Kürt Halk Önderi'ne üç aydır tecrit uygulanıyor. Avukatlarıyla dört yıldır görüştürülmüyor. Ailesiyle görüştürülmüyor. Bu durum tam bir rehine muamelesidir. Zaten tek kişilik bir cezaevinde 17 yıldır bir rehine olarak tutulmaktadır. Beş tutsak daha İmralı’da bulunsa da esas olarak İmralı özel ve psikolojik savaş uygulanan bir cezaevidir. Kürt Halk Önderi üzerinde süreklileşen bir tehdit ve şantaj politikası uygulanmaktadır. Bunu Kürt Halk Önderi de, Kürt Özgürlük Hareketi de, Kürt halkı da bilmektedir. Kürt Halk Önderi'ne yaklaşım ise Kürt sorununda zihniyetin değişmediğinin ve çözümsüzlük politikasında ısrar edildiğinin kanıtıdır. Kürt Halk Önderi'ne doğru yaklaşılmadan, özgürlüğü sağlanmadan da bu zihniyet ve politikanın değişmeyeceği netleşmiştir. 

Şimdiye kadar Kürt Halk Önderi'ne yönelik görüşmeler de bir psikolojik savaş aracı haline getirilmiştir. Yoksa şimdiye kadar serbest koşullarda bir görüşme olmamıştır; her görüşme bir özel savaş politikası sonucu ya gerçekleşmiş ya da gerçekleşmemiştir. Bu nedenle tecrit 17 yıldır sürmüştür. Tek bir gün tecrit politikasından vazgeçilmemiştir.

İmralı’da rehine tutulan sıradan bir kişi değildir; Kürt halkının siyasi Önderidir. Bu nedenle herhangi bir kişiye yaklaşım ölçüleriyle değerlendirilemez. Eğer 17 yılda hala tek bir gün bile özel ve psikolojik savaş bırakılmamışsa, bu, Kürt halkına düşmanlık anlamına gelmektedir. Bugün devletin politikası hala Kürt düşmanlığı üzerinedir. Bu da Kürtler üzerinde kültürel soykırım politikasından vazgeçilmediğini göstermektedir. İmralı’ya yaklaşım ve şimdiye kadarki uygulamalara böyle bakılmazsa doğru değerlendirme yapılmış olmaz. Bugüne kadar tek bir gün tecrit kaldırılmamıştır. Tek bir gün özel ve psikolojik savaş bırakılmamıştır. Zaman zaman bazı görüşmeler yaptırılması 17 yıldır ağır bir tecridin uygulanmadığı anlamına gelmez. O görüşmelerin olduğu zamanlarda da tecrit ve psikolojik savaş yürütülmüştür. Neden Kürt sorununda çözüm adımı atılmıyor sorusunun cevabı budur. Kürt Halk Önderi'nin özgürlüğü sağlanmadan, bu Önderlik özgürleştirilmeden, herkesle özgür koşullarda görüşme ve müzakere yapmadan tecrit kalkmış sayılmaz. Dolayısıyla zaman zaman bazı milletvekillerinin İmralı’ya gitmesi, ailesinin yılda birkaç defa İmralı’ya gitmesi tecridin bu görüşmelerin olduğu zamanlarda olmadığı anlamına gelmiyor. Eğer tecrit konusuna böyle bakılmazsa ne tecrit kalkar ne de Kürt sorununun çözümünde bir adım atılır. Bunu anlamayanlar, Türk devletini de, Kürt sorununu da tanımamış olur. 


Tecrit 17 yıldır sürüyor 

Bu yönlü tecrit ortamında yapılan görüşmeleri tecridin kalkması ya da bir sürecin varlığı olarak görmek de bir gaflet ve yanılgıdır. Zaten bu yanılgı aşılmadığı için bir çözüm süreci ortaya çıkmamakta ve hiçbir adım atılmamaktadır. Tecridin kalkmasının bu Önderliğin özgürlüğü, özgür görüşmeler ve müzakereler yapması olduğu anlaşılmadan ne tecrit kalkar, ne de çözüm süreci diye bir süreç açığa çıkar. Bu açıdan artık tecrit kalksın demek tecridi ortadan kaldırmıyor; çünkü Kürt Halk Önderi özgür olmadan tecrit kalkmayacaktır. 

Kürt Halk Önderi'nin tecridi, yani rehine olması, bu halkın tecridi ve rehine olmasıdır. Kürt halkı 17 yıldır bu acıyı çekmektedir. Bu acı aynı zamanda Kürt halkının öfkesi olmaktadır. Nitekim Kürt halkı her fırsatta bu Önderliği rehine tutan Türk devletine karşı öfkesini ortaya koymaktadır. Ancak Türk devleti ve hükümetleri hala bu durumu anlamazlıktan gelmektedir. Ancak Kürt halkı er geç bunu çok net Türk devletine gösterecektir. Önderliğinin rehin ve esir tutulamayacağını Türk devletine kabul ettirecektir. 

Kürt Özgürlük Hareketi seçimden sonra yaptığı açıklama ve değerlendirmelerde artık Kürt Halk Önderi'nin esaret konumunu kabul etmeyeceklerini ortaya koymuştur. Bu açıklamalarda şimdiye kadarki görüşmelerin sorununun demokratik yollardan çözümünü anlatmak için gerekli olduğunu, artık her şeyin netleştiğini, özellikle Dolmabahçe deklarasyonundan sonra eskinin tekrar edilemeyeceğini vurgulamıştır. Nitekim Kürt halkı da her yerde Önder Apo'nun özgürlüğü için ayağa kalkmış durumdadır. Bu gerçeklik, Kürt halkının ve demokrasi güçlerinin tecridin kalkmasının da, Kürt sorununda bir çözüm sürecinin başlamasının da Kürt Halk Önderi'nin özgürlüğüyle mümkün olacağını anladıklarını göstermektedir. Nitekim açıklamalarda artık sadece arada sırada özel savaş görüşmelerinin yaptırılmasının hiçbir anlamı olmayacağı ortaya konulmuştur. 


Çözümsüzlükte ısrar sürece sabotajdır

Türk devleti şimdiye kadar keyfi olarak gerektiğinde görüştürüyor, işine gelmediğinde görüştürmüyordu. Önder Apo ve Kürt Özgürlük Hareketi diyalog ve demokratik yollardan çözüm olabileceği anlayışı ve algısının ortaya çıkması için AKP hükümetinin özel savaş politikalarına karşı sabırlı davranmış, Kürt sorununun çözümünün gerekliliği ve demokratik yollardan olabileceği anlayışı ve algısını ortaya çıkarmıştır. Bu sabrın sonucunda Dolmabahçe mutabakatı da ortaya çıkmıştır. Bu bir eşiğin aşılmasıydı. Her ne kadar Tayyip Erdoğan yok, yok, yok dese de, Dolmabahçe deklarasyonu gerçekleşmiştir. Bundan sonra yapılması gereken, bu noktadan başlayarak Kürt Halk Önderiyle özgür koşullarda müzakereye başlamaktır. Herkes de takdir eder ki, bir halkın özgürlüğü söz konusu olduğunda bu konuyu müzakere yapacak baş müzakerecinin özgür koşullarda olması şarttır. Özgür koşullarda herkesle istediği zamanda özgürce konuşabilmelidir. Özgür koşullarda müzakere olmadan ne müzakereden ne de Kürt sorununun çözümünde adımdan söz edilebilir. 

Kürt sorununun çözümü için müzakerelerde özgür koşullar gerekir. Özgür olmayan ve herkesle görüşmenin özgürce yapılmadığı koşullarda Önder Apo da, görüşmeleri de, müzakeresi de sağlıklı olmaz. Bu açıdan baş müzakereciye saygının gereği de olsa Önder Apo’nun özgür olması gerekir. Bunu anlamamak pişkinliktir. Eğer Kürt sorununda ciddi olunacaksa derhal bu Önderliğin özgür koşullarda müzakere yapacağı koşulların oluşması gerekir. Bu olmadan artık ne çözüm süreci olur, ne de tecridin kalkmasından söz edilebilir. 

Eğer bir çözüm sürecinden söz edilecekse herkesin ciddi olması gerekir. Baş müzakerecinin konumunun öncelikle ele alınması gerekir. Yoksa eskinin tekrarını yaşatmak çözümsüzlükte ısrar etmek, çözüm için olgunlaşmış zemini çürütmek ve sabote etmek anlamına gelir. Bunu da en başta Önder Apo kabul etmez. Bu açıdan hiç kimse birbirini kandırmasın. Devlet de kimseyi kandırmasın; Kürt Halk Önderi özgür olmadan ne müzakere olur, ne de çözüm! 


Eskinin tekrarı olmaz 

Önderlik özgürleşmeden kimse sorunu çözemez; çözüm için bir gelişme sağlayamaz. Bu açıdan başta Kürt halkı olmak üzere tüm demokrasi güçleri Önder Apo'nun özgürlüğü için eylemler geliştirmelidir. Tecrit, özgürlük olmadan kalkmaz. Bu nedenle eylemler ve mücadele Önder Apo’nun özgürlüğü ve özgür koşullarda müzakere yapmasına yönelik olmalıdır. 

HDP Milletvekili Celal Doğan "Erdoğan’la görüşmesinden çözüm sürecini yürütme eğilimi olduğunu hissettim” demektedir. Bu izlenim şu anlamda doğrudur: Erdoğan yıllardır bu görüşmelerden hangi maksadı esas almışsa benzer bir maksatla eskinin tekrarını isteyebilir. Kürt sorununun çözümünü değil de, Kürt sorununun çözüm koşullarını çürütmeyi hedefleyen, fırsatını bulduğunda da darbe vurup tasfiye etmeyi düşünen bir politikayı bundan sonra da yürütmek isteyebilir. Yani İmralı’ya gidip gelinsin, ama Kürt sorununun çözümünde de adım atılmasın. Bunun çözüm zihniyeti de çözüm süreci de olmadığı açıktır. Bu açıdan Kürt Özgürlük Hareketi yaptığı açıklamada artık eskinin tekrarının olmayacağını, Önder Apo'nun özgür koşullarda sürdürdüğü bir müzakere ve bu müzakere sonuçlarının Meclise taşınarak yasal ve anayasal normlar haline getirilmesi gerektiğini ve bunların da tahkim edilmiş bir ateşkes ortamında olabileceğini açıkça ortaya koymuştur. Yoksa çözüm sürecini sürdürmek istiyoruz deyip eskiyi tekrar etmek hiçbir şey söylememiş olmaktır.