İçinden geçtiğimiz tarihsel,toplumsal ve siyasal sürecin gerekliliklerini üstlenmek her “İnsanım” diyen varlıklar için yaşamsaldır.
Başta kadın cinayetleri olmak üzere, yardıma muhtaç durumuna düşürülmüş yirmi milyonu aşkın genç ve toplumun tüm kesimleri ve toplu intiharların eşiğine getirilmiş bir yaşam gerçekliği.
Yaşamın geldiği boyut budur. Yoruma gerek duymayan bir tablo en vahim bir şekilde çığlık çığlığa kendini haykırıyor.
Peki bir ülkede bunlar yaşanıyorken bunu sorgulamamak ve gereklerine göre bilinç düzeyi yetebildiği kadarıyla cevap olmamak ne anlama gelir? Hiç şüphesiz ki sinirleri alınmış bir bedene tekabül eder. Eğer ölmemişse bitkisel hayattadır. Hiç kuşku yok ki; “Yaşam devam ediyor kalan sağlar bizimdir yada bana dokunmasın üç maymunları oynayayım, yeterki bana bir şey olmasın” diyenler en fazla acıyı yaşayacak olanlardır. Hele hele bunlar biraz bilinç düzeyleri de gelişkinse sadece fısıltıyla konuşuyor ve dilsiz sağırlar diyaloğunu yapıyorlarsa şunu unutmasınlar; gelecek günler bu haliyle en fazla onları rahatsız edecektir.
Türkiye’de faşist cephe (AKP-MHP) halkın ruhuna ambargo koymuş gibi toplumun tüm kesimlerin içine alan bir tekleştirme, renksizleştirme siyasetini en vahşi bir düzeyde geliştirerek yüreklere ve beyinlere balyozla yerleştirme emelindedirler. Hiç kuşku yok ki bu robotlaşmaya payanda olan siyasi olumuşlar da şu veya bu düzeyde katkılarını sunmaktan geri durmuyorlar. CHP-İP ve ardılları bu konumlarını retoriklerinde ifade etmese de pratikte hep sunmaktadırlar.
Türkiye yönetimi ki bu faşist cephedir, tüm bileşenleriyle bir kıyımı toplumsal yaşam üzerinden geliştirirken kendi krizli ruh halini ve kaoslu karekterini de yaşama uyarlama geyretleri her sahada yürütmeye çabalamaktadır. Bu şizofreni ruh halinin, toplumdaki karşılığı toplu intiharlar, açlıkla terbiye edilmeye çalışan toplumun tüm kesim ve katmanları en önemlisi de yaşamı yaratan ruh ve renk veren kadının katledilmesidir.
Bu gidişata “Dur” demek “İnsanım” diyen her varlığın onur savaşıdır. Seslerin kısıldığı, sükûnetin altın kılındığı bir karanlık tünel halklara dayatılmaktadır. Ya bendensin ya terörist, işbirlikçi, düşman vb. ithamlara maruz kalınan bir yaşam. “Önüne bak işin varsa yap yoksa git yat” Yaşam her nefes alışta bir zaptu rap altına alınmış, TV’ler, bu gidişata çanak tutmuş hayatı bu faşist cephenin at gözlükleriyle topluma yedirmeye, yönlendirmeye, hakikatleri çarpıtmaya and içmiş gibi reklamından haberine, söyleşilerinden tartışma programlarına oradan dizi filimlerine kadar kin, nefret, umutsuzluk, yokluk, ötekileştirme ve düşmanlaştırma cenderesini daha da harlandırmak için elinden geleni ardına bırakmamaktadır. Bir de toplum içinde bu kirli siyaseti ve ahlaktan vicdan yoksunluğu körüklemek için rantçı kesimler de vardır ki; en az TV’lerin körleştirici, sağırlaştırıcı yayınları kadar tehlikeli ve bir o kadar da takkiyecidirler. Bunlar bu çağ dışı siyasetin toplum içindeki ayaklarıdır. Bunu o kadar inanarak yaptıklarını göstermek için yapmadıkları şaklabanlık yok gibidir. İlkesiz, tutarsız ve ikiyüzlücedir. Bunlarla birlikte bu sistem sadece ağızları eliyle kapamıyor aynı zamanda diğer elini de uçkurlara atarak, kadını eve hapseden erkeğin doğum makinesi haline getirme sistematiğini de hayata geçirmek istemektedir. Üç çocuk beş çocuk yapma istemi, nüfusu çoğaltma ve giderek kendine muhtaç kılma yaklaşımlarından en kirlisi olmaktadır. Bu oyunlar neticesinde kadın her an hedef haline gelmektedir.
Toplumun hiçbir kesimi buna bu gidişata boyun eğmek zorunda değildir. Çözümsüz değildir. Kadını, genci, emekçisi, köylüsü, aydını, sanatçısı hiçbiri diğerinden bağımsız bir yaşamı yaratamacağını ve yaşanacaksa onurlu olunacağı gerçeğini iyi görmelidir. Tekleştirmeye, ötekileştirilmeye, kimliksizleştirilmeye karşı Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Ermeni, Rum ve tüm halklar inanç, düşünce ve kültürlerini bu renksizleştirme ve düşmanlaştırma giderek toplumu toplum olmaktan; halkları halk olmaktan, bireyi birey olamaktan çıkaran kirli, köhme siyasete karşı birleşmeli ve ölü toprağını üzerinden atmalıdır. Ayağa kalkmak onurlu ve özgür yaşamda ısrar etmek, yaşamı soluklamak, “İnsanım” diyebilme yüceliğini göstermektir.
Kadını katlederek, aileleri intiharın eşiğine getirerek, milyonları açlığın sınırına kendine muhtaç hale getirerek, korku ve panik havası yaratarak, herkesin düşman olduğunu söyleyerek, topluma deli gömleği gidirmek hiç kuşku yok ki o gömleği ateşten yapıp gidirenlerin başına geçirmekle değişim yaşanabilir. Yoksa Türkiye’deki mevcut iktidar miadını doldurmuş, uzatma dakikalarını bu kirli siyaset ve politikalarla ömrünü uzatma sevdasındadır.
Halk en büyük yargıçtır. Ve hükmünü kesinlikle umut ve özlemleri temelinde kardeşçe birlik beraberlik ve eşitlik temelinde koyacağı gün herşeyin rayına gireceği köhne sistemin çürümüş posasını bir kenara atacağı an olacaktır. Özgür ve demokratik bir gelecek onurla üstlenilen sorumluluk ve demokratik eylemselliklerle gelişecektir. Bunu yapmak tarihe topluma ve geleceğe “Ben onurumla varım” diyebilmekten geçmektedir.