CAHİT MERVAN[/caption]
İlk kez bir gazeteci, sınır dışında, vatandaşı olduğu ülkenin temsilciliğinde öldürüldü. Öldürülen kişi hem gazeteci, hem de istihbarat örgütleri arasında ‘tanınmış’ bir gizli ‘diplomat’ olunca dikkatleri üzerine çekti. Cinayet dünyayı sarstı. Halbuki daha yeni açıklanan Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’ne (UNESCO) göre her dört günde bir gazeteci öldürülüyor.
Olayı ilginç kılan şey, devlet ve hükümet başkanlarının açıklama yapmasına, devletler arası krize neden olan sadece maktulün kimliği değildi. Cinayetin Türkiye’de Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda gerçekleşmiş olmasıydı. Öldürülen gazetecinin adı Cemal Kaşıkçı.
Cemal Kaşıkçı, 2 Ekim günü İstanbul’daki Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’ndan içeri girdi ama bir daha canlı çıkmadı. Orada öldürüldü. Cesedinin ne olduğu ise muamma. Başkonsoloslukta işlenen benzersiz bu cinayet, polisiye olaylara merak saranlar için hayli malzeme sunuyor.
Yani kameralar, dinleme aletleri, 15 kişilik olduğu iddia edilen ölüm timi, adli tıp ekipleri, testereler, doğrama, bavul, işkence, çığlıklar, görüntüler, zırhlı son model arabalar, kalın gözlüklü, iri yapılı erkekler… Yani ne ararsanız var… Ancak eksik olan tek şey ise gerçek?
Gerçekten Washington Post gibi ünlü bir gazetede yazan, bir kaç kez El Kaide lideri Usame bin Ladin ile görüşmüş, hatta ona sempatiyle yaklaşmış, Suudi Arabistan adına gizli elçilik yapmış, Müslüman Kardeşlere olan sempatisini gizlemeyen, Erdoğan ve AKP’lilerin sıkı dostu, Efrîn işgalini canı gönülden desteklemiş Kaşıkçı neden böylesine açık ve bilinen bir adreste öldürüldü?
Kimler bu cinayetin gerçekleşmesi için ön açıcı ve yönlendirici oldu? Daha açık sorarsak, Kaşıkçı’yı ölüme kim gönderdi?
Kaşıkçı cinayeti Suudi Arabistan’ın kendi muhaliflerine karşı işlediği ilk cinayet değil. Rejim değişmediği müddetçe sonda olmayacak.
Hatice Cengiz’in rolü
Cemal Kaşıkçı’nın hayli ilginç bir biyografisi var. O 1958 doğumlu. Yani öldürüldüğü zaman 60 yaşındaydı. Cinayete kurban gitmeden bir yıl önce Suudi Arabistan’dan kesin ayrılıyor. ABD ve daha çok da Türkiye’de yaşamaya başlıyor. Ülkesinde evli, ikisi kız ikisi erkek, en büyüğü 35 yaşında en küçüğü 25 yaşında dört çocuk babası.
Zaten onu ölüme götüren senaryo da Türkiye’de kalıcı olarak yaşamaya başlamasından ve her ne hikmetse kendisinden 24 yaş küçük 36 yaşında Hatice Cengiz ile tanışmasından sonra başlıyor. Cengiz de tıpkı öldürülen nişanlısı gibi kah Suudi Arabistan’da kah ABD’de ve daha çok da Türkiye’de yaşıyor.
Kaçıkçı’nın Cengiz ile tanışması çok hızlı gelişiyor! Cengiz’in anlatımıyla ilk görüşmede aralarında elektriklenme yaşanıyor. Kaçıkçı bunun üzerine sık sık geldiği Türkiye’de büyük bir ev satın alıyor. Nişanlısı olduğunu iddia eden Cengiz’e göre Kaşıkçı aynı zamanda Erdoğan’ın çok yakın bir dostu.
Evli, dört yetişkin çocuk babası kaşıkçı bu tanışmadan yaklaşık 2 ay sonra Hatice Cengiz’le evlenmeye karar veriyor. İkilinin şu ana kadar basına yansıyan en samimi fotoğrafının ise fotomontaj olduğu iddia ediliyor. Ölümünden sonra Kaşıkçı’nın ABD’de de Mısırlı bir başka kadınla evli olduğu ileri sürüldü.
Babasının nişanlısını tanımıyor
Çocuklarına düşkün olduğu söylenen Kaşıkçı, yeni evlilik hazırlıklarından(!) onları haberdar etmiyor. Ayrıca şeriat yasaları ile yönetilen Suudi Arabistan’ı terk etmeden öncede eşinden boşanıyor. Zaten ölümünden sonra açıklama yapan oğlu Salih Kaşıkçı, babasının nişanlısı olduğu iddia edilen Hatice isimli kadını tanımadığını, söz konusu kadından medya aracılığıyla haberdar olduğunu söyleyecekti.
Oğul Kaçıkçı bununla yetinmeyecek ayrıca “Babamın Türkiye’de olduğuna ya da oraya gittiğine dair hiçbir fikrim yoktu” diyecekti.
İddiaya göre Kaşıkçı, nişanlısı olduğu söylenen Hatice Cengiz’le evlilik işlemlerini yapabilmek için gerekli olan boşanmış kağıdını almak amacıyla 28 Eylül günü Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğuna gitti. Yine iddiaya göre konsolosluk, evrakların hazırlanması için süre istedi ve Kaşıkçı’ya 2 Ekim gününe randevu verdi. 2 Ekim günü nişanlısı ile birlikte gitti. Kendisi içeri girdi, nişanlısı olduğunu iddia eden Hatice Cengiz ise dışarıda bekledi. Ancak Kaşıkçı konsolosluktan sağ çıkmadı.
Bu cinayette ilk dikkat çekici olan şey “Kaşıkçı ile konsolosluk önüne birlikte geldik” diyen nişanlısı olduğunu söyleyen kadınla kameralara takılmış birlikte görüntülerinin olmayışı.
Kaşıkçı konsolosluktan çıkmayınca, daha doğrusu öldürüldüğü aynı anda Türk istihbaratı tarafından ortam dinlenmesi sonucu kayda alınırken, nişanlısı olduğunu iddia eden Hatice Cengiz devreye girdi.
Sözüm ona Kaşıkçı’nın “Çıkmazsam Türk Arap Derneği yetkilileriyle, AKP Genel Başkan Danışmanı Yasin Aktay’a bilgi ver” tembihi üzerine Cengiz, yetkilileri aradı! Halbuki, Cengiz bu açıklamayı yapmadan önce Türk yetkililer Kaşıkçı’nın öldürüldüğünü biliyorlardı. Zaten öldürüldüğüne ilişkin ilk açıklama Türk tarafından geldi. Günler sonra Riyad cinayeti kabul etti.
Cevabını arayan sorular
Ancak cinayete ilişkin bir yığın soru Kaşıkçı’nın bilerek ve tasarlanarak ölme gönderildiğini gösteriyor.
* Bir: Hatice Cengiz gerçekten Kaşıkçı ile evlenmek mi istiyordu, yoksa onu İstanbul’a getirmek ve ölüme göndermek için çizilen senaryoda bir figüran mıdır?
* İki: Halk deyimiyle feleğin çemberinden geçmiş bir gazeteci olan Kaşıkçı’nın kendisine yönelik tehdidin farkında olmadığı düşünülebilinir mi? Türk tarafı, özellikle de sıkı-fıkı olduğu ve son kez İstanbul’a geldiğinde de görüştüğü AKP Genel Başkan Danışmanı Yasin Aktay, Kaşıkçı’ya herhangi bir güvence verdi mi?
* Üç: MİT’in Suudi Arabistan Başkonsolosluğunu dinlediği artık sır değil. Bu nedenle günler öncesinden MİT, Suudililerin Kaşıkçı planından haberdardı. Peki neden Kaşıkçı’nın 2 Ekim günü tekrardan Konsolosluğa gidişine izin verdi?
* Dört: MİT’in, cinayetin işlendiği gün iki özel uçakla Türkiye’ye gelen Suudi timinden haberdar olmaması düşünülemez. Özel uçakla gelmişlerdi. Cinayetten sonra ellerini kollarını sallayarak ülkelerine geri döndüler. Bu geliş gidişe neden müsaade edildi? Daha sonra neden Suudi Başkonsolosu’nun Türkiye’den hiç bir şey olmamış gibi ayrılmasına izin verildi?
* Beş: AKP’nin medyadaki önde gelen tetikçisi Abdulkadir Selvi, 16 kasım günü, Hürriyet’te konsoloslukta ortam dinlemesi sonucu elde edilen ikinci bir kaydın olduğunu yazdı. Selvi, cinayetten 15 dakika önce Kaşıkçı’nın nasıl öldürüleceğinin kaydedildiğini ileri sürdü. Neden Türk makamları cinayeti önlemek için yeterli olan bu zaman diliminde harekete geçmedi?
* Altı: Kaşıkçı’nın cesedi nerede? Türk savaş bakanı Hulusi Akar’a göre ceset bir valiz içinde İstanbul’dan havayoluyla Suudi Arabistan’a götürüldü. Cinayetin çözülmesinde en önemli veri olan cesedin taşınmasına neden izin verildi?
Yanıt bekleyen bu soruları daha da çoğaltabiliriz. Bütün veriler bize bu cinayetin sonuçlarından azami ölçüde yararlanmak için Türk istihbaratı tarafından gerçekleştirilen bir avuç içi operasyonu olduğunu gösteriyor.
Yani Türk istihbaratı, Suudi Arabistan rejiminin Kaşıkçı veya başka bir muhalifi ortadan kaldırmak için istekli olduğundan haberdardı. Türk devleti bölgesel, özellikle de süren Suriye iç savaşı ve Türkiye’nin içinden geçtiği iç politik dengeler açısından, bu cinayetin işlenmesi için ön açıcı ve hatta örgütleyici oldu. Açıkçası Kaşıkçı’yı göz göre ölüme gönderdi. Daha basit bir dille söylersek formül şuydu: öldürt ve sonuçlarını hem Suudi Arabistan’a karşı hem de uluslararası ilişkilerde ve bölgesel sorunlarda şantaj olarak kullan.
Tam da bu nedenledir ki hem Tayyip Erdoğan, hem Türk istihbaratı ve diğer yetkililer cinayet gerçeğine ilişkin verileri bir bütünsellik içinde açıklayarak ellerindeki bu muazzam şantaj malzemesini tüketmek istemiyor. Mümkün olduğunca cinayeti pazarlamaya çalışıyorlar. Verileri manipüle ederek açıklarken, tam da meşhur Çin işkencesinde olduğu gibi damla damla akıtıyorlar. Bu ise dünyanın gözünden kaçmıyor. Giderek dünya cinayetten çok, Kaşıkçı’yı kim ölüme gönderdi sorusuna odaklanıyor. Ölüme kim gönderdi?
Hem Tayyip Erdoğan, hem Türk istihbaratı Kaşıkçı cinayetini mümkün olduğunca pazarlamaya çalışıyor. Verileri manipüle ederek meşhur Çin işkencesinde olduğu gibi damla damla akıtıyorlar. Bu, dünyanın gözünden kaçmıyor. Dünya giderek Kaşıkçı’yı kim ölüme gönderdi sorusuna odaklanıyor.
[caption id="attachment_144853" align="alignleft" width="133"]
CAHİT MERVAN[/caption]
İlk kez bir gazeteci, sınır dışında, vatandaşı olduğu ülkenin temsilciliğinde öldürüldü. Öldürülen kişi hem gazeteci, hem de istihbarat örgütleri arasında ‘tanınmış’ bir gizli ‘diplomat’ olunca dikkatleri üzerine çekti. Cinayet dünyayı sarstı. Halbuki daha yeni açıklanan Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’ne (UNESCO) göre her dört günde bir gazeteci öldürülüyor.
Olayı ilginç kılan şey, devlet ve hükümet başkanlarının açıklama yapmasına, devletler arası krize neden olan sadece maktulün kimliği değildi. Cinayetin Türkiye’de Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda gerçekleşmiş olmasıydı. Öldürülen gazetecinin adı Cemal Kaşıkçı.
Cemal Kaşıkçı, 2 Ekim günü İstanbul’daki Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’ndan içeri girdi ama bir daha canlı çıkmadı. Orada öldürüldü. Cesedinin ne olduğu ise muamma. Başkonsoloslukta işlenen benzersiz bu cinayet, polisiye olaylara merak saranlar için hayli malzeme sunuyor.
Yani kameralar, dinleme aletleri, 15 kişilik olduğu iddia edilen ölüm timi, adli tıp ekipleri, testereler, doğrama, bavul, işkence, çığlıklar, görüntüler, zırhlı son model arabalar, kalın gözlüklü, iri yapılı erkekler… Yani ne ararsanız var… Ancak eksik olan tek şey ise gerçek?
Gerçekten Washington Post gibi ünlü bir gazetede yazan, bir kaç kez El Kaide lideri Usame bin Ladin ile görüşmüş, hatta ona sempatiyle yaklaşmış, Suudi Arabistan adına gizli elçilik yapmış, Müslüman Kardeşlere olan sempatisini gizlemeyen, Erdoğan ve AKP’lilerin sıkı dostu, Efrîn işgalini canı gönülden desteklemiş Kaşıkçı neden böylesine açık ve bilinen bir adreste öldürüldü?
Kimler bu cinayetin gerçekleşmesi için ön açıcı ve yönlendirici oldu? Daha açık sorarsak, Kaşıkçı’yı ölüme kim gönderdi?
Kaşıkçı cinayeti Suudi Arabistan’ın kendi muhaliflerine karşı işlediği ilk cinayet değil. Rejim değişmediği müddetçe sonda olmayacak.
Hatice Cengiz’in rolü
Cemal Kaşıkçı’nın hayli ilginç bir biyografisi var. O 1958 doğumlu. Yani öldürüldüğü zaman 60 yaşındaydı. Cinayete kurban gitmeden bir yıl önce Suudi Arabistan’dan kesin ayrılıyor. ABD ve daha çok da Türkiye’de yaşamaya başlıyor. Ülkesinde evli, ikisi kız ikisi erkek, en büyüğü 35 yaşında en küçüğü 25 yaşında dört çocuk babası.
Zaten onu ölüme götüren senaryo da Türkiye’de kalıcı olarak yaşamaya başlamasından ve her ne hikmetse kendisinden 24 yaş küçük 36 yaşında Hatice Cengiz ile tanışmasından sonra başlıyor. Cengiz de tıpkı öldürülen nişanlısı gibi kah Suudi Arabistan’da kah ABD’de ve daha çok da Türkiye’de yaşıyor.
Kaçıkçı’nın Cengiz ile tanışması çok hızlı gelişiyor! Cengiz’in anlatımıyla ilk görüşmede aralarında elektriklenme yaşanıyor. Kaçıkçı bunun üzerine sık sık geldiği Türkiye’de büyük bir ev satın alıyor. Nişanlısı olduğunu iddia eden Cengiz’e göre Kaşıkçı aynı zamanda Erdoğan’ın çok yakın bir dostu.
Evli, dört yetişkin çocuk babası kaşıkçı bu tanışmadan yaklaşık 2 ay sonra Hatice Cengiz’le evlenmeye karar veriyor. İkilinin şu ana kadar basına yansıyan en samimi fotoğrafının ise fotomontaj olduğu iddia ediliyor. Ölümünden sonra Kaşıkçı’nın ABD’de de Mısırlı bir başka kadınla evli olduğu ileri sürüldü.
Babasının nişanlısını tanımıyor
Çocuklarına düşkün olduğu söylenen Kaşıkçı, yeni evlilik hazırlıklarından(!) onları haberdar etmiyor. Ayrıca şeriat yasaları ile yönetilen Suudi Arabistan’ı terk etmeden öncede eşinden boşanıyor. Zaten ölümünden sonra açıklama yapan oğlu Salih Kaşıkçı, babasının nişanlısı olduğu iddia edilen Hatice isimli kadını tanımadığını, söz konusu kadından medya aracılığıyla haberdar olduğunu söyleyecekti.
Oğul Kaçıkçı bununla yetinmeyecek ayrıca “Babamın Türkiye’de olduğuna ya da oraya gittiğine dair hiçbir fikrim yoktu” diyecekti.
İddiaya göre Kaşıkçı, nişanlısı olduğu söylenen Hatice Cengiz’le evlilik işlemlerini yapabilmek için gerekli olan boşanmış kağıdını almak amacıyla 28 Eylül günü Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğuna gitti. Yine iddiaya göre konsolosluk, evrakların hazırlanması için süre istedi ve Kaşıkçı’ya 2 Ekim gününe randevu verdi. 2 Ekim günü nişanlısı ile birlikte gitti. Kendisi içeri girdi, nişanlısı olduğunu iddia eden Hatice Cengiz ise dışarıda bekledi. Ancak Kaşıkçı konsolosluktan sağ çıkmadı.
Bu cinayette ilk dikkat çekici olan şey “Kaşıkçı ile konsolosluk önüne birlikte geldik” diyen nişanlısı olduğunu söyleyen kadınla kameralara takılmış birlikte görüntülerinin olmayışı.
Kaşıkçı konsolosluktan çıkmayınca, daha doğrusu öldürüldüğü aynı anda Türk istihbaratı tarafından ortam dinlenmesi sonucu kayda alınırken, nişanlısı olduğunu iddia eden Hatice Cengiz devreye girdi.
Sözüm ona Kaşıkçı’nın “Çıkmazsam Türk Arap Derneği yetkilileriyle, AKP Genel Başkan Danışmanı Yasin Aktay’a bilgi ver” tembihi üzerine Cengiz, yetkilileri aradı! Halbuki, Cengiz bu açıklamayı yapmadan önce Türk yetkililer Kaşıkçı’nın öldürüldüğünü biliyorlardı. Zaten öldürüldüğüne ilişkin ilk açıklama Türk tarafından geldi. Günler sonra Riyad cinayeti kabul etti.
Cevabını arayan sorular
Ancak cinayete ilişkin bir yığın soru Kaşıkçı’nın bilerek ve tasarlanarak ölme gönderildiğini gösteriyor.
* Bir: Hatice Cengiz gerçekten Kaşıkçı ile evlenmek mi istiyordu, yoksa onu İstanbul’a getirmek ve ölüme göndermek için çizilen senaryoda bir figüran mıdır?
* İki: Halk deyimiyle feleğin çemberinden geçmiş bir gazeteci olan Kaşıkçı’nın kendisine yönelik tehdidin farkında olmadığı düşünülebilinir mi? Türk tarafı, özellikle de sıkı-fıkı olduğu ve son kez İstanbul’a geldiğinde de görüştüğü AKP Genel Başkan Danışmanı Yasin Aktay, Kaşıkçı’ya herhangi bir güvence verdi mi?
* Üç: MİT’in Suudi Arabistan Başkonsolosluğunu dinlediği artık sır değil. Bu nedenle günler öncesinden MİT, Suudililerin Kaşıkçı planından haberdardı. Peki neden Kaşıkçı’nın 2 Ekim günü tekrardan Konsolosluğa gidişine izin verdi?
* Dört: MİT’in, cinayetin işlendiği gün iki özel uçakla Türkiye’ye gelen Suudi timinden haberdar olmaması düşünülemez. Özel uçakla gelmişlerdi. Cinayetten sonra ellerini kollarını sallayarak ülkelerine geri döndüler. Bu geliş gidişe neden müsaade edildi? Daha sonra neden Suudi Başkonsolosu’nun Türkiye’den hiç bir şey olmamış gibi ayrılmasına izin verildi?
* Beş: AKP’nin medyadaki önde gelen tetikçisi Abdulkadir Selvi, 16 kasım günü, Hürriyet’te konsoloslukta ortam dinlemesi sonucu elde edilen ikinci bir kaydın olduğunu yazdı. Selvi, cinayetten 15 dakika önce Kaşıkçı’nın nasıl öldürüleceğinin kaydedildiğini ileri sürdü. Neden Türk makamları cinayeti önlemek için yeterli olan bu zaman diliminde harekete geçmedi?
* Altı: Kaşıkçı’nın cesedi nerede? Türk savaş bakanı Hulusi Akar’a göre ceset bir valiz içinde İstanbul’dan havayoluyla Suudi Arabistan’a götürüldü. Cinayetin çözülmesinde en önemli veri olan cesedin taşınmasına neden izin verildi?
Yanıt bekleyen bu soruları daha da çoğaltabiliriz. Bütün veriler bize bu cinayetin sonuçlarından azami ölçüde yararlanmak için Türk istihbaratı tarafından gerçekleştirilen bir avuç içi operasyonu olduğunu gösteriyor.
Yani Türk istihbaratı, Suudi Arabistan rejiminin Kaşıkçı veya başka bir muhalifi ortadan kaldırmak için istekli olduğundan haberdardı. Türk devleti bölgesel, özellikle de süren Suriye iç savaşı ve Türkiye’nin içinden geçtiği iç politik dengeler açısından, bu cinayetin işlenmesi için ön açıcı ve hatta örgütleyici oldu. Açıkçası Kaşıkçı’yı göz göre ölüme gönderdi. Daha basit bir dille söylersek formül şuydu: öldürt ve sonuçlarını hem Suudi Arabistan’a karşı hem de uluslararası ilişkilerde ve bölgesel sorunlarda şantaj olarak kullan.
Tam da bu nedenledir ki hem Tayyip Erdoğan, hem Türk istihbaratı ve diğer yetkililer cinayet gerçeğine ilişkin verileri bir bütünsellik içinde açıklayarak ellerindeki bu muazzam şantaj malzemesini tüketmek istemiyor. Mümkün olduğunca cinayeti pazarlamaya çalışıyorlar. Verileri manipüle ederek açıklarken, tam da meşhur Çin işkencesinde olduğu gibi damla damla akıtıyorlar. Bu ise dünyanın gözünden kaçmıyor. Giderek dünya cinayetten çok, Kaşıkçı’yı kim ölüme gönderdi sorusuna odaklanıyor.
CAHİT MERVAN[/caption]
İlk kez bir gazeteci, sınır dışında, vatandaşı olduğu ülkenin temsilciliğinde öldürüldü. Öldürülen kişi hem gazeteci, hem de istihbarat örgütleri arasında ‘tanınmış’ bir gizli ‘diplomat’ olunca dikkatleri üzerine çekti. Cinayet dünyayı sarstı. Halbuki daha yeni açıklanan Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’ne (UNESCO) göre her dört günde bir gazeteci öldürülüyor.
Olayı ilginç kılan şey, devlet ve hükümet başkanlarının açıklama yapmasına, devletler arası krize neden olan sadece maktulün kimliği değildi. Cinayetin Türkiye’de Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda gerçekleşmiş olmasıydı. Öldürülen gazetecinin adı Cemal Kaşıkçı.
Cemal Kaşıkçı, 2 Ekim günü İstanbul’daki Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’ndan içeri girdi ama bir daha canlı çıkmadı. Orada öldürüldü. Cesedinin ne olduğu ise muamma. Başkonsoloslukta işlenen benzersiz bu cinayet, polisiye olaylara merak saranlar için hayli malzeme sunuyor.
Yani kameralar, dinleme aletleri, 15 kişilik olduğu iddia edilen ölüm timi, adli tıp ekipleri, testereler, doğrama, bavul, işkence, çığlıklar, görüntüler, zırhlı son model arabalar, kalın gözlüklü, iri yapılı erkekler… Yani ne ararsanız var… Ancak eksik olan tek şey ise gerçek?
Gerçekten Washington Post gibi ünlü bir gazetede yazan, bir kaç kez El Kaide lideri Usame bin Ladin ile görüşmüş, hatta ona sempatiyle yaklaşmış, Suudi Arabistan adına gizli elçilik yapmış, Müslüman Kardeşlere olan sempatisini gizlemeyen, Erdoğan ve AKP’lilerin sıkı dostu, Efrîn işgalini canı gönülden desteklemiş Kaşıkçı neden böylesine açık ve bilinen bir adreste öldürüldü?
Kimler bu cinayetin gerçekleşmesi için ön açıcı ve yönlendirici oldu? Daha açık sorarsak, Kaşıkçı’yı ölüme kim gönderdi?
Kaşıkçı cinayeti Suudi Arabistan’ın kendi muhaliflerine karşı işlediği ilk cinayet değil. Rejim değişmediği müddetçe sonda olmayacak.
Hatice Cengiz’in rolü
Cemal Kaşıkçı’nın hayli ilginç bir biyografisi var. O 1958 doğumlu. Yani öldürüldüğü zaman 60 yaşındaydı. Cinayete kurban gitmeden bir yıl önce Suudi Arabistan’dan kesin ayrılıyor. ABD ve daha çok da Türkiye’de yaşamaya başlıyor. Ülkesinde evli, ikisi kız ikisi erkek, en büyüğü 35 yaşında en küçüğü 25 yaşında dört çocuk babası.
Zaten onu ölüme götüren senaryo da Türkiye’de kalıcı olarak yaşamaya başlamasından ve her ne hikmetse kendisinden 24 yaş küçük 36 yaşında Hatice Cengiz ile tanışmasından sonra başlıyor. Cengiz de tıpkı öldürülen nişanlısı gibi kah Suudi Arabistan’da kah ABD’de ve daha çok da Türkiye’de yaşıyor.
Kaçıkçı’nın Cengiz ile tanışması çok hızlı gelişiyor! Cengiz’in anlatımıyla ilk görüşmede aralarında elektriklenme yaşanıyor. Kaçıkçı bunun üzerine sık sık geldiği Türkiye’de büyük bir ev satın alıyor. Nişanlısı olduğunu iddia eden Cengiz’e göre Kaşıkçı aynı zamanda Erdoğan’ın çok yakın bir dostu.
Evli, dört yetişkin çocuk babası kaşıkçı bu tanışmadan yaklaşık 2 ay sonra Hatice Cengiz’le evlenmeye karar veriyor. İkilinin şu ana kadar basına yansıyan en samimi fotoğrafının ise fotomontaj olduğu iddia ediliyor. Ölümünden sonra Kaşıkçı’nın ABD’de de Mısırlı bir başka kadınla evli olduğu ileri sürüldü.
Babasının nişanlısını tanımıyor
Çocuklarına düşkün olduğu söylenen Kaşıkçı, yeni evlilik hazırlıklarından(!) onları haberdar etmiyor. Ayrıca şeriat yasaları ile yönetilen Suudi Arabistan’ı terk etmeden öncede eşinden boşanıyor. Zaten ölümünden sonra açıklama yapan oğlu Salih Kaşıkçı, babasının nişanlısı olduğu iddia edilen Hatice isimli kadını tanımadığını, söz konusu kadından medya aracılığıyla haberdar olduğunu söyleyecekti.
Oğul Kaçıkçı bununla yetinmeyecek ayrıca “Babamın Türkiye’de olduğuna ya da oraya gittiğine dair hiçbir fikrim yoktu” diyecekti.
İddiaya göre Kaşıkçı, nişanlısı olduğu söylenen Hatice Cengiz’le evlilik işlemlerini yapabilmek için gerekli olan boşanmış kağıdını almak amacıyla 28 Eylül günü Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğuna gitti. Yine iddiaya göre konsolosluk, evrakların hazırlanması için süre istedi ve Kaşıkçı’ya 2 Ekim gününe randevu verdi. 2 Ekim günü nişanlısı ile birlikte gitti. Kendisi içeri girdi, nişanlısı olduğunu iddia eden Hatice Cengiz ise dışarıda bekledi. Ancak Kaşıkçı konsolosluktan sağ çıkmadı.
Bu cinayette ilk dikkat çekici olan şey “Kaşıkçı ile konsolosluk önüne birlikte geldik” diyen nişanlısı olduğunu söyleyen kadınla kameralara takılmış birlikte görüntülerinin olmayışı.
Kaşıkçı konsolosluktan çıkmayınca, daha doğrusu öldürüldüğü aynı anda Türk istihbaratı tarafından ortam dinlenmesi sonucu kayda alınırken, nişanlısı olduğunu iddia eden Hatice Cengiz devreye girdi.
Sözüm ona Kaşıkçı’nın “Çıkmazsam Türk Arap Derneği yetkilileriyle, AKP Genel Başkan Danışmanı Yasin Aktay’a bilgi ver” tembihi üzerine Cengiz, yetkilileri aradı! Halbuki, Cengiz bu açıklamayı yapmadan önce Türk yetkililer Kaşıkçı’nın öldürüldüğünü biliyorlardı. Zaten öldürüldüğüne ilişkin ilk açıklama Türk tarafından geldi. Günler sonra Riyad cinayeti kabul etti.
Cevabını arayan sorular
Ancak cinayete ilişkin bir yığın soru Kaşıkçı’nın bilerek ve tasarlanarak ölme gönderildiğini gösteriyor.
* Bir: Hatice Cengiz gerçekten Kaşıkçı ile evlenmek mi istiyordu, yoksa onu İstanbul’a getirmek ve ölüme göndermek için çizilen senaryoda bir figüran mıdır?
* İki: Halk deyimiyle feleğin çemberinden geçmiş bir gazeteci olan Kaşıkçı’nın kendisine yönelik tehdidin farkında olmadığı düşünülebilinir mi? Türk tarafı, özellikle de sıkı-fıkı olduğu ve son kez İstanbul’a geldiğinde de görüştüğü AKP Genel Başkan Danışmanı Yasin Aktay, Kaşıkçı’ya herhangi bir güvence verdi mi?
* Üç: MİT’in Suudi Arabistan Başkonsolosluğunu dinlediği artık sır değil. Bu nedenle günler öncesinden MİT, Suudililerin Kaşıkçı planından haberdardı. Peki neden Kaşıkçı’nın 2 Ekim günü tekrardan Konsolosluğa gidişine izin verdi?
* Dört: MİT’in, cinayetin işlendiği gün iki özel uçakla Türkiye’ye gelen Suudi timinden haberdar olmaması düşünülemez. Özel uçakla gelmişlerdi. Cinayetten sonra ellerini kollarını sallayarak ülkelerine geri döndüler. Bu geliş gidişe neden müsaade edildi? Daha sonra neden Suudi Başkonsolosu’nun Türkiye’den hiç bir şey olmamış gibi ayrılmasına izin verildi?
* Beş: AKP’nin medyadaki önde gelen tetikçisi Abdulkadir Selvi, 16 kasım günü, Hürriyet’te konsoloslukta ortam dinlemesi sonucu elde edilen ikinci bir kaydın olduğunu yazdı. Selvi, cinayetten 15 dakika önce Kaşıkçı’nın nasıl öldürüleceğinin kaydedildiğini ileri sürdü. Neden Türk makamları cinayeti önlemek için yeterli olan bu zaman diliminde harekete geçmedi?
* Altı: Kaşıkçı’nın cesedi nerede? Türk savaş bakanı Hulusi Akar’a göre ceset bir valiz içinde İstanbul’dan havayoluyla Suudi Arabistan’a götürüldü. Cinayetin çözülmesinde en önemli veri olan cesedin taşınmasına neden izin verildi?
Yanıt bekleyen bu soruları daha da çoğaltabiliriz. Bütün veriler bize bu cinayetin sonuçlarından azami ölçüde yararlanmak için Türk istihbaratı tarafından gerçekleştirilen bir avuç içi operasyonu olduğunu gösteriyor.
Yani Türk istihbaratı, Suudi Arabistan rejiminin Kaşıkçı veya başka bir muhalifi ortadan kaldırmak için istekli olduğundan haberdardı. Türk devleti bölgesel, özellikle de süren Suriye iç savaşı ve Türkiye’nin içinden geçtiği iç politik dengeler açısından, bu cinayetin işlenmesi için ön açıcı ve hatta örgütleyici oldu. Açıkçası Kaşıkçı’yı göz göre ölüme gönderdi. Daha basit bir dille söylersek formül şuydu: öldürt ve sonuçlarını hem Suudi Arabistan’a karşı hem de uluslararası ilişkilerde ve bölgesel sorunlarda şantaj olarak kullan.
Tam da bu nedenledir ki hem Tayyip Erdoğan, hem Türk istihbaratı ve diğer yetkililer cinayet gerçeğine ilişkin verileri bir bütünsellik içinde açıklayarak ellerindeki bu muazzam şantaj malzemesini tüketmek istemiyor. Mümkün olduğunca cinayeti pazarlamaya çalışıyorlar. Verileri manipüle ederek açıklarken, tam da meşhur Çin işkencesinde olduğu gibi damla damla akıtıyorlar. Bu ise dünyanın gözünden kaçmıyor. Giderek dünya cinayetten çok, Kaşıkçı’yı kim ölüme gönderdi sorusuna odaklanıyor.