10 Aralık İnsan Hakları Haftası vesilesiyle İHD, 2017 yılının 11 aylık hak ihlalleri raporunu açıkladı. Geçmiş süreçlerle kıyaslanmayacak derece işkence artmış durumda. İşkencenin en derinleştiği alanlardan biri ise cezaevleri.

Sürekli bir “kıskanılıyoruz” kasılması altında Türkiye’deki gelişmeleri manipüle etmede usta olan AKP iktidarının belki de en büyük “başarısı” cezaevi çetelesini yükseltmiş olmasıdır. Her gün yaptığı cezaevi sayısıyla övünen Erdoğan iktidarının, zindanlara doldurduğu insan sayısının 13 ilin nüfusunu geçtiği belirtiliyor. Ne kadar övünseler azdır tabii. Bir Adalet Bakanı düşünün ki “Sivas halkına müjdeli bir haberim var, tam kapasiteli cezaevi inşa ediyoruz” diyebiliyor. Demokrasiden yana kısır olanların zindanları “muştulaması” doğal. Başları yere göğe sığmıyordur şimdi.

İHD raporunda, AKP'nin iktidara geldiği dönemde cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayısı 59.429 iken, 2017 yılı itibariyle 230.735'e çıktığı, bunun 2 bin 800’ünün çocuk, 9 bin 708'inin kadın hükümlü ve tutukludan oluştuğu ifade ediliyor. İHD Cezaevi Komisyonu’nun yaptığı başka bir çalışmaya göre ise 361’i ağır olmak üzere 1037 hasta tutuklu bulunuyor.

İHD, cezaevlerinde yaşanan işkence ve hak ihlallerinin son otuz yılın en ağır sürecini yaşadığını da ifade ediyor.

Yine cezaevleri için oluşturulan “www.gorulmustur.org” adlı sitede yayınlanan tutsak mektuplarında birçok bilgi var. Tutsaklara dönük işkence ve kötü muamelenin yanı sıra son yıllarda “sevk” adı altında sürgün politikalarının sistematikleştiği, kelepçeli tedaviyle birlikte çıplak arama uygulamalarının had safhaya ulaştığı, süreklileşen hücre cezaları ve tecrit politikalarıyla kişiliksizleştirmenin dayatıldığı ifade ediliyor.

Özellikle kelepçe ile tedavi, sünger odaya konulma, ajanlaştırma ve itirafçılığa zorlama, fiziki şiddet, tek tip elbise dayatması gibi daha da çoğaltacağımız birçok işkence yöntemi anlatılıyor.

Yine kadın örgütleri tarafından yapılan basın açıklamasında Elazığ Cezaevi’nde yaşanan vahşetin boyutları dile getiriliyor. Kadın tutsaklara yönelik çıplak arama, taciz ve tecavüz dayatmalarının sistematik bir biçimde devreye sokulduğu, gardiyanlardan oluşturulan özel ekiplerle sistematik olarak koğuşların basılarak talan edildiği, “yangın var” gerekçesi ile dışarıdan itfaiye aracı getirilerek kadın tutsaklara tazyikli su işkencesi yapıldığı ifade ediliyor. Yine Elazığ Cezaevi’nde bulunan trans birey M.P’nin, gardiyanların tecavüzüne uğradığı belirtiliyor.

Cinsel taciz ve şiddet uygulamalarının bir diğer örneği de Silivri Cezaevi’nde kadın tutsakların kaldığı koğuşların tuvalet ve banyoların görüntülenebildiği kameraların yerleştirilmesidir. Birçok cezaevinde çocuklara dönük de taciz ve tecavüz uygulamaları devam ediyor. Daha önceleri gündeme gelen 2012 Pozantı, 2014 Muğla ve Antalya, 2015 Şakran Cezaevi’nden çocuklara dönük yaşanan cinsel şiddet vakalarının yanı sıra en son Diyarbakır Cezaevi’nde 20 çocuğa cezaevi idaresinin teşvikiyle cinsel istismarda bulunulduğu ortaya çıktı. Sayısal olarak halen 147’si bebek olmak üzere 663 okul öncesi çocuk cezaevi koşullarında anne ve aileye karşı bir başka işkence yöntemi olarak kullanılıyor.

Günümüz Türkiye'sinde ise zindanlar, ülkede yaşanan topyekün savaşın bir prototipi olarak kurgulanmış durumda. İçerde ve dışardanın bu kadar iç içe geçtiği, sınırların muğlaklaştığı ülke gerçekliğinde işkencenin pilot bölgelerinden biri olarak zindanların seçildiği açıktır. Kürdistan’daki savaşta yaralanan, sakatlanmış militer gücün gardiyanlığa soyundurulduğu iddaları aydınlanmayı bekliyor. AKP iktidarı, dışarıdaki saldırılarının en kristalize olmuş halini cezaevilerinde uyguluyor.

Yaşanan işkenceleri meclis gündemine taşımak isteyen HDP'nin gensorusu üzerine Meclis Başkanı İsmail Kahraman'ın “sorulamayacak konu” diyerek işleme koymaması zaten durumun aciliyetini özetler niteliktedir. İşkenceci işkenceyi anlatacak değil ya! Uluslar arası işkenceyle mücadele örgütlerinin sessizliği ise uygulamaların daha da vahşileşmesine çanak tutuyor.

Cezaevi yatan iyi bilir; zindanlar insanın bir tek iradesiyle ayakta durduğu direniş alanlarıdır. Zindanlarda bulunan bu halkın en güzel evlatları özgürlük mücadelesinin en kritik dönemeçlerinde rollerini her zaman en iyi şekilde oynadılar. Şimdilerde topyekün bir imha konsepti devrede. Elazığ'da bir ayı aşkın bir süredir açlık grevi devam ediyor. Bize bir kez daha çağrı yapıyorlar. İşkence, taciz, tecavüz ve her türlü insanlık dışı uygulamaya karşı seslerini duymamızı ve direnişlerine daha anlamlı destekler vermemizi bekliyorlar.