sen, erken bahar, kardelen
kızıl saç, ince yüzlü sakine
koyuldun duvardan dik yola
yol dediğin mayın makadam
ölmedin
acın duvarları acıttı
içine sıvandı çığlığın
arenaydı vahşi zindan
gardiyan hücreden karanlık
bir sırtlan memeni kopardı
sütünü içti bir yılan
ölmedin
dağlar yağmurdan çok
kurşun bomba alırdı
diş dolusuydu yağan
kuzu dişi değil köpek dişi
esen salya tırnak talazı
kasırga hızında ‘dağıl’
ölmedin
yalan sana kuruluydu
sürgün sana yangın sana
hile hurda hain sana
kuşatma elbisen gibiydi
akrebin önünde takoz
saatli bomba zamana
ölmedin
üç kurşun mu öldürecek
kurşundu kimyaydı mayındı
geçmiştin baş açık yalın ayak
bir kent cangılıymış paris
gittin adın okundu
...vuruldu sakine cansız
kalktın yaşamaya başladın
başladın yaşamaya sakin
yerin bir halkın kalbi
fani kalplerde ölüm yok sana
bu hayat dar geldi ya
bir adımda genişlettin
dünya gittiğin kalpler gibi
genişler
bugün değilse yarın
sakine kızıl saçlı gerilla
düşü düşüncesi kızıl
özgürlüğe süt anne
barışa öp öz kardeş
kalkan oldun savaşın
kirli mermilerine
şimdi kar erirken dağlardan
‘sevgilim sesi’ akıyor kalbine
dinle
şuramda sol yanımdasın da
söyle niye tam oramda ağrı var
çarpar göğüs çeperime gülle
kalp atışı gibi yinelenir
oysa biliyorum ölmediniz
kaç insan giderken bu kadar gelir
savaş vurur da barışa yaşar
ey sakine ey fidan ey leyla
ölmediniz
sönse bile geleceğe yol alır
yaşar ışığıyla her yıldız
ömer faruk hatipoğlu: sakine