Baydemir ile yaptığımız görüşmenin ardından, Baydemir, BDP’nin Urfa Büyükşehir Eşbaşkan adayı oldu.

İsterseniz önümüzdeki seçimlerle başlayalım sohbetimize. Amed Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na Gültan Kışanak’ın aday gösterilmesi konusunda ne söyleyeceksiniz?

On yıllık yönetimimiz boyunca şükürler olsun ki Amed halkına mahcup olmadık. Kürdistan halkına mahcup olmadık. Elbette ki seçimler demokrasi gereğidir. Halkın iradesiyle halkın ve davamızın lehine kararların verilmesi bizim en büyük temennimizdir. Nasıl ki o bayrağı onurla taşıdıysak, şimdi o bayrağı heyecanla ve gönül rahatlığıyla partimizin belirlemiş olduğu, delegelerimizin belirlemiş olduğu Sayın Başkan Kışanak’a teslim edeceğiz.  
Amed, Kuzey Kürdistan’ın başkentidir. Nüfus yoğunluğunun yanı sıra sembolik ve manevi değeri büyük bir şehirdir. Cumhuriyet tarihi boyunca ilk defa bir kadın, bir büyükşehir belediyesi için aday gösterilmiştir. Bir kez daha Mezopotamya ve Amed şehri ilklerin yaşandığı topraklar oldu. Kürt hareketinin Ortadoğu coğrafyasında sosyal bir devrim ve büyük bir dönüşüm yarattığının göstergesidir ayrıca. Kışanak’ın adaylığının bu anlamda çok önemli ve anlamlı bir karar olduğunu düşünüyorum. Ortadoğu coğrafyasında kadının özgürlük mücadelesi sürecine ve direngenliğine büyük bir ivme katacağını düşünüyorum. Tabi eşbaşkan adayı Sayın Fırat Anlı da deneyimli bir arkadaşımızdır.

Rojava Devrimi hakkında ne söyleyebilirsiniz?

Bir kere bütün Kürtler şunu bilmelidir ki, kuzeydeki bir Kürt’ün acısı güneydekinin, batıdakinin ve doğudakinin acısıdır. Eğer Rojava özgür değilse güneyin özgür olma şansı yoktur; eğer güney özgür değilse kuzeyin özgür olma şansı yoktur. Kaderimiz birdir. Bizim yoğrulmuş olduğumuz hamur bir. Bu itibarla da bana göre Rojava’nın özgürlüğü demek, kuzeyin, güneyin ve Rojhilat’ın özgürlüğü demek olacaktır. Ama aynı zamanda bizim açımızdan manevi bir değeri de var.

Rojava kuzeyin can suyu oldu

Neredeyse 90 yıl boyunca ‘binxet’(sınırın altı) yani Rojava Kürdistanı, kuzeydeki bütün politik aktörlerin ve mahkumların sığınağı oldu. Ne zaman ki kuzeyden birisinin başı ağrıdıysa soluğu ‘binxet’te yani Rojava’da aldı ve Rojava ev sahipliği yaptı, kucakladı. Aslında Rojava her zaman kuzey için bir can suyu oldu. Eğer bugün kuzeyde mücadele görkemliyse, kurumamışsa, bu Rojava’nın sunmuş olduğu destekten kaynaklıdır. Dolayısıyla şimdi dayanışma sırası kuzeydedir; özellikle de güneydedir. Ben umut ediyorum ki bütün bu çabalar hem güneyin Rojava devrimini daha görkemli bir şekilde sahiplenmesi hem de kuzeyin daha çok destek ve dayanışma sağlamasına vesile olacaktır. Benim inancım odur ki, 21. yüzyıl Kürtlerin yüzyılı olacaktır. Bir tek engel olabilir, o da Kürtlerin kendi arasındaki ittifaksızlıkları ve süreci, tarihi fırsatı okuyamamalarıdır. Ben inanıyorum ki Kürtler artık eski Kürtler değildir. Tarihi okuyorlar. Geçmişlerini artık biliyorlar. Parti hesaplarını aşarak ulusal hesaplarla ve ulusal ittifakla biraraya gelmeyi de başaracaklardır. Zira aksi takdirde bunun vebali Kürt siyasi hareketlerinin ve öncülerinin boynunda olacaktır.

Peki son olarak Avrupa’daki Kürtlere ne söylemek, ne önermek istersiniz?

Söylenecek çok şey var. Bir kere mücadelenin alanı olmaz. Yeryüzünün her tarafı mücadele alanıdır. Hangi coğrafyada yaşıyorsak kendi anadilimize sahip çıkmamız lazım. O coğrafyanın diline ve kültürüne hakim olmamız lazım. Londra’da yaşıyorsanız ve İngilizce bilmiyorsanız Kürt davasını ve Kürdistan davasını anlatamazsınız. Paris’te yaşıyorsanız ve Fransızca bilmiyorsanız, Kürdistan davasını anlatamazsınız. Kürtler en az Kürtçe kadar, en az Türkçe kadar yaşadıkları ülkenin dilini de öğrensinler. Yaptığımız her işi alnımızın akıyla yapmalıyız. Yaptığımız her işi dünyanın her tarafında savunabilmeliyiz. Eğer bir inşaatçıysak İngiliz veya Alman veya bir Fransız müşterimiz geldiğinde “Burayı Kürt yapmışsa sağlam yapmıştır” demelidir. Ben bir Kürt restoranına gidiyorsa “O yemek lezzetlidir, o yemek çok güzeldir, o yemek sağlıklıdır” demelidir. Dolayısıyla Kürtler kendi kimliklerine, dillerine, mücadelelerine bağlı oldukları gibi sosyal yaşamda da duyarlılığa sahibi olmalıdırlar, diye düşünüyorum.


ÖZLEM GALİP/LONDRA