Başkan Abdullah Öcalan’ın çözüm sürecine ilişkin önermiş olduğu 10 maddelik öneri paketi Türk medyasında tartışılıyor. Elbette ki tartışılmalı. Türkiye’nin kaderini belirleyen Kürt sorunun tartışılması önemli ve anlamlıdır. Zaten sorun tartışılmadığı, hep bastırıldığı ve dolayısıyla inkar edildiği için bu noktaya geldi. Geldiği nokta kördüğümdür. 

Şimdi Başkan Öcalan bu kördüğümü çözmek istyor. Asırlardır kimsenin çözemediği bu kanlı sorunu ele alarak bir savaş sorunu olmaktan çıkartmak için büyük çaba sarf ediyor. Bu nedenle Başkan Öcalan’ın önerisi tartışmalı. Hatta sadece medyada değil, yaşamın her alanında tartışılmalıdır. Üniversitelerde, siyasi parti merkezlerinde, sivil ve askeri kurumlarda özel panel ve seminerler temelinde tartışılarak sorunun çözümü konusunda belli hatlar ortaya çıkabilmeli. 

Başkan Öcalan asırlardır devam eden ve Kürt-Türk çatışmasının ana nedeni olan, milyonlarca insanın hayatına sebep olan, Türkiye’nin ekonomik, sosyal ve siyasal sürecini doğrudan etkileyen ve giderek büyük bir krizin gerekçesi haline gelen Kürt sorununu büyük bir cesaret ve fedakarlıkla çözmek istiyor. 

Elbette ki sorunun derinliğine ve büyüklüğüne bakarak tartışmak ve tartışmanın odağına doğruları koymak önemlidir. Tartışmak kadar, doğruları doğru yerde ve doğru bir üslupla konuşmak da bir o kadar önemlidir. Doğrunun yanlış yerde ifade edilmesi ne kadar yanlışsa, yanlışın da doğru zeminde ifade edilmesi bir o kadar hatalıdır. Demek ki ne doğru yanlış yerde, ne de yanlış doğru yerde ifade edilmeli. O zaman doğru olan ne? Doğru olan; gerçeğin doğru yerde, doğru zeminde ve doğru bir üslupla ifade edilmesidir. Yoksa gerçekler çarpıtılır, yanlış tarzda lanse edilir, halktan gizlenir. Bu durumda amaç ile hedef doğrultusunda atılması gereken adım da atılmamış olur. 

Tüm bunlardan hareketle bir kaç temel hususu vurgulamak gerekiyor. 

Bir; Başkan Öcalan’ın önermiş olduğu 10 madeelik ilkelerin doğru ele alınması ve doğrular temelinde tartışılması gerektiği açıktır. 

İki; önerilen ilkelerin çarpıtılmaması, herkesin kendisine göre yorumlamaması, kendi bakış açısına göre yön vermemesi oldukça önemlidir.

Üç; müzakere veya müzakere için hazırlanan metinlere sadık kalınarak tartışılmasının, kulaktan dolma bilgi ve duyumlardan hareketle felaket telallığı yapılmamasının oldukça önemli olduğunu belirtmeye bile gerek yoktur.

Her on maddenin de hayati olmasına, her birisinin olmazsa olmazlardan olduğu bilinmesine rağmen, silahların bırakılması maddesinin tartışılması ve bunun herşeyin merkezine konulması elbette ki sürece hizmet etmeyecektir. Oysa silahları bırakma maddesi hükümetin, Fethullah Gülen ve AKP medyasının servis yaptığı gibi değildir. Tamamen yalan ve kulaktan dolma bilgi ve dedikodulara dayanan yorumlardan öteye bir şey olmadığı da bilinen bir durumdur. Başkan Abdullah Öcalan’ın söylediği her şey orada bulunan heyet tarafindan not ediliyor, tutanak halinde ilgili yerlere gönderiliyor. Buna rağmen “Silahlara son, Öcalan silahlara veda ediyor” gibi başlıkların atılması süreci zorlayan esas yaklaşımlar oluyor.

Başkan Abdullah Öcalan, sorun çözülmeden, karşılıklı müzakere sürecine girilmeden, müzakere sürecinde gerekli yasal ve anayasal güvenceler oluşmadan silahların bırakılmasını tartışma konusu bile yapmıyor. Kaldı ki “PKK, silah bırakmayacak, eğer anlaşma olursa, Kürt halkının demokrasi ve özgürlük istemleri anayasayla güvence altına alınırsa, devletle yürütülen silahlı savaşa son verilir, savaşan gücümüz mevcut milli misaki sınırlarının dışına çıkar” diyor.

Başkan Öcalan’ın heyet ile yaptığı 29. görüşme notlarında bazı vurguların özeti şöyle: “PKK’lilere, legal konumunda olan tüm kurum ve bireylere siyaset yapma ortamı yaratılacak. Ana dilde eğitim ve hizmet verilecek, Kürt dili ve kültürünün üzerinde uygulanan her türlü yasak kaldırılacak. Bölge, ekonomik olarak kalkındırılacak, halkımızın can güvenliği sağlanacak, öz savunma ile Kürt halkı kendi kendisini koruyacak, koruculuk sistemi bir bütün olarak kalkacak. Öz yönetim esaslarına göre siyasi ve hukuki düzenlemeler yapılacak, yerel özerklik bir bütünsellik içerisinde hayata geçirilecek. Eşit yurttaşlık ilkesi benimsenecek, bu, bir ilke olarak kabul edilecek, sivil toplum örgütlerinin inisiyatifi artırılacak, iç güvenlik yasası yeniden gözden geçirilecek, tek taraflı yasalar çıkartılmayacak. Tüm bunlar yasal ve anayasal düzeyde yerine getirilirse işte o zaman bir kongre ile silahlı güçlerimizi sınırlarının dışına çıkartabiliriz...” 

Bu notlarda silah bırakma, gerilla gücü dağıtma diye bir şey yok. Zaten Başkan Öcalan şimdiye kadar onlarca kez, “IŞİD vb. vahşi örgütlerin saldırısı ve Kürtlerin soykırım tehlikesi olduğu sürece hiç kimse Kürtlere silah bırakın diyemez, deseler de biz kabul etmeyiz” demiş ve bunu kamuoyuna da deklare etmiştir. İşte İmralı-Kandil ve Kürt halkının görüşü budur...