
Binlerce kadın, rengarenk halleriyle festival alanına akıyor. Herkes birbirine bakıyor, birbirini izliyor. Kürt ulusal kıyafetleri göz dolduruyor. Bakışlar, kim daha güzel geleri bir kıyafet giymiş üzerine odaklanmış. Herkes hayranlıkla birbirini izliyor. "Senin kıyafetin hangi yöreye ait? Gelecek yıl daha iyisini diktireceğim, ne de güzel yakışmış" cümleleri en çok duyacağınız konuşmalar oluyor. Festival alanı adeta bir kadın renk cümbüşü. "Nasılsın" diye başlayan merhabalaşmalara "Heval nehat fêmkirin" cevabıyla durakalan, şaşıran, ne diyeceğini bilemeyen onlarca insan...
"Dur bakalım burada" diyen bakışlar, "Heval Kürtçe dil kampanyası başlattık, Kurdi, Kurdi" diyen ve yapılan haklı eleştiriler. 'Nehat fêmkirin' kampanyasının yarattığı heyecan ve uyarıcı gücü bütün alanda en fazla hissedilen ve hissettirilen olgulardan biri olma başarısını kazanıyor. "Heval nehat fêmkirin"...
Biz kadınlar varız dedik...
Edebiyat çadırı, panel, dengbej kadınların muhteşem gösterisi, rengarenk standlar, ardarda müzik ziyafeti çektiren sanatçılar, mesajlar, halaylar... Hepsi bizlerde ortak duyguları, ortak hissedişleri yarattı yeniden.
Neler konuşulmadı ki? Önce Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan'ın başlattığı demokratik kurtuluş süreci ve özgür yaşamı inşa etme sürecine uzandık. Evet, biz kadınlar varız dedik. Bu sürecin özneleri olarak, yapıcıları olarak ve en fazla da tabi ki demokrasi, barış ve direnişi kadın kimliği haline getirerek 'xwebun' olmanın o ayrıcalıklı psikolojisine vararak. Kadınsız barışın, kadınsız demokrasinin olmayacağını vurgulayarak.
Sonra Sara'ya, Rojbin'e, Ronahi'ye uzandık. Onlar hep oradaydı. Her kadında, her selamlamada, her kucaklaşmada onlar vardı. Her merhaba diyen kadınının ikinci cümlesi mutlaka onlar için kuruldu. "Sara arkadaşla birlikte en son şunu yaptık, Rojbin ile birlikte şunu konuştuk, Ronahi ile uzun yürüyüşü şöyle arşınladık..." diyen duygulu ve yaşlı gözler. Her cümlede "İyiki de onları tanıdık, iyiki de onlarla birlikte anılarımız oldu, iyiki de...diye başlayan ve her üçünü tanıma onuruna ulaşmış olan binlerce kadının acılı ama öfke dolu gözleri...
Her üçü oradaydı
Evet, her üçü oradaydı. Türkülerde, bakışlarda, yeni doğan çocukların isimlerinde. Oradaydılar, hepimizde. Hasan amcanın "Hepiniz artık Rojbinsiniz" diyen sözlerinde, Metin Cansız'ın kendi çocuklarına "Bakın bu kadınlar Sakine halanızın arkadaşları, Sakine burada" diyen bakışlarında, Şehid Ronahi'nin ilk andan itibaren mağrur duruşuyla bizlere yüreği acılı bir kadının nasıl duracağını gösteren annesinin "Keça min Ronahî li vir e, hûn hemu Ronahî ne" diyen ve kurban olunası yüz ifadesinde... Her üçü aramızdaydı. Sara arkadaş her zaman ki dik duruşuyla ve hiperkatifliğiyle stand stand dolaşıyordu. Herkesle sıcak bir selamlaşma ve kucaklaşma halindeydi. Rojbin yine kıpırkıpırdı. Basklı ve Katalan kadınlarla ilgileniyordu. Oradan oraya koşuyordu. Onu durdurabilene aşk olsun... Ronahi harıl harıl gençlerle tartışıyordu. İşini iyi yapmayanlara bir an sertleşip sonra yumuşayan bakışını fırlatıyordu. "Heval heval iş yapma zamanı" diyen ses tonu bir şarkı mırıldamasında alanın içinde usulca dolaşıyordu...
Artık 9 Ocak öncesi ve sonrası vardı hayatımızda... Onlar da bunu biliyordu. Hiçbirşey eskisi gibi olmayacak diyen binlerce kadının ortak duygusuydu bu. Onları kalleşçe vuranlar hayatımızdan çok şey eksiltmeye çalıştı. Ama çoğaldık. Onlar bizi çoğalttı. Yokluğunuza alışamayacağız. Varlığınız ise, her yerde...
Dortmund’dan Taksim’e yol aldık
Gezi Parkı'na uzanıyoruz. Sara Arkadaş'ın "Devrim Türkiyelileşecek demedim mi ben size" diyen ses tonu bir an yankılanıyor. Dortmund'dan Taksim'e yol alıyoruz. Halklar bahçesini selamlıyoruz. "Biraz daha gecikseydiniz iyi olmazdı" diyoruz. İsyan ne de güzel kılıyor halkları. Kendi olma mücadelesi verenler ne kadar da çekici, ne kadar da özgürlüğe susamış. Özgürlüğün bir ramak da olsa tadına varmanın o dayanılmaz hastalığı yokmu, bir kere bulaşsın artık bir daha iflah olmazsınız.
Evet, Gezi'de ortak yaşamayı, komün kurmayı, cinsiyetçiliğe, AKP maçoluğuna, diktatörlüğüne karşı duranların aldığı özgürlük tadı, bir daha bırakılabilinir mi? Bunu yaşayanlar artık birer 'Özgürlük hastası'.
Binbir umutla mesajlarımızı gönderiyoruz. İllede üç çocuk olacaksa böyle olsun diyoruz. İsyan ruhlu, Kürt halkının 30 yıldır verdiği mücadele şimdi Türkiye halklar cephesinde karşılık bulmaya daha yakın. Yeter ki, heba etmeyelim.
Devrim hiç bu kadar yakın olmadı
Festivalimiz sadece bunları demedi. Canımız yanmaya devam etti. Çewlik'e uzandık. E.A.'ya yapılan tecavüzü konuştuk. 8 askerin serbets bırakılmasını, N.Ç'yi, Şakranı, Pozantıyı, Siirtli kız çocuklarını ve daha nice tecavüz olayını daha konuştuk. Devletin Kürt halkına karşı uyguladığı sistematik tecavüz politikasını, AKP iktidarı döneminde yüzde bindörtyüz oranında artış gösteren şiddet olaylarının tesadüf olmadığını dile getirdik. Cinsiyetçiliğin faşizan bir düzeye çıktığı Türkiye'de Kürt çocuklarına, kızlarına tecavüz dışında bir yaklaşımı reva görmeyen Erdoğan şahsında sembolleşen erkeklğin en uç yapılanmasına karşı kadınlar olarak neden daha fazla örgütlenmeliyizi konuştuk. Karşımızda devasa bir tecavüz kültürü var...Feminist yazar Lynn Segal’in de dediği gibi "Tecavüzcüler ataerkilliğin hücum kıtası gibidirler." Tecavüz kültürü egemenlik için gereklidir. AKP iktidarı egemenlik için tecavüzü teşvik ediyor. Kürt kadınları ve çocukları şahsında halkımızın özgürlük inşası kırılmak isteniyor. Ataerkilliğin hücum kıtalarına karşılık bu sadece bir onursal mücadele değil, varlık ve kendi olma mücadelesidir. Ve Kürt kadınları olarak bir kez daha şu mesajı verdik:"Bizim hakikat arayışımızda tecavüz ve tecavüzcüler olmayacaktır. Bizim hayatımızda onlar tümden yok olana kadar kesintisiz mücadele, mücadele...
Sonra Rojava'ya gidiyoruz. Yani devrime. Halkımızın, haklarımızın yarattığı o muhteşem, hayran kalınacısa direnişi selamlıyoruz. Yüreğimiz onlar için çarpıyor. Rojavalı bir ana "Kızım şimdi devrim zamanı" diyen bakışlarında takılıp kalıyorum. Evet, atardamarlarımız Rojava'da. Rojava'nın özgürlüğü hepimizin. Özgürlük hiç bu kadar yakın olmamıştı. Uzansak yakalayacağız. Doluyuz, 2013 yılı gebe. 9. Zilan Festivali'ni Zilan'ın tüm heybetiyle bizlere gözkırpan bakışları arasında geride bıraktık, içimizde taşıyarak...
ROJDA YILDIRIM