Gezi Parkı direnişi geride üzerinde konuşulacak çok geniş bir literatür bıraktı. Şimdiden sosyal bilimlerin birçok alanında irdelenen direniş, Gezi Parkı etrafında toplanan yüzlerce kişinin parklarının kışla yapılmasına direnmesiyle başladı. Kentteki yaşam alanlarının kendilerine sorulmadan ortadan kaldırılmasını protesto eden eylemciler kararlı bir duruş sergiledi. Bu kararlı duruşlarına karşı polisin vahşice saldırıları ve hükümetin olayı görmezden gelen otoriter tutumu birleşince direniş, milyonlarca insanın sokağa çıkacağı bir isyana dönüştü. İsyan, artık baskı altında olan kesimlerin kendilerini ifade ettiği bir platforma dönüştü. İsyan aynı zamanda Türkiye tarihinde görülmedik birçok ilke imza attı. Gezi Parkı’nda görüştüğümüz toplumun farklı hassasiyetlerini dile getiren sivil toplum örgütleri de temel olarak iki noktaya değindi. Birincisi; farklı toplumsal talepleri bir araya getiren kesimlerin ilk defa bu boyutta ortak bir ülkü etrafında bir araya gelmesi. Diğeri ise; biraya gelen yapıların ortak bir mekanda kolektif yaşam pratiğini sergilemeleri.


Bu ruhu anlayanlar yükselecek


İhsan Eliaçık (Anti Kapitalist Müslümanlar):
Gezi Parkı’nın anlamı otoriter ve totaliter bir siyasi iktidar anlayışına tepkidir. Bizim burada bulunmamızın sebebi parkın, yeşilin, ağacın yok edilip buraların zenginler ve kapitalistlere peşkeş çekilmesine itiraz etmektir. Direnişle başka bir şey ortaya çıktı. Gezi Parkı’nın bir ruhu olduğunu düşünüyorum. Bu ruh iki kelime ile ifade edilebilir. Özgürlük ve saygı. İnsanlar özgürlüklerine çok bağlılar ve birbirlerine karşı da alabildiğine saygılılar. Gezi Parkı direnişi gelecekte Türkiye’nin prototipinin izdüşümünü kurdu. Anayasa yapıcıları, şairler, düşünürler, eski örgütler ve Türkiye üzerine kafa yoranlara bir ders verdi. Gelin buraya bakın işte Türkiye böyle olmalıdır anlamına gelecek mesaj. Parka girdiğinizde algıladığınız iki temel mesaj var. İlk göze çarpan şey anti kapitalist bir ruhun varlığını hemen hissettirmesi. Para tedavülde değil. Temel ve zaruri ihtiyaçlar için para harcamanıza gerek yok. Burası sosyal adalet mesajı veriyor ve toplumda böyle olmalıdır diyor. Diğer nokta ise farklı kesimlerin varlığı. Parka Abdullah Öcalan’ın fotoğrafları, arka tarafta Mustafa Kemal’in fotoğrafları, öbür tarafta Mustafa Keser’in askerleri adı altında onları tiye alanlar var. LGBT var. Dindarlar var. Mescit var. Miraç kandili kutlayanlar ve cuma namazı kılanlar. Bu aslında Türkiye’nin fotoğrafı. İktidarı ve muhalefeti ile bu mesajı almayan kendini geride bulur. Buradan geriye düşen artık eskimiştir. Burayı anlayamayan mevcut iktidar eskidi. Artık bu ruhu anlayanlar yükselecek.

Eylem içinde eylem yaptık


Hasbiye Günaçtı (Sosyalist Feminist Kolektif):
Burada feministler olarak varız. Feministler, Sırrı Süreyya’nın kepçelere karşı durduğunun bir önceki akşamı burada çadırlar kurdu. Öteden beri başbakanın öncülüğünde AKP iktidarı kadınlara yönelik inanılmaz derecede olumsuz propaganda yürütüyor. Biz yer yer buna karşı çıktık. O kadar yaralıyız ki, o kadar canımızı sıktı ki gerçekten çok öfkelendirdi bizi. Kadın cinayetlerine dair hiç bir şey yapmazken, erkek şiddetine bir şey demezken, kadın bedenini kendi kapitalist politikaları için bir araç olarak görürken aynı zamanda sömürebilecek çocuklar elde edilmesi için telkinlerde bulunurken tabii ki buna karşı doğal olarak isyandayız. Ayrıca biz kadınlar olarak çevreden, hayattan, tabiattan ayrık değiliz. Yaşam alanlarının sınırlandırılmasına karşı buradayız. Burada birçok ilkte yaşandı. Biri de erkeklere küfürlerinin hep kadınlara yönelik olduğunu söyleme ve buna itiraz etme fırsatı oldu. Eylem içinde eylem yaptık. Yani iktidara karşı mücadele ederken, yanımızdaki iktidar üreten erkeklere karşı da mücadele etmek zorunda kaldık. Gazetelerde gördüğünüz gibi birinin elinde BDP bayrağı, birinin elinde Atatürklü Türk bayrağı ile gazdan kaçan insanlar var. Yani devlet şiddeti bizi birleştirdi. Aslında hepimizin derdinin aynı olduğunu bize devlet kendisi hatırlattı. Bunca zamandır insanları ayrıştıran devlet, bir park etrafında biz ezilenleri birleştirdi.

Park çokluk yeri oldu

Erdal Partok (LGBT Blok):
LGBT bireyler açısından burası insanlarla tanışma yeri. Hiç para ödemeden geldikleri, oturup insanlarla tanıştıkları kamusal bir alan. Buranın ortadan kaldırılması ister istemez LGBT bireylerini de çok rahatsız eden bir durum. Buraya AVM yaparsanız kaç tane fakir LGBT birey buradan faydalanabilir ki? Hiç kimse! AKP’nin yaptığı, tamamıyla bir soylulaştırma hareketi. Soylulaştırmayı dilde de sürdürüyor. Ben dilciyim, aynı zamanda dili kullanarak toplumun bir kesimini kötü gösteriyor. Özgürlüğü aramak çapulculuksa, çapulcuyuz yani. ‘Ahlaksız, marjinal, çapulcu, terörist’ gibi kavramları kullanmaları tamamıyla iktidarların topluma oynadıkları bir dil oyunudur. Bu, süregelen bir kavramsallaştırma, ötekileştirme, düşmanlaştırma politikasıdır. Buraya gelen farklı farklı gruplar birbirleriyle empati yapma olanağı buldu. Park artık çokluk yeri oldu. Bütün derdimiz özgürlük. Paris Komünü kadar olmasa bile, insanların en küçük bir şeyde birbirlerine dayanışma gösterdikleri bir durum var. LGBT tek tip bir oluşum değil kendi içerisinde sınıfsal farklılıkları da barındırıyor. Direniş, Bağcılar’da oturan LGBT bireyi ile Nişantaşı’nda oturanı birleştirdi. Sınıfsal katmanlar biraraya geldi, birbirine değdi. Yani Gezi Parkı direnişi, LGBT bireyleri arasında bir pekişmeyi sağladı. 


20 Ermeni devrimciyi parkta andık

Alexis Kalk (Nor Zartonk):
Gezi Parkı Direnişi, çok önemliydi bizim için. Ermeniler, Süryaniler, Kürtler yani devletin ötekileştirdiği herkes, bu mücadelenin içinde yer aldı. Faşizme karşı omuz omuza burada direndi. Biz de ilk günden beri bu direnişin bir parçası olduk. Bundan da gurur duyuyoruz. Parkta, 15 Haziran 1915’te Beyazıt Meydanı’nda asılan 20 Ermeni devrimciyi andık. Bu topraklarda yetişmiş olan devrimci mücadeleleri kendimizin geçmişi olarak kabul ediyoruz.  Bence Gezi Parkı mücadelesinin insanlara gösterdiği en önemli şey; devrimci mücadelelerin ortaklaştırılması gerektiği ve ortaklaştırılabileceği oldu.

Özgür ülkeye hoş geldiniz


Aytaç Kayademir (Gezi Parkı Açık Hava Kütüphanesi):
Gezi Parkı direnişine apolitik insanlar ve lise çağındaki birçok genç katıldı. Direnişle beraber politikleşmeye kayan bir durum yaşandı. Aynı zamanda çeşitli siyasi yapılardan birçok oluşumun birbirlerini tanıması anlamında da önemli deneyime sahne oldu. Yeterli mi bilmiyorum. Yani, beraber yürüdüğümüz zaman sanki aynı şeyleri söyleyebiliriz. Burası çevrili bir yer ve bir ülke gibi. Zaten girişinde ‘Özgür ülkeye hoş geldiniz’ yazısı var. Paranın çok çok aza indirgendiği bir yer. Dışarıda kapitalizmin hengamesi yaşanıyor. Burası biraz komün yaşamı. Yardım istiyorsun herkes hemen yardıma geliyor, bir şeyini paylaşıyor dışarıda pek alışık değiliz buna. Yardımlar başbakanın dediği gibi bir takım odakların yardımı değil. Yardımlar sürekli şehir içi ve dışından geliyor. İnsanlar poşetlerle kitap getiriyor. Kişisel olarak evlerindeki kitaplarını getiriyor.

Bizim kuşak için kırılma noktası

Özge Demir (Bilgi Üniversitesi Çapulcu Öğrenciler):
Gezi Direnişi, AKP’nin son on yıllık politikalarına karşı çıkıştır. Direnişin önemli bir bölümünü öğrenciler oluşturdu. İnsanlar demokratik haklarını savunmak için buraya geldiler. Sonrasında arkadaşlarımıza polis saldırısı, terörü başladı. Yıllarca televizyondan takip ettiğimiz, uzaktan gördüğümüz polis terörü hayatımızın içine girdi. Katılışımın temel nedeni polis terörürün bu kadar hayatımın içine giriyor olması. Bir şekilde hayatımız kısıtlanıyordu; kürtaj, alkol yasağı, ODTÜ’ye saldırılar, kentsel dönüşüm gibi projelerle. En büyük sıkıntı AKP’nin yaşadığım alana dokunuyor olması. Biz hep etrafımızdaki insanları apolitik olarak değerlendiriyorduk. Herhalde bu direniş bunu kırdı. Okulda hiç siyaset konuşmadığım insanlar buraya geldi, AKP’nin yaptığı siyaseti tartıştı. Bizim kuşak için belki bir kırılma noktası Gezi Parkı. Belki burada üç hafta önce biri gelip sigara istese, niye istiyor diye yüzüne bakardın, bugün al paket senin olsun diye veriyorsun. Bence AKP’nin görmediği şey burada gizli.


Direnişin yanında olmak insani görev

Menderes Samancılar
(Sinema sanatçısı):
Burada haklı bir direniş var, amacı ve hedefi belli. İstediklerimizi alıncaya kadar, taleplerimiz yerine getirilinceye kadar buradayız. Biz arkadaşlara destek vermek için buradayız. Bu demokratik bir haktır. Biz temel olarak enerjimizi, yüreğimizi, kanımızı, canımızı halktan alan, halktan beslenen insanlarız. Halkın direnişinin yanında olmak insanı görevimizi, bu ülkenin sanatçısıysak direnişlerinin yanında olmalıyız.

Marjinal olan kapitalist sistem

Deniz Erbak (Devrimci Anarşist Faaliyet):
Direniş aslında bir halkın öfkesi ve isyanını dile getirdi. Farklı ideoloji, kültür ve kesimden insanlar ortak bir mücadele hattında buluştular. Bu direnişin bu noktaya gelmiş olmasını, hep birlikte bunu deneyimlemiş olmanın çok değerli olduğunu, bize de çok şey kattığını düşünüyoruz. Bizim yıllardır verdiğimiz mücadele, burada kurulan komün yaşamı öngörerek verdiğimiz bir mücadeleydi. Paylaşma, dayanışma ilişkilerinin toplumsal ilişkilerde ne kadar önemli olduğunu ve her daim mümkün olabileceğine inandığımız için bu noktada mücadele ediyorduk. Ama açıkçası bu kadar yakın bir süreçte ve böylesi bir direniş ile birlikte ortaya çıkması öngörülemezdi. Bu deneyim bundan sonra coğrafyamızda gerçekleşecek devrim için bir tohum olabilir. Bugünün yarını olur mu bilemeyiz ama burada gerçekleşen deneyimin yarını yaratmak açısından önemli bir adım olduğunu söyleyebiliriz. Direnişte mücadelenin dil içinde de yürüdüğünü gördük. Bize marjinal diyorlar. Bizce marjinal olan insanları katleden, adaletsizlikleri yaratan, yok sayan, sömüren sistemin kendisidir.

Burada biraz görüşlerim değişti

Betül Kaplan (Beşinci sınıf öğrencisi):
Burası çok iyi ve dayanışma dolu bir yer. Burada Kürtlerin ve ulusalcıların kavga etmemesi çok güzel. Burası bazı sorunlar olduğunda halkın birleşebileceğini gösterdi. Burada biraz görüşlerim değişti. Birlik ve beraberlik var. Artık polisin hep üstün gelmeyeceğini, devletin verdiği kararların geri alınabileceğini gördü halk. Artık tribün kavgaları da olmaz. Hala isteklerimizin hiçbiri olmadı, bence bu istekler yerine getirilene kadar bitmemeli. Gezi kışla olmamalı, biber gazı gibi kimyasallar durdurulmalı ve Taksim meydanı gösterilere açılmalı. Burada özgürce dolaşıyorsun, bir sürü insan var, oyun oynuyorum, eğlenceli bir yer.

Annem hem endişeli hem gururlu

Ayşegül Güzel (Zaman Kumbarası):
Zaman Kumbarası adlı alternatif ekonomik sistem yapıyoruz. Ekolojik harekete bakışımız aslında her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğu yönünde. Doğanın bir ürün olarak satılmaya başlanması beni çok rahatsız ediyor. Bunu insanın onuruna yakışmayan bir şey olarak görüyorum. Ve bu ekosistemin içerisindeki bir canlı olarak da yine vicdanım el vermiyor. Bu direniş, artık satılacak şeylerin bitmesini gösteren bir hareket. Türkiye’de bu şekilde her şey satılmaya devam ederse, doğa kalmayacak. İstanbul’da doğa kalmadı zaten. Bu direniş sadece bir avuç park meselesi de değil. Bu bardağı taşıran son damla. Direnişte aynı zamanda insanları dönüştüren bir kolektif ruh vardı. Hani Facebook’ta annenin evrimi var ya, bende de öyle bir şey oldu. Annem ‘Endişeleniyorum’ diyordu, beni ikide bir arıyordu. En sonunda dedim; ‘Anne, n’olur endişelenip durma.’ Biraz sert çıkıştım. Annem de ‘Bir saniye, ben senin annenim. Senin için endişelenme hakkına sahibim. Ben endişelenmeye devam edeceğim. Ama yaptığınla gurur duyuyorum, arkandayım.’

Buradaki yaşamı özleyeceğim

Fatih Yücel Köroğlu (Gezi Parkı TV kurucusu ve editörü):
Televizyonu direnişin sekizinci gününde açtık. Bu alanda yayın istasyonu kurduk. Amacımız insanlara konuşabilecekleri bir platform yaratmak. Açık mikrofon şeklinde insanlar gelip fikirlerini ifade ediyor biz de internet üzerinden yayınlıyoruz. İki binin üzerinde insanla konuştuk. Çok farklı kesimlerden insanlar, sağ, sol, çevreci, gay, lezbiyen herkes gelip düşüncelerini söyledi. Özellikle çocuklar güzel şeyler söyledi. Biz de ayrım yapmadan yayınladık. Konuşanların ortak mesajı, Gezi Parkı’nın korunması. Bununla birlikte seslerinin duyurabileceği ve kendi yaşam alanlarına saygı gösterilen bir Türkiye’de yaşamak isteğiydi. Birinci haftadan sonra gerçek bir komün kuruldu, parkın içinde para geçmiyor, her şey yardımlarla sağlanıyor. Birimler var, mutfağımız, hastanemiz, televizyonumuz, kütüphanemiz var. Mikro ölçekte bir yaşam, bir şehir var burada. Bu çok güzel, memnun olduğum hatta dışarıya çıkmak zorunda kaldığımda koşarak geri dönmeme sebep olan bir şey. Burada güneş panelleri de kurulmuş durumda. Buradan ayrılırsam herhalde özgürce konuşabilen, düşünebilen, sadece şurada yürürken istediği gibi sloganını atabilen, hiç kimseden korkmayan, birbirine saygı ile yaşayabilmeyi özleyeceğim.