
Almanya’da Türk devletinin faşist yapılanması - 3. bölüm
Almanya’da son dönemlerde aktifleştirilmeye çalışılan Kürt düşmanı faşist yapılanma, Kürtlerin, demokratik güçlerin blokaj eylemleri ve toplumun ilgi göstermemesi nedeniyle başarısızlık yaşadı; birçok kentte yapılması planlanan yürüyüşler yapılamadı. Fakat bu eylemlerde işlenen “halkı kışkırtma” ve “etnik grupları aşağılama” suçları da halen resmi bir soruşturmaya tabii tutulmuş değil. Bu konuyu ve ne yapılması gerektiğini Federal Almanya İşçi Dernekleri Federasyonu (FİDEF) temsilcisi Kemal Kıran, Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF) Yönetim Kurulu Üyesi Düzgün Altun ve Almanya Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Genel Başkanı Hüseyin Mat‘la konuştuk.
Almanya’da 30 yıldan fazla zamandır ikamet eden, uzun yıllardır da Türk devleti kaynaklı örgütlenme hakkında araştırmalar, çalışmalar yapan FİDEF yöneticisi Kemal Kıran, ayrıca Düsseldorf’ta 8 Mayıs’ta düzenlenen ırkçı yürüyüşe karşı demokratik güçlerin yaptığı eylemin düzenleyicilerinden biri...
Türk faşisti yapılanmanın 12 Eylül’den sonra doğrudan MGK organizasyonuyla geliştirildiğini, konsolosluklara bağlı Koordinasyon Kurulları’nın etkin rol oynadığını hatırlatan Kıran, Alman devletinin de sorumluluğu olduğunu belirtiyor ve devam ediyor: “Alman devleti her zaman Türk istihbaratıyla işbirliği içinde çalıştı. MHP’lilerin bir kısmı, daha sonra Almanya gizli servisinde de çalışmıştı; bunlar ortaya çıktı. Enver Altaylı mesela... Çok enteresandır, BND’nin elemanı olarak daha sonra Türkmenistan’a, Kırgızistan’a gittiği de söylenir.”
Kıran’ın iddiası: İstihbaratlar DİTİB’de görüştü
Kıran’ın “yakından tanıdığı, ilişki içinde olan sağlam bir kaynağa” dayandırdığı fakat belgeleyemediği bir iddiası da var. Diyanet İşleri Türk İslam Birliği’nin (DİTİB) Köln’deki genel merkezinin Türk istihbaratının Avrupa çalışmaları için merkeze dönüştüğünü belirten Kıran, devam ediyor: “10 Nisan eylemlerinden hemen önceye denk gelen bir tarihte DİTİB merkezinde Türk istihbaratıyla Alman istihbaratı toplantı yaptı. İsim veremem ama sağlam bir kaynaktan aldığım çok ciddi bir bilgi bu. Görüşenler, Türkiye’nin buradaki istihbarat elemanları.”
Sol Parti ve Yeşiller de destek vermişti
DİTİB’in adı, daha önce de DAİŞ örgütlenmesiyle ilgili iddialarda geçmiş; merkezin hem Türk faşistlerinin hem de selefilerin örgütlenmesinde odağa dönüştüğü iddiası basında yer bulmuştu. Fakat merkezin tarihinde şöyle ilginç bir durum da var: 16 milyon Euro civarında para harcanarak inşa edildiği söylenen bu merkezin kurulmasına Sol Parti ve Yeşiller de dahil olmak üzere Alman siyasi partileri “entegrasyon” gerekçesiyle destek vermiş; Alman devleti ise maddi yardımda bulunmuş. Türk devleti kaynaklı faşist örgütlenme, desteğin entegrasyona değil halkları düşmanlığa provoke eden bir çalışmaya aktarılmış olduğunu gözler önüne seriyor.
Irkçı ama Yabancılar Sorumlusu!
Kemal Kıran, Alman devletinin ve siyasi partilerinin bu konudaki tavırlarında ikiyüzlülüğün çok yoğun yaşandığını belirtiyor ve bir örnek veriyor: “BBP’ye yakın ATİB’in üyesi Zülfiye Kaykın, koskoca NRW Eyaleti’nde, hükümet ortağı SPD tarafından Yabancılar Sorumlusu yapıldı. Bu kişi, faşist örgütlenmelerde yer alıyor; Türkler dışındaki bütün halklara düşmanlık güdülen etkinlikleri organize ediyor. Duisburg Camii’nin de başındaki isimdi. Onu aldılar, Yabancılar Sorumlusu yaptılar, düşünebiliyor musunuz? Şu anda hem tepkilerden hem de başka bir hatasından dolayı bu görevden aldılar; ama halen hükümette görevli.”
Radikal sol ilgileniyor, diğerleri uyuyor
Alman solunun yaklaşımını da Kıran, ikiye ayırarak anlatıyor: “Bizimle çalışan radikal sol gruplar var. Almanya’nın şimdilerde 8-10 yerinde Bozkurtlar’ı tanıtan bilgilendirme etkinlikleri yaptılar. Radikal sol, konuyla ilgileniyor; ama Die Linke, SPD, Yeşiller uyuyor.”
Türk faşistlerinin halkları kışkırtan hiçbir faaliyetinin Almanya’da hukuki düzlemde yasaklanmadığına dikkat çeken Kıran, “İstedikleri her şeyi yapıyorlar. Örneğin Kürt düşmanı sloganları, 130. madde üzerinden yasaklatabiliriz, buna uğraşmalıyız” diyor.
DİDF: Yoğunlaştıracaklar
Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF) Yönetim Kurulu Üyesi Düzgün Altun da Almanya’da son dönemde yoğunlaştırılmaya çalışılan faşist hareketliliğin Türkiye’deki gelişmelere bağlı olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Hükümet, hiçbir çözüm getirmeyen politikalarının getirdiği çatışmalı ortamı, toplumdaki gerginliği buraya da taşımaya çalışıyor.”
Son dönem hareketliliğinde Türkiye’de olduğu gibi yeni kurulan ve “Osmanlı“ vurgusu yapan derneklerin etkin olduğunu belirten Altun, bütün çabaya rağmen başarısız kalındığını söylüyor. “En büyük eylemi Berlin’de yapacağız dediler ama iptal etmek zorunda kaldılar” diyen DİDF yöneticisi, devam ediyor: “Erdoğan, ‘Bundan sonra Avrupa’yı boş bırakmayacağız’ demişti. Bakanları her gün buralara boşuna gelip gitmiyor. UETD de zaten direkt Erdoğan’ın ocağında olan bir örgüt. Önümüzdeki dönem göreceğiz. Biraz daha yoğunlaştırmaya çalışacaklar.”
Alman demokratlara anlatmalıyız
Faşist hareketliliğin ayrıca Almanya ve Avrupa’nın Türkiye politikaları üzerinde baskı oluşturmayı da hedeflediğini belirten Altun, “İyi bir mücadele politikası izlememiz lazım” diyor.
Alman hukukunun faşist örgütlenmenin eylemlerini “fikir beyan etme” gibi gördüğünü belirten Altun, bu konuda görevin demokratik güçlere düştüğünü, yapının deşifre edilmesi gerektiğini vurguluyor. Alman demokratlarının bu konuyu yeterince bilmediğini söyleyen Altun, şöyle bir örnek veriyor: “Son bir ayda katıldığım toplantılarda, ‘Bunların derdi göçmenlikten kaynaklanan talepler değil, ırkçılığı yayıyorlar’ dediğimizde çoğu Alman demokrat şaşırıyor, ‘Gerçekten öyle mi’ diye soruyor.”
Üç beş kendini bilmez değil kapsamlı proje
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Avrupa’nın sadece Türkiye ve Kürdistanlılar açısından değil, genel anlamda da en büyük göçmen örgütlerinden biri. Sadece Almanya’da 130 yerel örgütleri ve 100 bin civarında üyeleri var.
Hüseyin Mat, AABK’nin ve onun Almanya kolu olan Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (AABF) Genel Başkanı. Son dönemdeki faşist hareketlenmeyi şöyle tanımlıyor: “Erdoğan’ın dış politikasında çıkmaza düşmesi, çemberin giderek daralması ve buradaki Türkiyelilerin de Erdoğan’a karşı örgütlenmesi, teşhir etmesinden dolayı bayağı sıkıntı yaşadılar. Özellikle de Erdoğan’a karşı yapılan mitingler, Avrupa ve dünya kamuoyunda büyük yankı uyandırdı; Erdoğan’ın prestijini de alt üst etti. Uzun vadeli düşünüp bunun AKP’de ciddi bir yara açtığını ve açmaya devam edeceğini gördüler. Bu nedenle de diasporada örgütlenmeye daha fazla önem veriyorlar.”
Böyle giderse çatışma yakın
UETD’yi kurup finanse edenin AKP ve Erdoğan olduğuna dikkat çeken Mat, devam ediyor: “Diğer yandan da burada kendilerine karşı duran demokratik güçlere karşı bir yönelim başlatıyorlar. Türkiye’de kurdukları Osmanlı isimli örgütlerin aynısını burada da kurdular. Düşmanlık ortamı, çatışma ortamı yaratmak istiyorlar. Önümüzdeki dönemde Türkiye’dekilere benzer sokak çatışmalarını Avrupa’da da görebiliriz, bu çok yakın görünüyor. Bu konuda her görüşmemizde Avrupa’yı da uyarmaya çalışıyoruz.”
Alman devleti tedbir almalı
Türkiye’de AKP’ye, MHP’ye oy verenlerin Almanya’da Sol Parti, Yeşiller, SPD, CDU gibi partilerde çalışmalar yaptığını belirten Mat, bu partilere de bu çalışmalara müdahale etme çağrısında bulunuyor. Alman devletinin faşist örgütlenmeye tarihten bu yana alan açtığını da hatırlatan Mat, “Bunların yaptıkları suç. Alman devletinin de yasalarına göre tedbir alması gerekiyor” diyor.
Anlattık, inanmadılar
Avrupa’daki faşist yapılanmayı teşhir etmek için 6-7 yıldır çalışmalar yaptıklarını, bu konuda bir “yuvarlak masa” kurarak Türkiyeli göçmen örgütlerin faaliyetlerini Alman kurumlarına ve hükümetlerine anlatmaya çalıştıklarını aktaran AABK Genel Başkanı, şöyle devam ediyor: “Bizim söylediklerimize karşılık uzun süre Erdoğan’ı ve AKP’yi öve öve bitiremediler. Erdoğan’ın Türkiye için bir şans olduğunu söylediler. Hükümetle görüştüğümüzde bize hep, ‘Önyargılı davranıyorsunuz. AKP’yi anlamıyorsunuz. Kürt açılımı, Alevi açılımı yapıyor. Bu hükümete bir şans vermelisiniz’ dediler. Biz bunun doğru olmadığını, AKP’nin genlerinde gericilik, tekçilik olduğunu söyledik ama bize inanmadılar. Bugün onlar da Erdoğan’ın ne kadar tehlikeli olduğunu anladı.”
Tehlikeli operasyon
Erdoğan’ın danışmanı Gergerlioğlu ile üç başka Türk ajanının Almanya’da bir yıl hapis yattığını ve ardından salıverildiğini de hatırlatan Mat, “Çok ciddi bir proje var” diyor ve ekliyor: “Çok kapsamlı bir şey bu. Sadece birkaç tane kendini bilmez, şovenist bireyin başlattığı bir hareket değil. Arkasında Türk istihbaratı, Türk devleti ve AKP var. O açıdan bu operasyon, Avrupa’daki Türkiyeliler ve Kürdistanlılar için çok tehlikeli. Bu tehlikenin önüne geçilmezse Avrupa’da sokak çatışmaları yayılacaktır. Bu tehlikeyi gittiğimiz her yerde söylüyoruz. Avrupalı yöneticilere bunu anlatıyoruz.”
Demokratik kurumların da bu konuda daha duyarlı davranması gerektiğini vurgulayan Mat, “Alman kurumlarının da gelmesi, yelpazenin genişlemesi lazım. Toplumsal barışı kim tehdit ediyorsa, hep birlikte onun karşısında durmalı, bunları deşifre etmeliyiz” diyor.
TÜRKEŞ’İN MHP ALMANYA’YA GENELGELİ TALİMATI
NPD’yle işbirliği yapın!
Avrupa’daki Türk faşisti yapılanmanın tarihi, bugünkü eylemlerinin mahiyetini de ortaya koyan eylemlerle dolu. Bu tarih, Alman hukukunun geçmişten bugüne bu yapılanmayı nasıl görmezden geldiğini de gözler önüne seriyor. O örneklerden biri, Murat Çakır’ın “Die Pseudodemokraten” kitabında yer alan MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş‘in 28 Temmuz 1977’de “MHP Almanya Yürütme Kurulu Başkanlığı”na gönderdiği genelge...
Genelgede Türkeş, önce MHP’nin giderek güçlendiğini anlattıktan ve Almanya’daki çalışanları da tebrik ettikten, minnet sunduktan sonra devam ediyor: “Türkiye’de Partimiz için süregelen sözkonusu olumlu gelişmelerin Batı Avrupa’da çalışan ve öğrenim gören soydaşlarımıza da intikal ettirilmesi, MHP Almanya Yürütme Kurulu Başkanlığı’nın Kempten, Berlin, Hannover, Köln, Münihh ve Stuttgart otonom seksiyonlarındaki faaliyetlerinin hızlandırılması gerekmektedir. Adı geçen kent ve yörelerde örgütlenme çalışmalarına ağırlık verilerek öngörülen sonuçların elde edilebilmesi için NPD ile partimiz arasında kurulan işbirliğinden, onların tecrübe ve yöntemlerinden Genel Merkezce gönderilen talimatlara istinaden yararlanılmalıdır.”
Parti çalışmalarının kurulan özel ekipler aracılığıyla her yere yaygınlaştırılması gerektiğini söyleyen Türkeş, bu konuda da “yurtdışındaki yan kuruluşları olan Bozkurt Atatürk, Türk Ocakları, Milliyetçi Türk İşçiler Derneği, Ülkü Ocakları vb. ile daha sıkı ilişkiler kurularak bunlardan daha verimli biçimde yararlanılmasını” istiyor.
Türkeş, sol basının “antipropaganda” çalışmalarına dikkat edilmesini salık vermeyi de unutmuyor. Şöyle devam ediyor: “...yeri resmi makamların dikkatini çekmemek amacıyla Parti çalışmalarının dernekler yasası dahilindeymiş gibi yürütülmesi zorunludur.”
OSMAN OÐUZ/HABER MERKEZİ