
Erdoğan savaşı sürdürme ve faşist yönetimini yerleştirme sevdasını tüm hızıyla sürdürüyor. Savaş ve faşist yönetim artık birbirinden kopmaz bir ikili oldular. Kürt halkını inkar ve soykırıma tabi tutma tabi ki, demokratik bir yönetim ve zihniyetle yürümüyordu. Cumhuriyet kurulduğundan beri varlığını Kürtlerin yokluğu üzerine oturtmuştu. Onun için tüm hükümetler Kürtlere karşı hep özel savaş hükümetleri oldular. Şimdi çelişki ve çatışma çok derinleşti. Ayrıca 7 Haziran seçiminde AKP hükümeti iktidarı kaybetti. İktidarda kalmanın tek yolu olarak Erdoğan faşizmi ve Bahçeli önderliğinde ırkçı bloku tercih etti.
Erdoğa’ın demokratik yollarla başta kalamayacağı ve seçimlerle iktidarı bırakmayacağı açıktır. Bunun bir çok nedeni var. En başta Erdoğan zihniyet olarak iktidarcı ve otoriter bir yapıya sahiptir. Ayrıca iktidarda kaldığı on beş yıl içinde bulaşmadığı suç kalmadı. Irkçı-milliyetçi bir çizginin temsilcisi. 1926’dan beri Kürtlere karşı sürdürülen Kürtlerin tarihten silinmesi projesini sonuçlandırmak istiyor. Şunu çok iyi biliyor; Kürtler dünyada yalnız bırakılmış bir halk. Kendileri de NATO dahil birçok uluslararası ittifaklara sahip. Kürtleri öldürmek ve ezmek mevcut dünya için sorun değil.
Erdoğan’ın temsil ettiği siyasi çizgi aynı zamanda DAİŞ çizgisidir. Dini de faşizmin hizmetine sokarak içeride halkları birbirinden uzaklaştırmak, düşmanlıklar araya sokmak onun için vazgeçilmez bir politikadır. Dışarıda diğer halklar ve dinlere karşı önyargıları ve düşmanlıkları körükleyerek kitle tabanı oluşturmak ihtiyacında. Düşmanlıklar ve ırkçı milliyetçi önyargılarla, korku üreterek halkı eli altında tutmak istiyor. Yargıyı, hukuku, maliye ve ekonomiyi, basını, devletin diğer kurumlarını eline geçirmeden faşizmi oturtamaz. Bu işi Hitler’den öğrendiği ve ondan ilham aldığı kesindir.
Hitler her türlü yalana, korku ve şiddeti yaymaya dayanarak, basını, yargıyı vb ele geçirerek Almanya’yı ve dünyayı büyük bir felakete sürükledi. İngiltere gibi devletler buna zemin oldular. Yönünü doğuya çevirmek istediler. Hitler de onların tutarsızlıklarını ve küçük hesaplarını kullanarak hem Almanya’yı ele geçirdi hem de tüm Avrupa’yı kana boğdu ve yıkıma sürükledi. Erdoğan da Türkiye’de aynı biçimde devleti ve iktidarı ele geçirdi. Avrupa ve ABD başta işi ciddiye almadı. Türkiye bizim için önemli bir pazar, nasıl olsa Erdoğan geçicidir hesapları yaptılar. Ancak Erdoğan DAİŞ dahil bölgenin tüm gerici ve faşist güçlerin en büyük dayanağı ve müttefiki oldu.
Avrupa ve ABD şimdi Erdoğan’ın ne olduğunu az çok anladı. Yine sınırlı da olsa bir tutum alınıyor. Ancak bu faşist tehlikeye karşı yeterli ve tutarlı bir tavır alınmış değil. Türk bakanları ilk defa Avrupa’ya sokulmadılar. Şimdi G20 zirvesinde de Almanya Erdoğan’ın kitle gösterileri yapmasına, demokratik hakları suistimal ederek faşist örgütlenmeleri için ülkelerini alet etmelerine izin vermediler. Ancak faşistlerin ne kadar arsız ve yüzsüz olduklarını gözden uzak tutmamak gerekir. Erdoğan bunlara bakarak hukuk veya ahlak kuralları içine çekilecek diye beklenemez herhalde. Faşizmi durduracak yegâne yol ona karşı kesintisiz ve etkili mücadele yürütmektir. ABD ve Avrupa buna yanaşmıyor. Erdoğan’dan belli bir rahatsızlık var, belli bir tutum alma da var ama çıkarlarını hep önde tutarak etkili mücadele etmiyorlar.
İşin en önemli yanı Erdoğan önderliğinde büyük bir Kürt kırımının sürdürülmesidir. Kırk yıldır süren bir savaş ve çatışma var. Erdoğan bu savaşı MHP ve Ergenekonla ittifak yaparak daha da yaydı ve derinleştirdi. Kürt tarafının tüm ateşkes ve barış arayışlarına imha operasyonlarıyla karşılık verdi. Şimdi buna Suriye Kürtlerine saldırıları da eklediler. “Rojava ne pahasına olursa olsun dağıtılacak ve Kürtler herhangi bir hakka veya statüye sahip olmayacaklar” diyor. Efrîn dahil Kürt bölgeleri işgal tehdidi altında, halkı taciz edilerek kaçırtılmaya çalışılıyor. Bunlar açıktan ve dünyanın gözü önünde yapılıyor.
İçeride de Kılıçdaroğlu’nun sıradan bir adalet yürüyüşüne dahi tahammül edilmiyor. Halkı hak arayamaz hale getirip, korku ve pasifizmi egemen kılmak istiyorlar. Görüldü ki, Erdoğan’a, faşizme taviz vererek, geri çekilerek hak aranamaz. Can ve mal güvenliği sağlanamaz. İşten atılmayı protesto etmek için açlık grevi yapan insanları bile cezaevlerine attılar. Faşizm içeride düşmanlar yaratmadan, halkın kanına girmeden var olamaz. Onun için en kan içici ve karanlık rejim olarak tanımlanır.
Faşizm neden bu kadar korkuya ve zorbalığa dayanmaya çalışıyor? Çünkü meşru ve haklı değil. Onun için sesten, itirazdan ve hak arayışından korkar. Karanlık işler çevirdiği için suçludur. Suçluluk psikolojisini güçlü yaşar. Bu açıdan Erdoğan’ın ruh halini anlamak gerekiyor! Toplum ve demokrasi güçleri harekete geçip bu sessizliği bozduğunda, korku duvarlarını aştığında Erdoğan gibi faşist tiplerin ayakta kalma şansları olmayacaktır.