Diyarbakır 78’liler Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Gani Alkan, açlık grevi ve ölüm oruçlarına dikkat çekerek, “Ölüm orucuna başlanması kamuoyuna da bir tepkidir” dedi.

Türkiye’de açlık grevi ve ölüm orucu eylemleri, ilk olarak 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrasında Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi’ndeki işkence uygulamalarına bir tepki olarak PKK’liler tarafından 14 Temmuz 1982’de başlatıldı. İkinci kolektif açlık grevi ve ölüm orucu direnişi yine 1984’te Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi’nde gerçekleşti. Bu eylemde, iksi ölüm orucunda üçü de maruz kaldığı işkence sonucu yaşamını yitirdi. Yine 1988 ve 1989’da gerçekleşen eylemlerde de yaşamını yitiren tutsaklar oldu. 1995’te 20’yi aşkın cezaevinde 5 bin kişiyi aşkın katılımlı açlık grevinde iki kişi hayatını kaybetti. Nisan 1996’da “tabutluk tipi cezaevi” fikrinin gündeme gelmesi üzerine başlayan ve o güne kadarki en büyük olan eylem kapsamında (38 ildeki 43 cezaevinde 2 bin 174 tutsak açlık grevine, 355 tutsak da ölüm orucuna katılmıştı) 12 kişi yaşamını yitirdi.

F Tipi cezaevlerinin gündeme gelmesiyle 20 Ekim 2000’de büyük kitlesel açlık grevi ve ölüm orucu eylemi başladı. Dünya tarihinin en uzun ve en yüksek kayıplı bu eylemi 19 Aralık 2001’de devlet güçlerinin eylemcilere yönelik saldırısıyla belleklere kazındı. Bu saldırıda 28 siyasi tutsak yaşamını yitirdi. 12 Eylül 2012’de askeri darbenin yıl dönümünde, PKK’li ve PJAK’lı tutsaklar, Kürtçe anadilde savunma hakkı ve Öcalan’ın üzerindeki tecridin kaldırılması talebiyle başlattıkları açlık grevi, 600’den fazla siyasi tutukluyla onlarca cezaevine yayıldı. Açlık grevi, Öcalan’ın kardeşi Mehmet Öcalan ile görüşmesinin ardından eylem 68. gününde sonlandı.

Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması talebiyle açlık grevi devam ederken 30 Nisan’dan itibaren 15 tutsak da ölüm orucunda. 4 ay gözaltında kaldıktan sonra 1981’de tutuklanıp, 1988’e kadar Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi’nde kalan Diyarbakır 78’liler Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Gani Alkan, 1984’te 48 gün süren ölüm orucu eylemine katıldı. 40 gün ölüm orucunda kalan Alkan, cezaevlerinde başlatılan açlık grevi ve ölüm orucuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Son çare olarak  

Alkan, 1980 ve 1984 yılları arasında cezaevindeki işkence uygulamalarını hatırlatarak, buna karşı son çare olarak açlık grevi ve ölüm oruçlarına başvurulduğunu ifade etti. Alkan, 48 günlük ölüm orucu eyleminde ikisi ölüm orucu üçü işkencede olmak üzere 5 tutsağın yaşamını yitirdiğini anımsattı. Alkan, taleplerinin karşılanmasıyla birlikte eylemlerine son verdiklerini söyledi.

Düşünceyle besleniyorlar 

Tutsakların tek silahının bedenlerini ölüme yatırmak olduğunun altını çizen Alkan, “Cezaevindeki siyasi tutuklular, yaşamını şekillendiren insanlardır. Onun için yaşamı en çok sevenlerdir. Yaşamından kimse aciz değildir. Kimse kendini kolay kolay öldürmez. Kemal Pir’in dediği gibi ‘yaşamı uğruna ölecek kadar seviyoruz’ diyen kişilerdir. Çünkü, bir yaşam mücadelesi veriliyor. Cezaevindekiler, son çare olarak bedenlerini ölüme yatırırlar” dedi.

Tecridin kaldırılması için sürdürülen açlık grevi ve ölüm orucuna işaret eden Alkan, “Kendim de ölüm orucuna girmiş biriyim. Onun için açlık grevi ve ölüm orucuna girenleri en iyi biz hissederiz. Bir selam, destek ve moraldir. O insanlar artık yemekle beslenmiyor. Düşünceyle besleniyor. Düşünce de iradedir” şeklinde konuştu.

Demokrasinin önünü açmak için 

Açlık grevcilerinin taleplerinin toplumsal talepler olduğunu vurgulayan Alkan, vicdani olan tüm kesimlerin eylemcilerin sesini daha fazla yükseltmesi gerektiğini söyledi. Eylemcilerin kendileri için bir şey istemediğini, Türkiye’de demokrasinin önünü açmayı amaçladıklarını belirten Alkan, “Türkiye’de demokrasinin önünü açmak için bedenlerini ölüme yatırıyorlar. Türkiye’de bir demokrasi sorunu vardır. Bu insanlar kendileri için Türkiye’de yaşayan tüm halklar için bedenlerini ölüme yatırmışlar” diyerek, tüm kesimlere duyarlılık çağrısında bulundu.

Herkesin sorumluluğudur 

Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılmasıyla Türkiye’deki demokrasinin önünün açılabileceğinin altını çizen Alkan, “Tecridin kaldırılması için sorumluluk sadece bedenini ölüme yatıranların değil, herkesin sorumluluğudur” dedi. Türkiye’de siyaset yapma ortamının olmadığına dikkat çeken Alkan, bundan kaynaklı da açlık grevlerinin başladığına işaret etti. Açlık grevlerinin ölüm orucuna dönüşmesiyle topluma mesaj verildiğini aktaran Alkan, şunu vurguladı: “Kamuoyunda yeterince sahiplenme olmadığından kaynaklı ölüm orucu başladı. Bu, kamuoyuna bir tepkidir. Kamuoyuna, ‘bize değil kendinize sahip çıkın’ mesajını veriyorlar.”

Zihniyet değişmiyor 

Alkan, 1980’li dönemler ile bugünü karşılaştırarak, o dönemki zihniyetin hala değişmediğine dikkat çekti. Alkan, şunları ekledi: “Değişen bir şey vardır o da elbisedir. O gün askerdi ve bugün sivillerdir. Zihniyet aynıdır ve değişmedi. Değişmeyen tek şey zihniyettir. O günkü zihniyet bize ‘hepiniz Türk’sünüz’ diyorlardı, bugün ise ‘tek millet, devlet, din ve bayrak’ deniliyor. Bu, halkları kamplaştırmaktır. Bugün, Türkiye’de korku imparatorluğu inşa edilmiştir.”