Geçenlerde Diken’de Amberin Zaman’ın Erich Edelman’la bir söyleşisi vardı. Söyleşi birçok noktada oldukça önemli ipuçları veriyor. Bu makalede AKP’nin "Yeni Türkiye" dediği şeye başta ABD olmak üzere genel olarak Batılıların nasıl baktığını anlıyorsunuz…
Erich Edelman, 2003-2005 yılları arasında ABD’nin Ankara büyükelçisi olarak çalışmış; daha sonrasında ise ABD savunma bakanlığında müsteşar yardımcılığı yapmış bir diplomat. Söyleşisinde birkaç şey öne çıkıyor ama bana göre bunlardan en önemlisi "ABD’nin tek doğrusal bir Ortadoğu siyasetinin" olmadığıdır.
Erich Edelman’ın özellikle söylediği bir cümle var ki ABD ile Ortadoğu’da temasta olan her gücün bu cümlenin altını özellikle çizmesi gerekiyor. "Washington’da bir deyim vardır; acil mühimi kapıdan savar!" Yani eğer siz Amerika ile bir biçimde temasta iseniz ve Amerikan siyasetinin "acillerini" sürekli takip edemiyorsanız bir anda kendinizi boşa düşmüş durumda bulabilirsiniz.
Soğuk savaş yıllarında da iç ve diş siyaset nispeten iç içeydi yani neyin iç siyaset neyin dış siyaset olduğu çok anlaşılmıyordu. Ancak bu durum günümüz koşullarında tamamen iç içe geçmiştir. Kimse artık ABD’nin Ortadoğu siyasetini Amerikan iç siyasetinden ayıramaz.
ABD’de partiler seçmenden oy istemeye giderken, Amerikan seçmeninin günlük ihtiyaçlarını seçim gündemi ederken, aynı zamanda dünya siyasetinde alacakları tutumları da özellikle belirtmek zorundadırlar. Tıpkı diğer ülkelerde olduğu gibi Amerikan kamuoyunda duyarlılıklar sürekli değişim geçirmektedir. Bu durumda Amerika ile temasta olan bütün güçlerin sahadaki işbirliği kadar, Amerikan kamuoyunun tepkilerini de dikkate alması gerekir.
Amerika’nın uzak ülkelere askeri müdahalesinde iki önemli duyarlılığın altı çizilir; bunlardan ilki "Vietnam sendromu" diğeri ise 11 Eylül! Bu iki husus aslında birbirine zıt iki durumu ifade etmek için kullanılır. Vietnam sendromu Amerikan kamuoyunun başka ülkelere askeri müdahalesini istemezken, 11 Eylül yaklaşımı ise yabancı ülkelere müdahalede daha aktif olmayı içerir.
Erich Edelman’ın açıklamalarından anlıyoruz ki son yıllarda 11 Eylül yaklaşımı hala öne çıkmakla birlikte, Amerikan kamuoyu açısından Vietnam sendromu hala önemini korumaktadır. Orada bir ifadesi var ki tezat bir biçimde ABD’nin hem YPG hem de Türkiye ile ilişkisini izah etmektedir.
Suriye ve Irak’ta fazla kayıp vermek istemeyen ABD; sahada YPG’ye gereksinim duyarken, hava operasyonları için de İncirlik’i istemektedir.
Şöyle diyor Erich Edelman: "Şöyle bir senaryo canlandırın gözünüzün önünde: ABD uçağı IŞİD tarafından düşürülüyor; pilotumuz ele geçirildikten sonra Ürdünlü pilot gibi kafese konup yakılıyor. Türk-Amerikan ilişkileri açısından daha korkunç koşullar düşünemiyorum. Bu yönden bakıldığında İncirlik’in açılması pozitif bir gelişme."
Yukardaki ifadede her ne kadar böyle bir durumda Türk-Amerika ilişkilerinin geleceğine ilişkin kaygılar öne çıkıyor gibi gözükse de asıl kaygı böyle durumun ABD iç siyaseti açısından yaratacağı travma olmaktadır…
Yani Amerikalı siyasetçiler böyle bir travmayı yaşamamak için Irak ve Suriye’de hem PYD’ye hem de Türkiye’ye gereksinim duymaktadırlar. Her iki tarafı da istedikleri noktaya getirmek için, tarafları kimi zaman teşvik, kimi zaman ise tehdit etmektedir. Dikkat edilirse röportajın kimi bölümlerinde Türkiye tehdit, kimi bölümlerinde ise teşvik edilmektedir.
Bir taraftan Türkiye’nin Kürt sorunu çözmesi yönünde teşvik edilmesi önerilirken diğer yandan Türkiye’ye aba altından sopa gösteriyor. Özellikle "ABD ve Türkiye arasında var olan istihbarat ilişkisinin sınırlandırılması ve Türkiye’de ekonomik krizin patlak vermesi durumunda uluslararası finans kuruluşları nezdinde ABD’nin Türkiye’ye destek vermemesini istemesi" özellikle önemli konu başlıkları olmaktadır.
Edelman, özellikle milli iradeyi temsil ettiğini sürekli vurgulayan Recep Tayyip Erdoğan’ın 7 Haziran sonrasında ortaya koyduğu tavrın altını çizmekte ve eğer Erdoğan bu tutumunu bundan sonra da sürdürürse bunun bir felaket olacağını şöyle ifade etmektedir: "Türkiye artık öngörülmez bir ülke haline büründü. Eğer gelişmeler aynı yönde devam ederse Irak ve Suriye’deki kaos bir iki yıl içerisinde Türkiye’yi de yutacak. En büyük kaygımız bu".
Böyle bir felaket senaryosunun muhatabı olmak istemiyorsak her yerde daha fazla sesimizi yükseltmeli, korkmadan, yılmadan barış istemeliyiz!