Savaşta esir düşen askerleri serbest bırakıldığında, "bırakıldıklarına sevinmedim" diyenler ne anlar insanlıktan?

Bunu diyenlerin insanı sevmesi beklenebilir mi?

Hayır. 

İnsanın dirisine saygısı olmayanların ölüsüne de saygısı olmuyor. 

Kendisinden olmayanı değersizleştirenler, kendi ölülerini fetişleştirirken başkasının ölüsüne her türlü saygısızlığı mubah görürler. 

Kendi ölülerine şatafatlı törenler yapar ama başkasının ölüsünü günlerce yerde bırakır, cenazeye işkence yaparlar.  

Böylelerinden insanlık beklenemez. Ancak insanlık öğretilir bunlara.

İnsan hayatını hiçe sayan zihniyetin dip noktasında seyreden AKP özel savaş hükümetinin arsız ve bin bir suratlı sözcüsü Bülent Arınç’a ve onun gibilere de insanlığı, insanlık değerlerini öğretmek Kürtlere kaldı…

Kürtlere ölüm ve zindan dışında bir yaşamı yakıştırmayan bu vampirlere insanlık dersi bu sefer Kandil’in Zergelê köyünden geldi.

1 Ağustos sabahı uykularında yakaladı kara ölüm 8 canı.

Savaş uçakları gökleri yırtan sesleriyle geldiler. 

Tıpkı Dêrsim’de, Kendekolê’de, Kortek’te ve tıpkı Roboskî’de olduğu gibi…

Havadan yeryüzüne ölüm saçmak için geldiler. 

Beşer beşer, onar onar geldiler. 

Ve ölüm kustular masumların üzerine…

Apansız ve amansız, uykuda yakaladı ölüm yaşlısı ve genciyle, kadını ve erkeğiyle Zergelê halkını.

İlk bomba düştüğünde uykularından uyanarak siper aldılar. Çünkü alışıktılar ani ölümlere, öldürmelere!

Düşmanı tanıyorlardı, biliyorlardı sinsiliğini, acımasızlığını. 

Yaşlısı, genci, kadını, çocuğu tanırdı bu sesleri. Halepçe’den, Enfal’den, Kendekole’den, Kortek’ten…

Okul panolarında minik ellerle resmedilen F-16’ların niçin geldiğini en fazla Kandil halkı bilir. 

Yaşlıları onlarcasına şahitlik etmiştir. 

Bu topraklar onların açtığı yaraları üzerinde, insanı bedeninde ve ruhunda taşır. 

En iyi Kandil bilir, ölüm kusan metal kuşları…

1 Ağustos sabahı yeniden geldiler. 

Uykuları böldüler. 

İlk bomba yaşlı bir çiftin yaşadığı evi yerle bir etti. 

Vefakâr koca, yatalak ve 80’e merdiven dayamış eşini terk etmedi. 

Vuruldular. 

Emir Ankara’dan gelmişti. 

Yaşlı amca ölümden kurtulabilirdi ama yıllarca birlikte hayat sürdüğü, acı tatlı binlerce anısı olan hayat arkadaşını terk etmedi. 

O’nsuz kurtulmayı değil O’nunla ölmeyi seçti…

Sonra diğerleri geldiler. 

Bir umut, "kurtarırız" diye hep birlikte daldılar ölüm çemberine. 

Vurulan eve ulaşamadan yine vuruldular. 

Bu sefer sayıları daha fazlaydı. 

Ölüm saçan uçaklara inat, köye geri dönmüşlerdi.  

Bombardımanın altında yaşlı çifti bulmak, kurtarmak için…

Hayatlarını hiçe sayarak gittiler. 

Korkmadan gittiler. 

"Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için" diyerek gittiler. 

Ama vuruldular. 

Bir daha vuruldular. 

Defalarca vuruldular. 

Öldüler.

Paramparça oldular. 

Ama insanlık dersi verdiler katillerine.

İnsanlığı öğrettiler öğrenmesini bilene.

Kandil’in yiğit insanları, "direnmek yaşamaktır" diyenlerden, "yaşamı, uğruna ölecek kadar seviyoruz" diyenlerden yaşamı ve onurlu ölümü öğrenmişlerdi. 

Bir amaç için yaşadılar ve bir amaç için öldüler. 

Ölürken bile "büyük insanlık" dersi vererek gittiler.