
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yakın geçmişte her konuşmasında birçok kez ifade ettiği “Çözüm süreci”nden söz ettiğimiz herhalde anlaşılıyor. Biz buna “Demokratik siyasi çözüm süreci” diyorduk. 2013 yılı Newroz’undan bu yana başarısı için de epeyce umutlu olmuştuk. Fakat Başbakan Tayyip Erdoğan sorunları çözeceğim diye diye sonunda kadınların başlarını bağlamayı başardı. Belli ki buna dayanarak 2014 seçimlerinde oylarını biraz artıracak. Fakat ne bu artan oylar, ne de kadınların başındaki türban AKP’yi kurtarmaya yetmeyecek. AKP’nin sonu da çözüm sürecini getirdiği nokta gibi olacak.
Son sözde “Demokratikleşme paketi” üzerine yürütülen tartışmalar işte bu noktaya gelmiş durumda. Çünkü KCK yöneticileri sert tepki göstermiş bulunuyor. Aynı sert tepkiyi BDP yönetiminden de görüyoruz. Ayrıca KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı bir deklerasyon yayınlayacağını açıklamış durumda.
Şimdi herkes KCK’den gelecek açıklamanın ne olacağını merakla beklerken, bir diklerasyon uyarısı da İmralı’daki PKK Lideri Abdullah Öcalan’dan geldi. Böylece çözüm sürecinin gidişi ve ne olacağı iyice karmaşık hale geldi.
Çünkü eğer devam ediyorsa süreci PKK Lideri ve yönetimi götürüyordu. Başbakan Tayyip Erdoğan çok önceleri bir canlı yayında kendisine sorulduğunda “Ne süreci” diyerek zaten kendileri açısından sürecin bitmiş olduğunu ilan etmişti. Ondan bu yana da artık konuşmalarında herhangi bir süreçten söz etmiyordu.
Şimdi PKK Yönetiminin de, özellikle PKK Lideri’nin de AKP’nin süreci bitirdiğinden söz etmeleri durumu çok daha ciddi hale getirdi. Artık herkes İmralı’ya bakıyor ve 15 Ekim’i bekliyor. İmralı’dan PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın ne söyleyeceği merakla bekleniyor.
Oysa PKK Lideri Abdullah Öcalan, kardeşi Mehmet Öcalan ile son yaptığı görüşmede düşüncelerini anlaşılır bir biçimde ifade etmiş durumda. Mehmet Öcalan’ın basına açıkladığına göre, PKK Lideri AKP’nin açıkladığı son paketin süreçle ilişkisinin bulunmadığını belirtiyormuş. Bunun bizimle hiçbir bağlantısı yok diyormuş. Yani kendilerinin AKP’nin yürüttüğü sözde demokratikleşme süreciyle bir bağlantılarının olmadığını halkın bilmesini istiyor.
PKK Lideri sürece ilişkin görüşlerini 15 Ekim günü kamuoyuna açıklayacağını, bu durumda süreci ilerletmek için kendisinin bir şey yapamayacağını, eğer AKP mevcut tutumunu sürdürürse kendisinin geri çekilmek zorunda kalacağını ifade ediyormuş.
Aslında PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın görüşleri anlaşılıyor. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın tutumuyla çözüm sürecini artık sona erdirdiğini ifade ediyor. Demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü için müzakere sürecine geçilememesi ve AKP’nin hiç kimseyi muhatap almayarak paketler ilan etmesi bunu gösteriyor. Bu tutumun genelde AKP’nin uyguladığı siyaset tarzı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Toplumun ihtiyaç duyduğu bir konuyu ortaya atıp tartıştırarak sanki sorunları çözecek ve demokratik toplumun lehine iş yapacakmış gibi bir hava yaratıyor. Bu biçimde bir süre herkeste beklentiye yol açıyor. Sonunda oradan kendi çıkarına olanı aldıktan sonra artık olayı çürümeye bırakıyor ve gündemden çıkarıyor.
Bunun bir AKP siyaset tarzı olduğu ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ın damgasını taşıdığı açık. Bu tarzı özellikle de Kürtlere karşı ve Kürt sorununun çözümü konusunda uyguluyor. 2005’ten beri bu konuda yaşananlara bir bakalım. 2005 yazındaki Ankara ve Amed konuşmaları bu siyaset tarzının başlangıcını oluşturuyor. 1 Ekim 2006 ateşkesi karşısındaki tutum da benzer. 2009 sözde açılım politikası bunun daha gelişmiş bir versiyonu. Oslo sürecine yaklaşım ve 12 Eylül 2010 referandum sürecindeki tutumu da aynı. En son 2013 yılı başından beri İmralı’da geliştirilmeye çalışılan sürecin sonu da aynı oluyor.
Bütün bunlar artık AKP’nin Kürtler karşısında kredisini tümden tükettiğini gösteriyor. Son çözüm sürecinin de AKP’nin iktidar çıkarlarına harcanması artık Kürtler nezdinde AKP’nin inanılırlığını tümden yok ediyor. Bu durumda Kürtler AKP’nin ve Tayyip Erdoğan’ın nesine inanacak? Durum işte bu noktaya gelmiş bulunuyor.
Tayyip Erdoğan ve AKP Kürtleri hep cahil, çocuk ve kandırılabilir sanıyor. Biraz tatlı söz söyle, biraz güler yüz göster peşine takar istediğin gibi yararlanırsın yaklaşımı gösteriyor. Oysa Kürtler artık eskisi gibi değiller. Kırk yıldır özgürlük mücadelesi veriyorlar. Otuz yıldır özgürlük için direniyorlar. Bilinçlendiler, örgütlendiler, politika yapmayı öğrendiler. Eğer şimdiye kadar AKP’ye yeşil ışık yaktılarsa, bu durum bilmediklerinden ve anlamadıklarından değil, barışçıl-demokratik çözüme inandıkları için yaptılar. PKK Lideri Abdullah Öcalan böyle istediği için bu tutumu gösterdiler.
Belli ki AKP bu durumu da yanlış okuyor. Kürtleri cahil, kendini ise çok kerametli sanıyor. Son çözüm sürecine yaklaşımıyla AKP artık tüm krediyi tüketmiş bulunuyor. Her şeyi ben yaparım kabadayılığıyla Kürtleri ve politik iradelerini muhatap almıyor. Elbette bu durum Kürtleri farklı bir halk olarak görmemesinden kaynaklanıyor. Zaten son paketin Kürtlere yönelik bölümleri ve özellikle Başbakan’ın bu konudaki açıklamaları Kürt halkına hakaretler içeriyor.
Acı ama, çözüm sürecinde de yolun sonuna geldik gibi. Herkes ciddi olmalı ve Kürtlerin taleplerini doğru anlamalı. PKK Lideri’nin söylemediği bir şey aslında yok. O nedenle yeni bir şey beklenmemeli. PKK Lideri’nin söyleyecekleri aslında şimdiden belli. Bu noktaya nasıl gelindiğini izah edecek. Bu AKP ile demokrasi ve Kürt sorununa çözüm olamayacağını belirtecek. Neden AKP’yi aşacak ve çözüme zorlayacak bir demokratik mücadele geliştirilemediğini soracak. Tabi ki sonunda da herkesi gerçekleri doğru anlamaya ve güçlü bir demokrasi hareketi örgütlemeye, yani kendi kaderini eline almaya çağıracak!
Açıkça görülüyor ki, çok kritik bir süreçten geçiyoruz. AKP ile iş yapma süreci artık sona eriyor. Sadece yeni bir seçim sürecine girmiyoruz, aynı zamanda siyasette yeni arayışların başladığı yeni bir sürecin içine girmiş bulunuyoruz. Aslında bu gerçeğin çok iyi görülmesi gerekiyor.
Bu konuda AKP’nin rüzgarının artık bittiğini söylemek yanlış değil. ABD ve Avrupa desteği artık AKP yelkenini doldurmuyor. Çünkü AKP Ortadoğu’da ABD’yi çıkmaza soktu. Dahası ABD’nin karşıt olduğu aşırı dinci çevrelerle içli dışlı hale geldi. Bölgedeki rüzgar da artık AKP balonunu şişirmiyor. Son Suriye yenilgisiyle birlikte AKP tüm Arap aleminden kopmuş durumda. Aslında AKP tarihinin en zayıf dönemini yaşıyor.
15 Ekim’de İmralı’dan gelecek mesajlara yine de göz ve kulak kabartmak lazım. PKK Lideri AKP ile çözüm sürecine dair yeni bir şey söylemeyebilir. Ama içine girilen yeni arayış süreci hakkında güçlü mesajlar verip uygulanabilir görüşler ve öneriler sunabilir. Böylece de olumsuz bir sonu umutlu yeni bir başlangıca çevirebilir.