2. BDP heyetinin İmralı ziyaretinin yankıları devam ediyor. Heyet üyelerinin açıklamaları medyada yer aldı. Ama önce bana çok önemli gelen bir bilgi ile beraber bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Sinop ve Samsun’daki ırkçı saldırılarla büyük bir provokasyon planlandı. Aynı şekilde BDP Eşbaşkanı Demirtaş’ın Hatay’da katıldığı kongreye saldırı oldu. Demirtaş dakikalar öncesinden salondan çıkartıldı. Ve çok önemli bir kaynaktan gelen bilgiye göre büyük bir provokasyon olabileceği yönünde “Ötüken” ya da “TİT” ismiyle Paris benzeri şeylerin Ankara ya da Diyarbakır’da yapılabileceğine yönelik bazı hazırlıkların varlığı sözkonusu.

Neyse geçiyoruz İmralı süreci ile ilgili gelişmelere... Büyük ihtimal gönderilen mektuplar bugün Avrupa’ya yarın da belki daha yakın bir süreçte Kandil’e ulaştırılacak. Herkes kendi cephesinden süreci anladığı gibi tartışıyor. Bir kere temel bir tespiti en başta yapmak gerekiyor.
Temel tespit şu: Bu sürece Öcalan’ın kesintisiz direnişi, bu direnişi gerilla, halk ve demokratik siyaset cephesindeki direniş tamamladı. Yani AKP’nin topyekün saldırı konseptine karşı Kürt siyasal hareketi direndi ve süreç bugüne geldi. Öcalan da bu süreçte tarihi önderliksel rolünü yine tarihi bir sorumluluk alarak yerine getirmeye çalışıyor. Öcalan, 1999 yılından bugüne Öcalan’ın bu süreci geliştirecek düşünsel ve siyasal zemini de oldukça sağlam. Demokratik Ulus ve Demokratik Çözüm formülasyonu ile Kürt sorununun bölgesel karakterde diğer sorunlara çözüm modeli olabilecek yöntemi de böylelikle hayata geçirmek için önemli çabalar gösteriliyor. Öcalan’ın bu çabasının anlamını Mustafa Karasu önceki gün Yeni Özgür Politika gazetesindeki uzun yazısında ve Nuçe TV’deki programımızda “Şu anda Kürt Halk Önderi’nin çözüm için önemli rol oynayacağı hususunda genel bir kanı oluşmuş bulunmaktadır. Gerçekten de Kürt sorununun çözümü konusunda bu Önderlik kadar çaba gösteren başka bir kişi gösterilemez.” diyordu.
Öcalan’ın BDP heyeti ile görüşmesinin ardından Duran Kalkan’ın Nuçe TV’de yayınlanan röportajı yine dikkat çekiciydi. Öcalan’ın esirlerin serbest bırakılmasına dönük çağrısının iki tarafa da yapıldığının altını çizen ve Demokratik sürecin ilerlemesi halinde buna kapalı olmadıklarını söyleyen Kalkan, “ancak tek taraflı olarak kimse bizden bunları beklemesin” dedi.
Avrupa olarak tanımlanan cepheden de yine hemen ilk yaklaşımları öğrendik. Kongra Gel Başkanı Remzi Kartal ve Zübeyir Aydar televizyonumuza geldi. Ayak üstü konuştuk. Sayın Remzi Kartal yayında ise, “Biz hareket olarak Önder Apo’nun halkımızın ve hareketin temsilcisi olduğunu ortaya koyduk. Önder Apo görüşmede bizim temsilcimizdir. Avrupa ayrı, halk ayrı, Kandil ayrı diye bir şey yoktur” dedi. Kürt sorununun çözümüne açık olduklarını; ancak tasfiyeyi kabul etmeyeceklerini söyleyen Remzi Kartal, devletin de müzakere sürecinin ruhuna uygun olarak adım atması gerektiğini söyledi. Kartal askeri operasyonların ve hava bombardımanlarının sürdüğüne dikkat çekti.
Halkın bu süreçteki tavrının belirleyici olacağını kaydeden Demirtaş, “Halkımız temkinli ve dikkatli olmalıdır” dedi. İmralı ile yapılan görüşmelerin sanki her şey oldu, çözüm gerçekleşti gibi algılanmamasını isteyen Demirtaş şu uyarıyı yaptı: “Halkımız son derece uyanık olmalıdır. Örgütlülüğünü daha da güçlendirmeli, 8 Mart ve Newroz hazırlıklarını tüm heyecanıyla sürdürmelidir. Bu süreci rehavete kapılmadan hazırlıklı bir şekilde karşılamalıdır.”Yani Kandil, Avrupa ve BDP cephesi İmralı’dan gelen perspektif ve çözüm konusunda ortak ve net bir tutuma sahip. Yani Kürt tarafı çözümü kolaylaştırmak için net. Ancak AKP ve devlet cephesi için aynı şeyi söylemek zor.
Birincisi son iki aydır ve özellikle son 10 gün içinde askeri operasyonların artması, savaş uçaklarının Kandil, Gare, Metina, Zap, Xakurke, Geliye Reş, Basya hattını bombardımana tabii tutması gerçekten kaygı verici. Yine Bingöl, Amed, Muş, Mardin, Şırnak’daki askeri operasyonlar, gerillanın alan hakimiyeti olduğu Şemzinan ve Gever hattında ise görülmemiş bir sevkiyat sözkonusu. Gözaltı ve tutuklamalar ise devam ediyor. Erdoğan’ın süreç ile ilgili dilinde büyük bir sorun var. “Çekip gitsinler, yoksa vururuz” diyor. Almanya ve Fransa ile ikili görüşmeler ve PKK karşıtı anlaşmalar yapıyor. AKP basınında Erdoğan’a ve Hakan Fidan’a yakın olan Yeni Şafak yazarı Abdulkadir Selvi’nin “Girilen yeni çözüm sürecinde ise, Kürt sorunu ve PKK’nın tasfiyesi üzerinden Türkiye dönüştürülüyor.” Cümlesi oldukça dikkat çekiyor. Türk medyasındaki yine AKP’nin süreci istediği dil ve kavramlarla yorumlaması anlaşılır olsa da bu cümlenin AKP tarafından sürecin karakteri olarak ifade edilmesi Kürt tarafında büyük bir kaygı yaratmasa da AKP’ye güven konusunda büyük bir sorun olduğunu gösteriyor.
Cemil Bayık bu AKP’ye güven sorununu Azadiya Welat’a bu hafta yazdığı yazısında şöyle demişti: “Kürt  Halk Önderi hükümete yeni bir çözüm projesi sunmuştur. Ancak başbakan hala “biz İmralı’da müzakere yapmayız” diyor. Eğer Kürt  Halk Önderinin çözüm için sunduklarını hükümet dikkate almaz, hiçbir adım atmaz ama ateşkes dayatması yaparsa tabii ki ortaya bir şey çıkmaz. Çünkü sorun, ateşkes yada başka bir şeyden önce Kürt  sorunun çözümünde adım atma sorunudur.”
Son bir not: PKK’nin elindeki esirler için Abdulkadir Selvi’nin yazısında “Kaymakam adayı Kenan Erenoğlu, hem devlet açısından önemli bir simge, hem başka bir anlamı var” diyordu. Dağda iken esir askerler, polis ve kaymakam adayı ile konuşma şansım oldu. Kaymakam adayı konusunca Fethullah Gülen’in argümanları benim dikkatimi çekmişti. Ayrılıken kendisine “Fethullah Gülen’in nesi olursunuz?” diye sormuştum. Hemen duraksaması dikkatimi çekmişti.