Haftaya damgasını vuran üç önemli veri var. Bunlardan birincisi; Türkiye başbakanının İngiltere seyahati öncesi verdiği demeç. İkincisi; DTK Eşbaşkanı Hatip Dicle’nin Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan son röportajı. Üçüncüsü ise, ölümünün 9. yılında Hrant Dink davasında yaşanan gelişmeler. Şüphesiz ki akademisyenlerin bildirisini de göz ardı etmeyelim.
Türkiye başbakanının Londra ziyareti öncesi basınla yaptığı konuşmalar Ali Nihat Özcan’ın köşesinde yayınlandı. Bu konuşmalardan ortaya çıkan sonuç, devletin (derin devlet ve AKP) operasyonları ve sonrası planları var. Birincisi, devlet operasyonları sonuna kadar sürdürmekte kararlı gözüküyor. Bu bağlamda polis-asker işbirliğine bordo bereliler olarak adlandırılan özel birimler de katılacak. Bu amaçla Sur'daki operasyonlara katılım sağlamak için dört tabur askerin Diyarbekir'e geldiği basına yansıdı. Yani çatışmalı sürecin devamı konusunda karar alınmış. Devletin istediği gibi operasyonlar biter de yine devletin deyimi ile asayiş sağlanırsa bazı idari ve güvenlik tedbirlerine gidilecek.
Şırnak ve Hakkari’nin il merkezleri Cizre ve Gever'e kaydırılacak. Şehir merkezlerinde kalekollar yapılıp tekrar aynı olayların yaşanmasının(!) önüne geçilecek. Operasyonlar sonrası yıkılan şehir merkezlerinde yeniden imar işlerine başlanacak. TOKİ devreye girecek, rant sağlanmasının önüne geçilecekmiş(!). Bir de Sur'da tarihi yapıların etrafındaki virane/viraneye çevrilen yapılar kaldırılacak, tarihi dokuya dokunulmayacakmış. O zamana kadar tarihi dokunun ayakta kalıp kalmayacağı da henüz belli değil. Bunlar devletin öngörüleri. Bakalım bahar ülkeye nasıl gelecek göreceğiz.
Cumhuriyet gazetesinden Selin Ongun DTK Eşbaşkanı Dicle ile uzun bir röportaj yapmış. Çok uzun olan bu röportajı gazetede veya internetten okuyabilirsiniz. Barış sürecinin devlet tarafından neden sona erdirildiğini çok açık bir biçimde anlatıyor Dicle. Üç gerekçe öne sürüyor: 1- Rojava'daki gelişmeler devleti ürkütmüştür. 2- HDP'nin parti olarak seçimlere girmesini devlet istememiştir. 3- Yasal düzenleme yapılmadığı için nihai çağrı yerine niyet açıklaması yapılması. Hendek konusunu da Dicle açıklığa kavuşturuyor: Hendekler sayın Öcalan’ın talimatı ile kapatılıyor. Hendeklerin kazılmasını ise Cizreli gençler, 'KCK davası nedeniyle Cizre’de genç bırakılmadı. Biz bir daha cezaevine girmek istemiyoruz' diye anlatıyorlar" diyor. Detaylı bilgi almak isteyenler röportajın tamamını okumalılar. Her şey çok açık anlatılıyor.
Hrant Dink’in katledilişinin 9. yılına girildi. Cinayetin arkasında jandarma istihbaratının bulunduğu ortaya çıkan son delillerle anlaşılıyor. Ogün Samast, takip edildiğini arkadaşı Hayal'a bildirdiğinde "Onlar bizdendir" yanıtını alıyor. Olayın gelişimi doğru takip edildiğinde sadece emniyetteki yapılanmanın üzerine gidildiği gibi jandarma istihbaratının olaydaki rolü iyi incelendiğinde cinayetin arkasındaki güçler ortaya çıkacaktır. Tahir Elçi’nin şahadeti konusunda da delillerin karartılması söz konusu. Olay yerindeki sivil polislerin silahlarından çıkan mermiler ortada olmadığı gibi, güvenlik kameralarından bazı bölümler de silinmiş.
Batı'nın Kürdistan’daki katliamlar konusundaki sessizliği akademisyenlerin bildirisi ile aralandı. Devletin bütün sıkıntısı da buradan geliyor. Devletin gözünde hukuk dışı eylemleri kınayanlar haindir, güruhtur, izole edilmesi gerekmektedir. Ancak akademisyenlerin dik duruşu, onlara verilecek destek Türkiye’nin aydınlık geleceğinin inşasında önemli bir kilometre taşı olacaktır. İmzacı akademisyenlerin ve kamuouyunun bu bilinçte olacaklarını umut ediyorum.
KÜRDİSTAN TARİHİNDE BU HAFTA:
* 21 Ocak 1996'da Azadiya Welat gazetesi haftalık olarak İstanbul'da yayınlanmaya başlandı. Gazete daha sonra Diyarbekir’e taşınarak günlük Kürtçe olarak çıkmaya başladı.
* 22 Ocak 1946'da Doğu Kürdistan'ın Mahabat şehrinde Çarçıra Meydanı'nda Qazi Muhammedin önderliğinde Mahabat Kürt Cumhuriyeti'nin kuruluşu ilan edildi. İlk Cumhurbaşkanı Qazi Muhammet, ilk Genelkurmay başkanı ise Melê Mistefa Barzanî oldu.
* Kürt Özgürlük Mücadelesi'nde önemli bir yere sahip olan DDKO İstanbul derneğinin ilk başkanı, PDK'lı Türkiye ve KAK'ın (Komala Azadiya Kürdistan) kurucusu, Diyarbekir DDKD davası sanığı ölümsüz Necmettin Büyükkaya, Diyarbekir Cezaevi'nde 23 Ocak 1984 tarihinde şehit edildi. Cenazesi memleketi Siverek’te toprağa verildi.
* 24 Ocak 1995'de Cenevre savaş sözleşmesi PKK tarafından imza edildi.