Eşleri tutuklanan, çocukları kaçırılan kadınlar açlık, sefalet ve endişeyle başbaşa kaldı. Zira kadınların dışarı çıkması ve çalışması da yasaktı. Zahide ve Fatima da DAİŞ zulmüne maruz kalan kadınlardan ikisi. 


'Dinimizle hiç alakaları yok'

DAİŞ'in halka zulümden başka bir şey getirmediğini öfkeyle ifade eden Zahide, "Benim evime çok geldiler ve bize hep ızdırap çektirdiler. İlk geldiklerinde küçük oğlum çok korkmuştu. Bizi kara çarşafa soktular. Biz dinimizi tanıyoruz ve inanın bize yaşattıklarının dinimizle hiç alakası yok. Eşim 2 buçuk seneden beri onların elinde esir" diye belirtti.


'Kızım gözlerimin önünde can verdi'

Savaş başladığında çemberde kaldıklarını ifade eden Zahide, "Kentten çıkmak istedik ama çeteler izin vermedi. 10 yaşındaki kızım DAİŞ'in döşediği mayına bastı ve gözlerimin önünde can verdi. Bu işkencecileri Allah'a emanet ediyorum. Halk DAİŞ'in olduğu mekanlarda çemberde kalmış, çıkamıyorlar. Ne aş var ne de su, halk aç. DAİŞ fırınlarda kendileri için ekmek yapıyor, bayat ekmekleri ise halka pahalı fiyata satıyor. Bir an önce halkın bu zulümden kurtarılmasını istiyorum" şeklinde konuştu. 


'Üç çocuğumu kaçırdılar'

Fatima ise DAİŞ çetesinin kentteki erkekleri tutukladığını ve kadınları ise evde tek başına bıraktığını belirterek, "Kadınların dışarı çıkması yasak. Benim 3 çocuğumu da kaçırdılar. Birçok acıyı bir arada yaşıyoruz. Bu işkence son bulsun. Meclis savaşçıları olmasaydı, zulüm altında yaşamaya devam edecektik, nereye kadar dayanırdık bilemiyorum" sözleriyle yaşadıklarını aktardı.



DENİZ YEŞİLYURT/JINHA/MINBIC