
Ötekilerin sesi
Ahmet Kaya, şarkılarında başkaldırıyı, dostluğu, kardeşliği, barışı dillendirirken ezilenlerin, dışlanmışların ve ötekilerin sesi oluyordu. Ahmet Kaya’nın albümlerinin yayınlanış tarihleri incelendiğinde Türkiye’nin siyasi tarihi gibidir. 1983 yılından itibaren çıkarmaya başladığı albümleri Ağlama Bebek, Acılara Tutunmak(1985) ve Şafak Türküsü(1986)’nde ve An Gelir(1986)’de 12 Eylül’ün baskılarına maruz kalanların sesidir o. 1987 de Yusuf Hayaloğlu ile tanışır ve onun şiirlerinin sözlerini şarkılarında kullanır ve Yorgun Demokrat albümü yayınlanır. 1988 yılında sadece iki şarkının söz yazarlığını Hayaloğlu’nun yaptığı ve diğer sözlerin tamamının tanınmış şairlerin şiirlerinden oluşan Başkaldırıyorum albümü çıkar. 1990’da Resitaller-1-2 den sonra Sevgi Duvarı albümünü çıkarır. Ardından Şarkılarım Dağlara’da çok büyük bir dinleyici kitlesine ulaşır. Artık Şarkıları Dağlara’dır Ahmet Kaya’nın…
Bu kadar büyük bir dinleyiciye ulaşan mesajların bulunduğu albüm, elbetteki sakıncalıdır ve albüm toplatılır, sözlerinden dolayı. Ve konser vermesi yasaklanır. Tüm engellemeler Ahmet Kaya’nın müziğinin dinlenmesini engelleyemez. Ahmet Kaya, sesi olduğu kitlelere şarkıları ile sözcülük etmeye devam eder. İktidar odakları tarafından lince uğratılarak Paris’te sürgünlüğüne neden olan 10 Şubat 1999 konuşmasında ‘’Ben bu ödül için İnsan Hakları Derneği’ne, Cumartesi Anneleri’ne , tüm basın emekçileri ve tüm Türkiye halkına teşekkür ediyorum. Bir de açıklamam var: Şu anda hazırladığım ve önümüzdeki günlerde yayımlayacağım albümde bir Kürtçe şarkı söyleyeceğim ve bu şarkıya bir klip çekeceğim. Aramızda bu klibi yayınlayacak yürekli televizyoncular olduğunu biliyorum, yayınlamazlarsa Türkiye halkıyla nasıl hesaplaşacaklarını bilmiyorum” der. Bu sözleri üzerine davetlilerden tepki gösterenler, küfür edenler ve eşyalar, çatallar fırlatanlar olur. Bu coğrafyada gerçekleri yazan ve söyleyen bir çok aydının başına gelen O’nun da başına gelir. Atılan çatallar yaşanılan dönemin atmosferinde şovenizm histerisiyle saldıranların, Ahmet Kaya’nın Kürtlüğüne attıklarıdır. Linç kampanyalarına dayanamayan Kaya, sürgüne çıkmak zorunda kaldı. O yılmadan seslendirir şarkılarını, ‘’Sonuna Kadar Kürt’tür’’ ve ‘’Apo’yu özlemiştir.’’ Sürgün yıllarında da kültürel faaliyetlerine devam eden Kaya, bu yıllarda da sanatsal üretimini sürdürür. Bu dönemde de halkın hislerine tercüman olan Kaya bir çok şarkı besteler ve söyler. Toplumsal eylemler ve mitinglere de katılan Kaya, halkının özgürlük bilincinin yükseltilmesi konusunda bir çok etkinliğin içinde yer alır.
Sürgünlük ve hasret onun sanatçı ve politik duyarlılığını zorlar. Ülke hasretine daha fazla dayanamayan yüreği ise Paris’te 16 Kasım 2000’de durur.
Ancak Kaya’yı yaşadığı dönemdeki çizgisinden ve dinleyicilerinden koparamayanlar, şimdi Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülü’nün bu seneki sahiplerinden biri olarak açıklayarak dinleyicilerinden, sahiplenenlerinden koparmaya çalışıyorlar. Çünkü biliyorlar ki, Ahmet Kaya’daki Kürtlüğü, başkaldırıyı, kardeşliği, barışı , dağları, sevgiyi kaldırdığınızda sadece ‘’Cumhurbaşkanlığı Ödülü’’ kalacaktır geriye…
KÜLTÜR SERVİSİ