“Aday adaylarının” birbirlerine karşı “rekabeti” sona erdi.Şimdi asıl rekabet, yani “adayın adayla rekabeti” başlıyor.

Ama bu “rekabette” meşru olmayan bir yan var: HDP dışında bütün partiler birkaç oy eksik aldığında nitel olarak bir “felaket” yaşamıyor. Ama HDP için iş böyle değil. Küçük bir hatanın ya da devlet tarafından yapılacak bir “kanlı provokasyonun”, “bir, iki, üç, daha fazla Kobanê” yerine, “bir, iki, üç, daha fazla savcı” sloganıyla girişilecek yeni bir suikastın ve daha da muhtemel olarak, sandık kurullarındaki “eli uzunlar” tarafından her sandıkta hileyle iptal edilecek birkaç oyun sonucunda HDP Meclis dışı kalabilir.

Bu ihtimaller diğer partilerin hiçbiri için geçerli değil. O nedenle, şimdi başlayan “adayların adaylarla yarışı” meşru bir yarış değil. Bu yarışa “meşruluk” kazandıracak olan biricik faktör, HDP’lilerin canlarını dişlerine takarak çalışmaları. Barajı aşmaları. Böylece, kendi sistemlerini kendi elleriyle gayrı meşru hale getirenlere bir “kıyak” yapmaları.

Maazallah, eğer bu partiler, onların devleti, yukarıda saydığımız marifetleri başarıyla yerine getirir ve HDP’nin daha şimdiden yüzde 14’lere tırmanan oylarını aşağıya çekmeyi becerirlerse, biliniz ki, sistem kendi temeline dinamit koyar.

Evet. Olan Türk devletinin sistemine olur. Çünkü bu devletin tepesinde epey zamandan beri akbabalar uçuşmakta. Erdoğancı devlet krizde. Çırpınıyor. Çünkü bu devlet artık “bölgesel emperyalist aşamada.” Yani sınırlarının dışına çıkamazsa, bölge pazarlarından aslan payını alamazsa, bu devletin ekonomik temeli çöker. O nedenle şimdi Erdoğan telaş içinde Tahran’a koşturuyor, “başdanışmanı jöleli”, tükürdüğü ne varsa yalamak üzere Washington’da Yankeelere dil döküyor. AKP, İran’la rekabeti kaybetmek üzere olduğunu görüyor. ABD’nin “medeniyetler savaşı”nde ya da “Şiilikle Sünniliğin” savaşında galip gelenin yanında yer alma siyasetindeki ibre İran’dan ya da Şiilikten yana kıpırdadıkça Davutoğlu’nun dizleri titriyor. AB yetkilileri her Allahın günü hükümeti topa tutuyor. Ve Türkiye Müslüman Kardeşler kozunu kaybettikten sonra, küfrettiği Sisi’nin “liderliğini” kabullenmiş, Yemen çöllerinde yeni maceralara doğru sürükleniyor. Türkiye’nin içinde kutuplaşma keskinleştikçe, tıpkı Suriye’deki “ılımlı Müslüman muhalefetin” “El Kaideciliğe” doğru evrimleşmesi gibi, şimdi Kürdistan’da havayı koklayan “radikal İslamcılar” AKP tabanında ağır ağır ilerliyor. AKP Kartal ilçesine asılan “ay yıldızlı Zülfikar” bayrağı mezhep kavgasına dönük ilk provokasyon işareti olarak tehlike sinyalleri veriyor.

Daha da söylenecek çok şey var da yerimiz az. Böyle bir Türkiye’nin HDP’yi, hak ettiği yerden, yani barajı şimdiden aştığı açık olan bir orandan baraj altına zorlamaya yeltenmesi o devletin “sonu” olur.

Tekrar edelim: Bu “sonu” gerilla savaşı getirmez. Pazar savaşı getirir. Nasıl “aday adayları“ bile birbiriyle diğerini liste dışı bırakmak için “kıyasıya yarışıyorsa”, milyarlarca dolarlık petrol pazarını ele geçirmek için rakip devletler de bir birlerini işte öyle “yarış dışı” bırakmak için elden gelen her şeyi yapar.

Siz üç beş fazla vekillik için HDP’yle uğraşırken, tepenizde dolanan ak bababalar, HDP’nin baraj altında kalması için yalanıyorlar. Siz HDP’ye karşı provokasyon peşinde koşup, onu “yendik” dediğiniz anda, bilin ki, sizin işiniz bitecektir. Başınıza aklınızın alamayacağı çoraplar örülecektir. Kapitalizmin cangılında düşenin dostu olmaz. Bu cangılda “kurt kanunu” hakimdir. Düşen kurt diğerlerine yem olur.

HDP, bu “sistemi” demokratik yoldan yıkmak için, onun “emperyalistlerce yıkılışına” karşı çıkıyor. Öyle olduğu için Türkiye Partisi oluyor.

Şimdi Türkiye’yi “Mursi’nin Mısır’ı gibi gören ve örneğin HDP’nin baraja takılmasıyla birlikte doğacak istikrarsızlığı fırsat sayıp, ona Mısır “modeli” bir gelecek tasarlayanlar, HDP’nin güçlü bir şekilde parlamentoda yer aldığı bir Türkiye’ye karşı parmaklarını bile kıpırdatamazlar…

Ama eğer “biz nasılsa ölmüşüz, kurttan korkmuyoruz” diyorsanız, size başarılar diliyoruz.