Bir haftadır Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde çıkan çatışmada 2 gerillanın ve 20 askerin ölümü ciddi tartışmalara yol açtı… Nereden bakılırsa bakılsın 15 insanın ya da 20 insanın hayatını kaybetmesi yarına ilişkin umutların önünü tıkadı. Ne zaman "iyi şeyler olacak” denilse arkasından kan, gözyaşı, ölüm geliyor…
Silvan’da yaşanan bu olay sonrası ciddi bilgi kirliliği de kafa karışıklığına sebep oldu. Olay yerine giden sivil toplum örgütleri, olay yerindeki yangının helikopterlerden atılan bombalar neticesinde çıktığını söyledi, daha da ilginç olanı helikopterlerden atılan ve yangına sebebiyet veren silahın veya silahların yanı sıra çevredekilerin gözlerinin yanmasına sebebiyet veren gazın ne olduğunu da yetkililere sordular. Anlaşılıyor ki tamamen imhaya dönük bir saldırı…
TBMM Başkanı Cemil Çiçek, " Artık herkesin safını iyi belirlemesi lazım;, ya demokrasiden yana olacağız ya da bu türlü kan ve kin kusanlarla birlikte olacağız” diyerek kan ve kinden yana olduğunu deşifre etmiş oldu. İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in ise "Yangın, ya ateşle çıkar, ya bombayla çıkar, ya roketle çıkar, ya benzinle çıkar. Netice itibariyle yanmıştır, yakılmıştır. Sebebini araştırmak, sebebini söylemek bir şey ifade etmiyor” demesi, tarih boyunca gerçekleri gizleme geleneğine ve politikasına sadık kalmış olan devletin, burada da bilinmezliklerin arkasına saklanmayı tercih ettiğini gösterir.
Bugün Silvan’da ölen, yarın kimbilir nerede ölecek insanlar için, şimdiden savaş çığırtkanlığı yapılmaya başlandı. Düne kadar kılını kıpırdatmayanlar, şimdi akbaba gibi televizyon ekranlarına çıkıp "daha da kan” diye salyalarını akıtıyorlar. 
Medya ve hükümet el ele vermiş, Kürtlere ilişkin linçlerin gelişmesi için özel bir çaba sarf ediyor. Bunlardan biri de "Sabah” ve "Takvim” gazetesinin yazarı Rasim Ozan Kütahyalı. Özel bir televizyon kanalındaki tartışma platformuna katılan Kütahyalı, neredeyse hızını alamayarak BDP milletvekilleri Sırrı Süreyya Önder ve Ertuğrul Kürkçü’ye "Alçak” diyerek kendi zaviyesini gözler önüne serdi. Bunun dışında Kürtlere ait gazete, televizyon, sivil toplum örgütleri ve belediyeleri hedef gösterdi. Ümit Zileli ile birlikte yaşanan olayların vahametini konuşacaklarına, ne yapılması gerektiğini tartışacaklarına, programda resmen şov yaptılar. Ergenekon tırşıkçılığı yapan Ümit Zileli’nin Kürtlere bakış açısını zaten biliyoruz. Bir zamanlar "Taraf” gazetesinde liberal bir çizgide yazan Kütahyalı da AKP’nin savunuculuğuna soyunmuş ırkçılık yapıyor. NTV’de program yapan Banu Güven, Kürtleri, solcuları, demok­ratları programına aldığı için, onların kendilerini ve düşüncelerini ifade etmelerine fırsat tanıdığı için, iyi niyetli ve hümanist olduğu için televizyondan kovuldu, ama bu şaklabanlar ne kadar ırkçılık yaparlarsa, ne kadar salya sümük akıtırlarsa, o kadar televizyon patronları tarafından sırtları sıvazlanıyor.
Yine Kürtler, AKP, CHP, MHP ve medya aracılığıyla şoven bir dille resmen hedef gösterildi. Trabzon’da 200 kişilik bir grup Kürt işçilere saldırdı, saldırıda 3 işçi yaralandı. BDP’ye yönelik provokasyonlar sonuç verdi. İstanbul, Bursa, Sakarya, Adana, İzmir, Elazığ, Eskişehir, Malatya ve birçok il ve ilçe binalarına saldırdılar. Sokaklarda ellerinde bayrak, önce birbirlerinin kafalarını tokuşturup sonra da başladılar "Allah, Allah” nidalarına… Bu çapulcular yıllardır bir yerlerde öbeklenen insanlar... Sadece birilerinin bunları gaza getirmesi gerekiyor. Bunların gazını alacak vicdanlı insanları görmek mümkün değil şu günlerde… 
Televizyon kanallarına çıkıp "içimiz yanıyor” deyip, linçleri meşru görenlerin hiçbir samimiyetine inanmıyorum. Onların içi falan yanmıyor, onlar sadece yaşanan bu durumdan nemalanmaya çalışan bir grup gereksiz… Aslında onların işi de bu… Çünkü bunun için para alıyorlar, plazaların bilmem kaçıncı katında, boğaza nazır şaraplarını yudumlamak için…
Ya ölen askerlerin ve gerillaların anneleri?.. Onları düşünen, soran var mı? Onların yaşadığı acıyı tarif edecek olan, onlara "başka çocuklarınız ölmeyecek” diye garanti veren var mı? Yok…
Biz çocuklarımızı birileri kırmızı koltuklara popolarını iyice yapıştırsın diye büyütmüyoruz. Biz çocuklarımızı bedenleri paramparça olsun, yansın, kavrulsun diye büyütmüyoruz. Biz çocuklarımızı ölsün diye büyütmüyoruz.
Samimiyetsizliğini birçok kere kanıtlamış olan Başbakan Erdoğan, "Kıbrıs, Kıbrıslılarındır” protestosunu yapan Kıbrıs Türklerinin eyleminde, "Rum tarafıyla aynı masaya oturmamızı hiç kimse bizden beklemesin” dedi. Devamla da "Kıbrıs Türkleriyle ebedi kardeşliğimiz ve dayanışma ruhumuz devam edecek” dedi. Irkçılığı dilinden düşürmeyen, burnunun dibindeki Kürtleri de yok sayan, onlara her türlü eziyeti, zulmü reva gören, Kürtlerle de aynı masaya oturmayan bir başbakandan da bunlar beklenir…