Dersim’de Amedli Gülistan Doku 17 gündür kayıp. Gazete sayfalarında onun gülümseyen güzel yüzü ile acı çığlıklar atan annesini aynı karede gösteren fotoğrafa bakarken Demeter ile Kore’nin mitolojik hikayesi üzerine düşündüm. Rivayet odur ki bereket tanrıçası Demeter’in kızı kırlarda çiçek toplarken ölüm tanrısı Hades tarafından kaçırılır. Tanrıça dünyanın her yerinde aradığı kızını bulamaz. Çünkü Hades yeri yarıp Kore’yi ‘tanrıların bile tiksindiği’ ölüler ülkesine kaçırmıştır. Bu olaya tanık olan peri kızı Kyane onu kurtarmak için direnmiş olsa da başarılı olamamıştır. Demeter güçlü bir tanrıçadır. Kızını bulamamanın öfkesi ile tüm dünyadan bereketini çeker ve tanrıları kızını geri getirmeye mecbur bırakır. Kore’nin kaçırılması ve ölüler diyarında kalmasını sağlayacak komploların mimarı ise baş tanrı Zeus’tur.

Hikayenin sonunda tanrıça kızına kavuşur ama ölüler ülkesinin narını yediği için -ki kızın annesine tümden dönememesi için bu fikri Hades’e veren de yine Zeus’tur- yılın üçte birini burada geçirmek durumundadır. Üstelik artık ismi Kore değil, onu kaçıran tanrının verdiği isimle Persephone’dir ve karakteri de dırdırcı, şirret bir kadına dönüşmüştür. Yani erkek egemenliğinin dişil yansımasıdır. Demeter ve Kore’ye atfedilen bereket törenleri ve gizemleri anneden kıza geçen bilgeliğe atfedilir. Hala da bu sırların büyük bir bölümü tam olarak bilinmemektedir. Bu bereket törenlerinde Nesteia denilen günde kadınlar Kore’nin kaçırılışı için yas amacıyla oruç tutar, erkeklerle cinsel ilişkiye girmezlermiş.

Gülistan’ın annesi eski zaman tanrıçalarını andıran bir Kürt anası olsa da tanrıları dize getirecek gizemli güçlere sahip değil. Kızına dilini, kültürünü, toplumsal değerleri taşıyacağı bir eğitimi verecek gizemlere de sahip değil. Belki ardından bir ağıt yakacak, acılar içinde boğularak bunu kaderin kötü bir oyunu olarak görecek. Ama bu olaya dair kadın özgürlük hareketi olarak bizlerin daha kapsamlı sorgulamalar yapması gerekiyor.

17 gündür ailesi, arkadaşları, kadın özgürlük hareketleri, yurtsever, devrimci-demokrat kamuoyu onu arıyor, eylemler açıklamalar yapıyor. Defalarca kez yakınları tarafından öldürülen kadın hikayelerine tanık olsak da bu hikayede öfkemizi büyüten, içimizi acıtan, en azından kişi olarak diyebilirim ki bizi utandıran yanlar var. Yurtsever bir Kürt ailesinin en küçük yedinci çocuğu olan Gülistan, 1999 yılında Kürdistan’ın başkenti, Zekiye Alkanların, Vedat Aydınların, Mazlum Doğanların, Çiyagerlerin direnişine tanık olan kentte doğmuş. Kürdistan özgürlük hareketinin birçok kurum ve örgütünün merkezi, her sokağında mücadelenin izlerini taşıyan kentte. Üniversite okumak için geldiği Dersim’de benzer biçimde 38 direnişi ve katliamına, Beselerin, Zilanların, Saraların, Atakan ve Jindarların direnişinin iz bıraktığı, yurtsever, devrimci demokrat güçlerin en örgütlü olduğu şehirlerden birisi. İşte tam da bu nedenle içimizi en fazla acıtan şey, Gülistan’ın aşk, sevgi konusundaki tercihi ile ilgili.

Haklarında edinilen çok kısmi bilgiler ve devlet kurumlarının katili ve ailesini koruyucu, kollayıcı tavrı aşkı aradığı kişinin Dersim’de özel görev yürüttüğünü gösteriyor. Aslında biz Gülistan’ı 17 gün önce değil, kendisini öldürecek katile, halkına karşı katliamcı siyasetin özel gücüne, celladına ‘gönül verdiği’ gün kaybettik. Arkadaşların anlattığı kadarıyla çalıştığı yerde Kürtçe konuştuğu için şiddete uğramasına rağmen ilişkisini sona erdirmediğinde kaybettik. Aşkın gözü kördür, kendi tercihidir diyerek kurtulamayacağımız, vebali ağır bir eksiklik.

Ailesi, arkadaşları ve yurtsever, devrimci demokrat güçler olarak ona doğru tercihler yapacak bilinci, iradeyi neden kazandıramadığımız üzerine düşünmemiz gerekiyor. Çünkü bu sonucu ortaya çıkaran nedenler sürekli bir biçimde Dersim, Amed, Mardin ya da Kürdistan’da direnişin merkezi şehirlerde benzer hikayelerin açığa çıkması potansiyelini taşıyor. Sivil toplum örgütlerinin dikkat çektiği gibi son altı aydır Dersim’de çocuk ve kadınlara dönük tecavüz olayları, uyuşturucu madde kullanımı devlet tarafından özel bir konsept dahilinde yürütülmektedir. Devletin Kürdistan’da yıllardır uyguladığı yöntemler konusunda daha tedbirli ve örgütlü olmak için bir vesile olmazsa Gülistan’ın hikayesi, büyük tehlikelerle karşı karşıya olduğumuzun farkına varmalıyız. Bu olayı protesto etmek, katillerden hesap sorulmasını sağlamak mücadelenin bir yanı olsa da asıl önemli yanı gençlerimizi bu tehlikelere karşı donanımlı kılabilmektir.

Abdullah Öcalan genç kızların eğitilmesinin ailelere bırakılamayacak kadar önemli olduğuna ve onları geleceğe hazırlaması gerekenin kadın özgürlük hareketi olduğuna dikkat çekmişti. Bu gerçeklik her geçen gün daha net ortaya çıkıyor. Aşk ve sevgiye dair doğru tercihler yapmalarını sağlayacak olan tanrıça gizemleri aslında kadın özgürlük bilincidir. Erkek egemenliğini, sömürgeci devleti tanıdıkça kendileri olabilecek ve aşka özgürlük ilkelerini dayatabilme gücü edinebileceklerdir. Çünkü özgürlüğün ve özerkliğin yani xwebûn olabilmiş kişiliğin olmadığı aşk, her zaman bir kadın cinayetidir.