
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin son bulması ve Şengal’in özerkliğinin tanınması amacıyla Şengal Diaspora Meclisi’nin 23 Ağustos’ta Strasbourg’ta yaptığı açlık grevi devam ediyor. La Trés-Sainte-Trinité Kilisesi önünde sürdürülen eylemde Şengal Diaspora Meclisi’nin 5 yöneticisi süresiz dönüşümsüz açlık grevinde. Bu gruba ek olarak dayanışmacı gruplar ise 5’er günlük açlık grevi yapıyor.
Baskılardan dolayı Almanya’ya geldi
Şengal Diaspora Meclisi Başkanı Fikret İgrek, süresiz dönüşümsüz açlık grevinde bulunan 5 eylemciden biri…
1974’te Mardin Midyat’ta bir Êzîdî köyünde dünyaya gelen İgrek, koruculuk sistemi ve Êzîdîler üzerindeki baskıların artması nedeniyle 1986’da ailesiyle beraber Avrupa’ya çıkmak zorunda kalmış.
Gerisini İgrek’ten öğrenelim: “Yaşam koşullarımız bayağı zorlaşmıştı. 1986 yılında ailem ile birlikte Avrupa’ya geldim. Almanya’da 5 sene okula gittim. Türkçe, Kürtçe ve Almanca tercümanı oldum. Bir süre mahkemelerde çalıştım. Ortadoğu insanının psikolojisini anlamak ve çözmek için düzenlenen kurslara katıldım. 3 yıl da ekonomi ve menajerlik üzerine üniversiteye gittim. 1987 yılından beri Kürt Özgürlük Mücadelesi içerisindeyim. Kürdistan’da yürütülen kirli siyaseti teşhir etme ve Kürt halkının sorunlarını dile getirmek için dış ilişkiler çalışmaları yürütüyorum. Şengal’de yaşanan katliamlara karşı oluşturulan özerklik için 14 Ocak 2015’te Şengal Halk Meclisi ilan edildi. Bunun üzerine biz Avrupa’da Şengal’in statüsünün anlatılması ve kabulü için 15 Mart 2015’te tarihinde Şengal Diaspora Meclisini kurduk.”
Diplomatik çalışmalar
İgrek, Şengal Diaspora Meclisi’nin, Şengal’in özerkliğini gündeme getirmenin yanı sıra, Avrupa’da dağınık bir pozisyonda olan Êzîdî Kürt toplumunu örgütleme ve özellikle de Êzîdîler üzerindeki katliamları diplomatik alanda anlatma olduğunu belirtti.
Meclisin faaliyetlerini İgrek devamla şu şekilde anlatıyor: “Şengal Diaspora Meclisi Avrupa Parlamentosu’nda, Avrupa Konseyi’nde, Rusya, Ermenistan, Kanada, Belçika, uluslararası alanda birçok konferans ve panel düzenledi. Bu konferanslarda uluslararası güçler, birçok söz verdi. Ne yazık ki şu ana kadar hiçbir söz yerine getirilmedi. Yine Birleşmiş Miletler ile birçok görüşme gerçekleştirdik. Êzîdîlere yönelik bir katliam yapıldığını raporlarında kabul ettiler. Şengal Diaspora Meclisi olarak şunu söylüyoruz, burası bize nihai yurt değil. Biz burada misafiriz.”
Şengal’de Êzîdî Kürtlerin fiziki bir katliamla, Avrupa’da ise beyaz katliamla karşı karşıya bulunduğunu belirten Fikret İgrek,
bugün Êzîdî toplumunun içinde bulunduğu olumsuzluğu şu şekilde özetliyor: “Rusya ve Ermenistan’da on binlerce Êzîdî Êzîdîliği bırakmış. Avrupa’da binlerce Kürt genci nereye gitmiş haber yok. Aslında en büyük katliam budur. Ortadoğu’da Êzîdîler kadar katliama uğramış hiçbir halk yoktur. En son örneği de 3 Ağustos 2014 Şengal katliamıdır.”
Êzîdîler Öcalan’ın felsefesine inanıyor
Êzîdîlere yönelik her türlü baskı, zulüm ve katliam karşı tek çözümün Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın ortaya koyduğu felsefe olduğunu dile getiren İğrek “Êzîdîler, Türkiye, Irak ve Suriye’de kendi özgünlüğü içinde yaşayamıyordu. Bir tecrit ve korku vardı. Ancak Özgürlük Mücadelesi’nin gelişimiyle Êzîdîler kendini ifade etmeye başladı. Özgürlük Mücadelesi, Êzîdîleri Kürdistan’ın yaşamsal damarı olarak tanıttı. Êzîdîler de kendilerini özgür hissetti. Son olarak Şengal’de Öcalan’ın ideolojisini, felsefesini temsil edenler binlerce Êzîdî’yi katliamdan kurtardı. Bütün dünya da bunu gördü. Êzîdîler, Öcalan’ın ortaya koyduğu felsefeye inanıyor ve onu rehber alıyor. Êzîdîler, kendilerini Öcalan’a borçlu hissediyor. Bundan dolayı Avrupa’da Êzîdîlerin temsilcisi Şengal Diaspora Meclisi açlık grevi kararı aldı. Biz Önderimize sahip çıkamazsak tarih bizi affetmez.”
5 Nisan 2015’ten beri Öcalan’dan haber alınamadığı, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından Öcalan hakkında daha da kaygılandıklarını sözlerine ekleyen İgrek son olarak da “15 Temmuz darbesi bazı şeyleri ortaya koydu. Darbe girişiminden sonra İmralı’da görevli askeri personeller tutuklandı. 15 Temmuz’da İmralı’da neler oldu? Biz bu konuda çok endişeliyiz. Önderimizden haber alabilmek ve CPT ve Avrupa Konseyi’ni baskı altına almak için Şengal Diaspora Meclisi olarak 23 Ağustos’ta süresiz dönüşümsüz açlık grevi başlattık. Şunu çok iyi biliyoruz ki Êzîdîlerin özgürlüğü ve Şengal’in statüsü Abdullah Öcalan’ın özgürlüğüne bağlıdır. Şengal’in statüsü ile ilgili olarak da 10-15 Eylül tarihleri arasında Avrupa Konseyi’nde basın açıklaması ve bir konferans planlıyoruz. Tüm hazırlıklarımız yaptık” ifadesini kullandı.
ERKAN GÜLBAHÇE / STRASBOURG
Sağlık durumlarını izliyoruz
Heyva Sor a Kurdistanê yöneticisi Dr.Fahrettin Gülşen, 5 kişilik Şengal Diaspora Meclisi yöneticisi süresiz dönüşümsüz açlık grevine başlarken sıkı bir sağlık kontrolünden geçirildiğini, düzenli olarak da sağlık kontrollerinin yapıldığını söyledi.
Gülşen “Arkadaşları, açlık grevine girmeden önce ciddi bir sağlık kontrolüden geçirdik. Kontrollerde kendilerine zarar verecek her hangi bir bulgu ya da kronik hastalığa rastlamadık. Açlık grevine girmede herhangi bir sakınca görmedik. 5 arkadaş süresiz açlık grevine girdi. Bu arkadaşlar greve katıldığı günden itibaren sabah normal kontrollerini yapıyoruz. Kan, vücut ısısı, şeker, tansiyon gibi konularda ölçümler yapılıyor. Ayrıca, kulak, burun, boğaz kontrollerini yapıyoruz. Şimdiye kadar kilo kaybı dışında ciddi bir bulguya rastlanmadı. Arkadaşlar normalinden fazla kilo kaybı yaşıyor. Bugüne kadar her bir arkadaşta 5 kilo kaybı var.”
Sıcaklar zorlayacak
Grevdekilere su, şeker ve tuz verildiğini belirten Gülşen ilerleyen günlerde aşırı sıcaklar nedeniyle eylemcilerin daha da zorlanacağını söyledi.
Eylemcilerin moral, motivasyon ve psikolojilerinde bir sorun olmadığını vurgulayan Gülşen şu ifadeleri kullandı: “Kürdistanlılar, yabancı basın kuruluşları, televizyonlar açlık grevi eylemcilerini ziyarette bulunuyor. Eylemcilere bir ilgi var. Ama Kürdistanlılar daha fazla gelmelidir. Bu ziyaretler arkadaşlara moral veriyor. Ziyaretlerin daha da çoğalması gerekiyor.
Dr.Gülşen son olarak da açlık grevi eylemcilerinin daha çok 50 yaşın üstünde olduğunu belirterek, yaşa bağlı olarak sağlık durumlarının daha da ağırlaşmadan uluslararası kurumların harekete geçmesini istedi.
Gülşen, uluslararası sağlık örgütlerinin de kontrole gelmek istediğini söyledi.