Şimdi ismini hatırlayamadığım, Hitlerin Yahudileri soykırıma uğratmasını anlatan bir filmde görmüştüm. Avrupa’da yaşayan bir Yahudi, insanlık dışı uygulamaları dünyaya duyurmak için Avrupa’da gerçekleşen bir mahkemeye gider, koşar adımlarla salonda hakimlere doğru ilerler ve yürekten gelen bir sesle bağıra bağıra, Yahudiler üzerinde bir soykırım uygulandığını, buna karşı dünyanın duyarsız kalmaması gerektiğini; artık bu sessizliğe tahammül edemeyeceğini söyler. Ne kadar kararlı olduğunu ortaya koymak için cebindeki silahı çıkarıp kafasına sıkar. 

Gebze kapalı Kadın Cezaevinde tutuklu bulunan Zehra Epli’nin Kürt siyasetçilerin tutuklanmasını protesto etmek amacıyla kendini yakarak yaşamına son vermesini televizyondan öğrenince gözümün önüne bu bahsettiğim filmdeki sahneler geldi. 

Biri film, biri gerçek olsa da ya da toplumlar, zaman ve koşullar farklı olsa da haykırış, anlatılmak istenen şey yaşanan benzer acının sonucu gerçekleşmektedir: Elimde hiçbir imkan olmasa bile halkımın üzerindeki soykırım saldırılarına karşı hiçbir şey yapmadan, tepki göstermeden, izleyerek yerimde kalamam; özgür ruhumla ve özgür irademle özgürce yaşam için kendimi yakma eylemi gerçekleştiririm! Hindistanlı bilge Kalanos İskender karşısında kendini yakacağını söyleyip eylemini gerçekleştirince, tarihin en büyük savaşçısı olan İskender şöyle der: O, benden daha büyük rakiplerini yenmiştir! 

Bunlar ölüme gülümseyerek gidebilenlerdir ve gerçek cesurlardır. Toplumsal varlığını ve özgür ruhunu sürdürmek için kendisiyle yürüttüğü nefs savaşında ölüme yürüyenlerdir. Savaş meydanlarında gözükara celladın üzerine üzerine yürüyenlerden daha cesurdurlar. Nefsiyle savaşıp ölümün üstüne üstüne yürüyebiliyorsa insan en büyük cesareti ortaya koyuyordur. Bu  nefs savaşı, Hz. Muhammed’in cihadı ekber olarak adlandırdığı en büyük savaştır. 

Zehra Epli, bu zulme sessiz kalmayacağını ortaya koymak için bedenini ateşe verdi. Biliyorum, tanıyorum Kürtleri. Kürtlerde bu tür eylemler gerçekleşmeye başladıysa, AKP zulmünün Kürtleri bıktırdığını ve Kürtlerin artık buna tahammül edemeyeceğini gösterir. Daha önce de benzer saldırılar karşısında aynı tavrı ortaya koymuşlardı. Özellikle Kürt Halk Önderine yönelik uluslararası komplo düzenlendiği dönemde güneşimizi karartamazsınız eylemleri gerçekleşmişti. Kürtler yok edilme saldırılarıyla karşılaşmış, dünya yapılan baskılara sessiz kalmış, hatta bu saldırılara destek olmuş, önderleri esaret altına alınınca da çocuğu, genci, yaşlısı, kadını, erkeği onlarca insan bu suskunluğu bozmak için bedenini ateşe vermişti. Ve bugün yine öyle bir sürece doğru gidiliyor. Ancak bu defa sonuçlar çok daha farklı olur. Çünkü PKK çok daha büyümüştür ve Kürtler daha çok PKK’lileşmiştir. 

Bakın size bir PKK gerillasının güncesinden bazı alıntılar yapıp aktarayım:

“PKK’li olduktan sonra PKK dışında bir yaşam düşünmedim. Çünkü burası bir Kürdün olması gereken yerdir. 

Çünkü değerleriyle, yaşamıyla, ideolojisiyle, istem ve davranışlarıyla mütevazi bir yaşamı öngörüyor. 

Çünkü dünyanın en kutsal hareketlerinden biridir. Geçmişte peygamberlerin, evliyaların, ermişlerin savunduğu toplumsal değerleri günümüzde en doğru biçimde ve hakkıyla savunmaktadır. 

Çünkü halkımın hareketidir ve yok olan, ölen halkımı, kültürümü diriltti; ona can, kan verdi. 

Çünkü çok yoldaşımı şehit verdim bu uğurda; kimini hiç tanımıyordum, kimi amcam, dayım, kimi akrabam, kimi arkadaşım, yol arkadaşımdı. Hepsi de ailesinin en iyi ve en çok sevilen en gözde ve güzide ferdiydi. Arkadaşlarının içinde en çok değer göreni, bütün işlerinde en çalışkan olanı ve işlerini en iyi yapanıydı. 

Çünkü iyi insanlardı ve iyi oldukları için doğru olduğuna inandıkları bir yolda şehit düşmekten çekinmediler. 

Çünkü burası ‘ben’im ve ben burayla anlam buluyorum ve burayla tanımlanabiliyorum. 

Çünkü bana şekil veren ve her zaman özlemini çektiğim toplumsal gerçekliğin değerlerini, anılarını burada anlama kavuşturuyorum ve yaşıyorum.. ben buyum.. ben bununla, burayla varım.. ben buna inanıyorum.. burası dışında neresi dünyanın en güzel yeri olabilir ki! Herkesin kendine dünyanın en güzel yeri olarak gördüğü, tahayyül ettiği yerlerde olsam benim için ne anlamı olacak ki! 

İçinde büyüdüğüm ve mutlu olduğum toplumda, özlemini çektiğim topraklarda bir PKK’li olmadan yaşarsam nasıl mutlu olabilirim ki! 

Belki hiç yaşamasaydım PKK'yi, belki zamanında tümden asimle edilseydim, öyle olabilir, öyle sanabilirdim, ama bu bilinçle ve bu bilinci yaratan faktör olmadan ASLA! 

Toplumum güzel, çünkü onu güzelleştiren PKK gibi bir hareket ve başkan Apo gibi bir önderlik var. Anılarını hala canlı tuttuğum ve yaşadığım coğrafyada, yetiştiğim insanlarla ve yeni nesillerle yaşamak güzel olur, ama bu güzelliği tamamlayacak olan PKK'nin savunduğu, oluşturduğu, var ettiği ve savunduğu yeni değerlerle olacaktır. 

Herhalde hiçbir zaman bir hareket bir toplumla bu kadar özdeşleşmemişti. Hiçbir hareket toplumun kendi öz değerlerini bu kadar savunmamıştı ve bu değerleri savunmakla var olmamıştı. Halkımın toplumsal gerçekliği PKK gibi bir hareketi koşullamıştı.  Onun için halkım her yerde PKK halktır, halk burada, yani bütün Kürtler PKK’li olmuş, PKK Kürtleri savunuyor demektedir. 

Bir Kürt olarak kendisiyle bu kadar bütünleşmiş, varlığıyla eş değer hale gelmiş bir hareketin yaratmak istediği toplumsal gerçekliğin yok edilmesine göz mü yumacağım, yoksa bu yaşamı inşa mı edeceğim? 

PKK'yi yaşayan biri toplumunu inşa etmekten başka bir tutum gösterebilir mi? PKK'yi yaşayan biri toplumuna yönelik saldırılar karşısında sessiz kalabilir mi? Gerektiğinde ateş topu olup her türlü saldırıyı püskürtmesi gerekmez mi? 

PKK'de yaşam zorlu, ama bu zorluklar daha da güzelleştiriyor yaşamı. Hem, hayal edilebilecek ve yaşanabilecek en güzel yaşam! Bazen tabiat zorlu, bazen iklimi-havası zorlu, bazen aç susuz kalırsın, yemesi-içmesi zorlu, bazen günlerce hareket edemezsin yerinden dura kalırsın, bazen düşman gerçeği zorlu, bazen insanı zorlu.. ama “insanca ve kendi olarak yaşamak” gibi yüce bir amaç söz konusuysa bu zorluklar sadece Gül’deki diken olarak kalıyor.

İnsan bazı şeyleri bazen, bazı şeyleri ise sürekli görmek ister, bıkmaz; ona baktıkça güzelliklerinin daha çok farkına varır, daha çok güzellik görür. İşte burası hiçbir zaman insanın bıkmayacağı, doymayacağı en güzel yerdir. Ve olacaksa bir yaşam burada, bu yoldaşlarla bir ömür boyu olmalı. Öyle olursa işte o zaman hayat onurlu yaşanmış olur. Yoksa yaşam yaşanmamış olur...” 

Keşke demokratik bir ülke olsaydı Türkiye ve  sorunları çözmenin kolay bir yolu olsaydı, ama öyle görülüyor ki bütün yollar tıkatılıyor. AKP iktidarına karşı bazen en ağır bedelleri ödemeyi göze almadan hiçbir şey yapılamıyor. 

Sanırım Zehra da böyle düşünmüş. Öyle görülüyor ki, AKP’li zorbalar Kürtlere yönelik uygulamalarıyla Zehra gibi düşünenleri çoğaltacaktır.