
İHD ile ÇHD'nin yanı sıra Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), İnsan Hakları ve Mazlumlar için Dayanışma Derneği (MAZLUMDER), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) ve Türk Tabipleri Birliği (TTB) temsilcilerinden oluşan bir heyet, cezaevine giderek incelemelerde bulundu. Örgütler, bu görüşmelerin sonunda bir de rapor hazırladı. Rapor dün Adalet Bakanlığı önünde açıklandı.
Pijamalarıyla sevk edildiler
İnsan Hakları Derneği (İHD) Amed Şube Sekreteri Raci Bilici, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Urfa Şube Başkanı Eyüp Sabri Tinaş, ve Avukat Sedat Gözkar, Urfa Cezaevi'ndeki tutuklu ve hükümlülerle yaptıkları görüşmeleri anlattı.
Urfa Cezaevi'nde tutuklu müvekkilleri olan Avukat Gözkar, cezaevinden 320 kişinin sevk edildiğini söyledi. Gözkar, "Nakiller yapılırken kimseye nereye gitmek istediği sorulmuyor. Ayakkabılarını bile giymeleri beklenmeden, pijamalarıyla koğuşlardan alıp ring araçlarına dolduruyorlar mahpusları. Eşyalarını da vermiyorlar, kargoyla sonradan yollayacaklarını söylemişler" dedi. Gözkar, "Siyasi koğuşlarda kalanların mahkemeleri çoğunlukla Diyarbakır'da ve buraya bile gitmeleri sorun oluyordu. Urfa'dan İzmir'e sevk edilenler duruşmalarına nasıl gelecek?" diye de sordu.
Yoğun bakımda kelepçeyle yatıyor
İHD'den Bilici de yeni cezaevi müdürünün göreve başladığını ancak ne cezaevi savcısından ne müdürden sağlıklı bilgi alamadıklarını, kendileriyle görüşmediklerini söyledi. Yangından yaralı kurtulan ve Urfa Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde tedavi gören tutuklunun durumunun kötü olduğunu aktaran Bilici, "Ayağı zincirle kelepçeli şekilde yoğun bakımda, başında dört asker duruyor. Şartları hijyen değildi" dedi.
İhlaller devam ediyor
Bilici, sevkleri sürgün olarak tanımlarken, "Sürgünler mahkumlara bilgi verilmeden nereye gidecekleri söylenmeden yapılıyor. Ailelerine de bilgi verilmiyor. Yakınlarının nereye götürüleceğini öğrenmek isteyen aileler kötü muameleyle karşılaşıyor. Müdahale öncesi yaşanan ihlaller, devam ediyor" diye konuştu. Cezaevi yönetiminde, gardiyanlar ve müdürlerin tutumlarında değişiklik olmadığını söyleyen Bilici "Açığa alınan kimse yok, herkes görevine aynı şekilde devam ediyor, mahpuslar kötü muameleden şikayetçi. Görüşe gelen aileleri bile her seferinde 3-4 saat bekletiliyor. Böyle giderse bizi daha da ciddi sorunlar bekliyor" dedi.
Her yer koğuşa çevrilmiş
ÇHD'den Tinaş ise 13 kişinin ölümünde idarenin sorumluluğuna dikkat çekti ve "Mahpusların seslerini duyurmak için tek araçları kapılara vurmaktı" dedi. İtfaiyenin haber verdikten 45 dakika sonra geldiğini söyleyen Tinaş, üç kişi için tasarlanan koğuşlarda nüfusun bazen 24 kişiye kadar çıktığını açıkladı. Tinaş, "Üç kişi için tasarlanan oda önce altı kişiliğe çevrilmiş ancak sayı 18'in altına hiç düşmemiş. Mahpusların yazın kısa pantolon giymelerine bile izin verilmiyor. Konferans salonları, sosyal etkinlik için tasarlanan mekanlar, spor salonlarının hepsi kapatılıp koğuş yapılmış" sözleriyle koşulları anlattı.
Hani İslami adalet
MAZLUMDER adına konuşan ve aynı zamanda 12 Eylül askeri darbesi mağduru olan Abdulrahim Semahi ise, "Diyarbakır zindanında yazın pencereler kapalı, kalorifer açılıyordu, bu gün de insanlar günde bir saat suyla idare ediyor. Cehennem sıcağı yaşıyorlar cezaevinde. Hani Dicle kenarında bir kuzunun ayağı kırıldığında hissettiğini söyleyen zihniyet, hani İslami adalet. Ben şimdi 12 Eylül 1980 dönemi psikolojisini yaşıyorum. Cezaevinde hangi suçtan olursa olsun bütün insanların acısını yaşıyorum. Çünkü dörtlerin gecesinin şahidiyim, orda insanların nasıl ateş içerisinde can verdiklerini gördüm" dedi.
Sistemin çarpıklığının sonucu
STK'lerin hazırladığı raporda son birkaç yıldır Urfa Cezaevi'ne ilişkin uyarı yapılmasına karşın herhangi bir çözüm adımı atılmadığı bundan dolayı yaşanan ölümlerden başta Adalet Bakanlığı olmak üzere sivil iradenin sorumlu olduğu vurgulandı. Raporda, uzun tutukluluk sürelerine vurgu yapılarak, Urfa Cezaevi'nde yaşanan olay ile infaz sistemindeki çarpıklığın bir kez daha gün yüzüne çıktığı tespiti yapıldı. Raporun sonuç bölümünde ayrıca cezaevi önünde bekleyen ailelere yönelik sağlıklı bir bilgi akışının yapılmadığı bunun yanı sıra ailelere polis tarafından orantısız şiddet uygulandığı belirtildi. Raporda ayrıca Urfa Cezaevi'nden yapılan nakiller de eleştirilerek, "Tutsakların artık aileleri ve avukatları ile irtibat kurması neredeyse imkansızlaştı" denildi.
STK'lerin çözüm önerileri
Raporda çözüm önerileri ise şöyle sıralandı: "Yeni cezaevleri yapmak yerine, Ceza ve İnfaz Yasası ile CMK'de insan haklarına dayalı düzenlemeler yapılmalıdır. Mevcut cezaevlerinde fiziki şartlar biran önce iyileştirilmeli ve insani standartlar sağlanmalıdır. Ağırlaştırılmış infaz rejiminden vazgeçilmeli, tutukluluk istisnai hale getirilmeli, denetimli serbestliğin kapsamı genişletilmeli, infaz süresinde adli ve siyasi ayrımına son verilmeli ve infaz süreleri kısaltılmalıdır. İşkenceye karşı sözleşmenin seçmeli protokolü uyarınca kurulması öngörülen ulusal önleme mekanizması tarafsız ve bağımsız bir mekanizma olarak kurulmalıdır. Cezaevleri STK'lerin ve DTÖ'lerin denetimine açık hale getirilmelidir. Cezaevlerindeki olaylar nedeniyle etkili bir soruşturma yapılabilmesi için sorumlular açığa alınmalı ve etkin bir soruşturmanın önündeki bütün engeller kaldırılmalıdır.
Götürülürken dövüldüler
Urfa Cezaevi'nde tutulan BDP Milletvekili İbrahim Ayhan da sürgün edilen tutsakların gardiyanlarca dövüldüklerini açıkladı. Ayhan, bu açıklamayı cezaevinde incelemede bulunan Demokratik Toplum Kongresi Eşbaşkanı Aysel Tuğluk'a yaptı.
'Güle güle' dayağı
Urfa Cezaevi'nde gardiyanların dövdüğü tutsaklardan 13'ünün kadın olduğu bildirildi. Sincan Cezaevi'ne sürgün edilen Emel Almaz, Azize Yağız, Rahime Polat, Emine Demir, Zeynep Kıyar, Fatma Çakmak, Mehtap Çoban, Fatma Karadağ, Ayşe Zelal Irmak, Adile Fidan, Adile Dağal, Ayşe Kayak ve Hatice Şen'in feci şekilde dövüldükleri ortaya çıktı. Urfa Cezaevi'nde müdür ve savcının gözleri önünde gerçekleşen saldırı sonrası, kadınların darp raporu aldıkları bildirildi. Tutsakların İHD'ye başvurmaya hazırlandıkları öğrenildi.
HABER MERKEZİ