilde uygulanmadığı görüyoruz. Şırnak Valiliği bizi Pazartesi akşam saatlerinde aradı. ‘Bu kişi nerede? Bize karar geldi ne yapacağız?’ diye sordular. Aslında bu kararın ne kadar geç uygulandığını gösteriyor. Çünkü karar bize sabah saatlerinde gelmişti” bilgisini verdi. 

Hüseyin Paksoy’un otopsi raporuna ulaşmadığını da belirten Av. Özdoğan, AİHM’den şahsi bir kararın çıkmasının sorunları çözmediğinin bu olayla kanıtlandığını vurguladı. Özdoğan, “Çünkü sokağa çıkma yasakları zaten başlı başına hukuku aykırı yürüyen bir işlem. Sokağa çıkma yasakları kalkmadan hak ihlalleri devam edecek. AİHM’in verdiği kararların da zamanında uygulanmadığına dair kanaat zaten uyandı. Dolayısıyla biz tekrar bir başvuru yapacağız ve AİHM’in sokağa çıkma yasaklarına dair bir karar verme beklentisi içindeyiz” diye konuştu.


Devlet izin vermedi

Hastaneye kaldırılması 4 gün boyunca engellenen 16 yaşındaki Hüseyin Paksoy’un ailesi, dün sabah cenazeyi teşhis etti. Ağabey Nadir Paksoy, kardeşinin vurulma haberini duyduktan sonra yaşananları anlattı: “Akşam saat 16.30 ile 17.00 arasında bize bir haber geldi, Hüseyin’in eve gidip bakarken vurulduğu söylendi. Bizler de bunun üzerine vekilimiz Faysal Sarıyıldız’ı aradık. Ambulansın gelmesi için uğraştı. Ambulans geldi de. Ama izin vermiyorlardı. Güvence vermiyorlardı. Vekilimiz emniyetle, devlet yetkilileriyle görüşmelere başladı. Ama hiçbir güvence vermediler.” 


Direnişçiler garanti verdi  

Paksoy, direnişçi gençlerin tek taraflı olarak ateş açılmayacağı garantisini verdiğini ancak devlet güçlerinin bunu kabul etmediğini kaydederek, şöyle devam etti: “Mahalledekiler de bu taraftan hiçbir ateş olmamasının garantisini milletvekiline verdiler. Vekilimiz de devlet yetkilileriyle görüştü. Ama bir sonuç almadı. İzin vermediler. Birkaç kişiyi gönderelim alsınlar dedik ona da izin vermediler. Ambulans yola çıkacak dediğimiz saatlerde bilinçli bir şekilde obüslerle, tanklarla o bölgeyi taramaya başlıyorlardı. Ambulanslar yola çıktığı anda bölgeyi obüslerle vurmaya başladılar. Sabah saat 04.00’e geldiğinde de hala görüşüyorduk ama bir sonuç alamadık. Ertesi gün de Faysal Sarıyıldız, Meclis’i aradı, yine sonuç alamadı. Ambulanslar yola çıktığı anda o bölgeyi obüslerle vurmaya başlıyorlardı. Orada ölmesini istiyorlardı.”


Artık ölmüştür diye

AİHM’e başvurduklarını hatırlatan Paksoy, “AİHM karar verdiğinde devlet de artık öldüğünü anlayınca gidip o noktadan almış. Ama öncesinde ‘nerede olduğunu bilmiyoruz’ diyorlardı. Dalmış petrolün orada almışlar cenazeyi. Bizim orada bir akrabamız vardı. Zaten Hüseyin’in vurulduğu haberini de o verdi, bize. Sokakta olduğunu söyledi. ‘Ben de alamıyorum. Siz gelip almaya çalışın’ dedi. Ama devlet izin vermedi. Devlet çocuk olduğunu da biliyordu. Getirip tedavi etselerdi sonra kim olduğu zaten anlaşılırdı. Bakın işte içeride, morgta kimliği de yanında” dedi. 


Kürt olunca ölsün!

“Bir çocuğu vuruyor ve günlerce kan kaybederek ölmesini bekliyor. Bunun hangi savaş kanununda yeri var? Her gün insanları, çocukları, kadınları öldürüyor. Mesela dün de taziye evini vurdular. Ama Türk medyası görmüyor. Mesele Kürt olunca ölsün diyorlar. Evimizi barkımızı yıkıyorlar. Bizler muhacir olduk kendi toprağımızda.” 


Kardeşimi öldürdükten sonra

AKP rejiminin sıkıyönetim uygulanan yerlerdeki hasarları karşılayacağı yönündeki açıklamalarına da tepki gösteren Paksoy, “Şimdi kalkmış ‘size ev yapacağız’ diyorlar. Sen kardeşimi öldürdükten sonra bana bin tane ev yapsan neye yarar? Ne yapayım senin evini. Manevi hasarı nasıl karşılayacaksın?” diye sordu. 


BM’ye müdahale çağrı

Dünyanın bu zulme sessiz kalmamasını isteyen Paksoy, şunları söyledi: “Artık dünya bu zulme sessiz kalmamalı. Birleşmiş Milletler’e çağrı yapıyorum: Daha ne kadar susacaksınız? Gelsinler, incelesinler. Eğer biz haksızsak ‘siz haksızsınız’ desinler, biz de susalım. Ben işçiyim 9 nüfusa bakıyorum. Devlet gelip kardeşimi öldürdü, evimi yıktı. Benim bu devlet ile tek bağım bir yeşil karttır. Onu da alsınlar istemiyorum. Artık yeter diyoruz. Allah’a havale ediyorum. Kürt halkının başı sağolsun, Kürdistan sağolsun.” 



 ŞIRNAK





Kanını çeke çeke katletti



HDP 2. Kadın Grubu Toplantısı’nda konuşan Eşbaşkan Figen Yüksekdağ, “Bu iktidar Hüseyin’in kanını çeke çeke naklen katletti. Bu kanın lanetinden kurtulamayacak” dedi. 

Kürdistan’da dünyanın gözleri önünde insanların katledildiğini belirten Yüksekdağ, şunları söyledi: “Hüseyin Paksoy herkesin gözü önünde naklen katledildi. Dört gün boyunca naklen katledildi. Sosyal medyada sabaha kadar ambulans istendi. Ayağından vurulmuş… 16 yaşındaki çocuğunuz ayağından vurulsun, tüm dünyanın gözü önünde 4 gün boyunca bekletilsin, tüm dünyanın gözleri önünde katledildi. Bu iktidar Hüseyin’in kanını çeke çeke katletti. Eğer AİHM tedbir kararını verseydi Hüseyin bugün yaşayacaktı… Şırnak Milletvekilimiz artık cenaze taşımaktan üstümüze kan kokusu sindi diyor. Halkın vekilinin sözü bu. Sen rahat ol yine de Faysal vekilim, sen kan kokusu yıkanırsın geçer, ama bu kan kokusu iktidarın üzerine lanetiyle sindi. İktidar hiçbir şekilde üzerine sinen bu kanın lanetinden kurtulamayacak.”



Orhan da ölüme terk edildi


Cudi Mahallesi'ne merak ettiği ağabeyinin durumunu öğrenmek için giderken özel harekat timleri tarafından hedef alınarak vurulan 21 yaşındaki Orhan Tunç , sokak ortasında göz göre göre ölüme terk edildi. 

Konuya ilişkin bilgi veren HDP Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız, Tunç vurulduktan sonra hastaneyi aradıklarını ancak "güvenlik" gerekçesiyle ambulansın mahalleye gidemeyeceği cevabı aldıklarını söyledi. 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) tedbir kararını reddetmesinden sonra 35 yurttaşın yaşamını yitirdiğinin altını çizen Sarıyıldız, "AİHM insanlar öldükten sonra tedbir kararı verse de bir işe yaramıyor. Yasaklar boyunca devletin doğrudan saldırıları sonucu 57 vatandaş hayatını kaybetti" dedi. Sarıyıldız, AİHM'in ivedilikle tedbir kararı verip sokağa çıkma yasaklarına son vermesi gerektiğini ifade etti. 


'Kardeşim ölüyor!'

Ağabey Mehmet Tunç ise kardeşinin annesiyle birlikte Nur Mahallesi'nde ikamet ettiğine işaret ederek, "Dün gece Cudi Mahallesi'ne yönelik top atışları yapıldı ve evler tarandı. Bütün Türkiye gördü. Kardeşimde bana ulaşamayınca Nur Mahallesi'nden Cudi Mahallesi'ne gelmeye çalışırken İdil Caddesi'nde hedef alınarak vuruluyor. Vurulduğunu arkadaşları bize bildirdi. Ancak kendisine ulaşamıyoruz. Şuan bile bizim alt sokağımızda iki cenaze var, kime ait olduklarını bilemiyoruz. Ambulans gitmiyor. Kardeşim orada ölüyor ancak biz bir şey yapamıyoruz" diyerek yaşadıklarını özetledi. 


AİHM'den ikinci tedbir

AİHM, Cizre'nin Cudi Mahallesi'nde yaralı halde ölüme terk edilen Orhan Tunç için dün tedbir kararı verdi. HDP Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız, "AİHM'in tedbir kararı verdiği şu saatlerde Cizre ağır bombardıman altında, yaralılar mahallelerden çıkartılamıyor. AİHM'in Tunç için verdiği tedbir kararı önemli, ancak Cizre'deki devlet vahşetini durduracak bir karar derhal alınmalı. Cizre'den uyarıyoruz! Sokağa çıkma yasağının kendisine dönük acil tedbir kararı çıkmazsa ölü ve yaralı sayıları yüzleri bulabilir" dedi.


3 cenaze hastaneye kaldırıldı


Silopi’nin Nuh Mahallesi camisinde bekletilen 3 cenaze Silopi Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Cenazelerden ikisinin saldırıların ilk günlerinde Nuh Mahallesi’nde yaşamını yitirdiği belirtilen ancak cenazeleri hastaneye kaldırılmayan Axin Kanat ve Reşit Eren’e ait olduğu öğrenildi.