Küçük sahnede yaşananları anlamak için önce büyük sahnede yaşananları görmek lazım. Şehir Tiyatroları konusunda olup biten tartışmalar, büyük toplum sahnesinde olup bitenlerin küçük bir yansımasıdır. Hegel’in dediği gibi ‘gerçek bütündür’. Sadece “ne oluyor bu Şehir Tiyatroları’nda” demekle gerçeği göremeyebiliriz. Gerçek her zaman olduğu gibi geçmişte gizlidir.
Gülhane’de “gavura artık gavur denilmeyecek!” edebiyatıyla başlayan, tanzimatların, meşrutiyetlerin sonunda, İttihat ve Terakki zihniyeti ile Türkiye’ye biçilen laiklik elbisesi, devlet partisi CHP, yeni dinini ilan ederken putlarını, halifeleri de beraberinde doğurdu. Bu yeni modern dinin ideolojisi Türkçülük, rengi de “beyaz”dı. Türkiye yeni tanrılarına ve peygamberlerine kavuşturulurken mitolojisini de beraberinde yarattı. Beyaz Türkçülüğün güvencesi CHP, beyaz Türk Faşizmi’nin yani sahte Türklüğün, yapay bağdaşlık ağlarıyla örülen mütecanis toplum ütopyalarının da tek sahibiydi.
Yüzyıl önceki büyük sahneyi ortaya koyarken elbette küçük sahnelerin yani tiyatroların kuruluşundan da bahsetmek önemli olur. Darülbedayi denilmiş adına fakat güzel sanatlar evi ya da konservatuar da diyebiliriz. 1914’te kuruluyor. Darülbedayi her ne kadar Osmanlı döneminde kurulmuş olsa da, tiyatroda batı hayranlığının başlatılmasının ilk kuruluşu olmuştur. Müzik ve tiyatro alanlarında ders veren bu okul ‘beyaz Türk faşizmi’nin yani çakma Türklüğün ilk Tiya-turka mektebi, mekanı oluyor. Toplumun mühendislikle tertibine dikkat çekecek olursak, darbelerin ve komploların yanı sıra sadece dayatma Türklüğe hizmet eden farklı halklara ve onların kültürlerine yaşam hakkı tanımayı aklına bile getirmeyen bir sanat teröründen de bahsetmek iyi olur. Kürtlerin, Ermenilerin, Rumların ve de Türkmenlerin tüm kültürel ve sanatsal değerleri yapay bir Türklüğe kurban edildi. Her şey gibi sanatta Türkleştirildi.
AKP ve CHP’yi bir paranın iki yüzü olarak düşünürsek, yaklaşık yüz yıl boyunca ön yüzüne baktığımız kapitalizmin şimdi yeni bir yüzle ortaya çıkışını daha iyi ifade edebiliriz. Bu paranın ön yüzünde Ankara, arka yüzünde ise Konya-Kayseri eşrafının silueti vardır. Laik- seküler ulusalcılığa karşı, sahte İslam milliyetçiliği. Sıradan bir tiyatrocu günümüzde bu iki yüzü ağlayan ve gülen yüze benzetebilirdi. Ben daha derin düşünelim derim. Şehir Tiyatroları'nda değişen bir elbisedir, kostümdür. Ruhta, oyuncularda fazla bir değişiklik yoktur. “Beyaz” gelinlik kostümü yerine “Yeşil” bir entari giyilmiştir. Tiyatro camiasında yaşanan muhafakazar sanat tartışmasını, “açık saçık, edebe aykırı oyun” kışkırtmalarını bu minvalde değerlendirmek daha gerçekçi olur. Dün oynayanla bugün oynayan arasında özünde fazla fark yoktur. Benim asıl lafım bu işin figüranlarına. "Bürokratik bir ağla çevrildik, sanat elden gidiyor! diyenler", feryat edenler, anladığım kadarıyla ne kendilerini ne de AKP’yi fazla tanıyorlar. Bu durumu sansür, resmi ideoloji vb. argümanlarla kimseye anlatamayacaklar, anlatamazlar da. Bir ekip gidiyor bir başka ekip geliyor bu kadar açıktır. Bir cumhuriyet gidiyor, bir yenisi getirilmek isteniyor. Bunca zamandır CHP’nin beyaz faşizminin ekmeğini yiyenler, artık kendilerine ya yeni bir fırın bulacaklar ya da bayat ekmeğe kalacaklar. "Sanata darbe var!' diyerek can çekişenler, gerçeği görmek zorundadırlar. Türkiye’de devlet eliyle sanata müdahale yüzyıldır var. Yeni bir şey değil ki... Demokratlara, sosyalistlere, samimi Müslümanlara, Kürtlere, Ermenilere, Rumlara, Alevilere, Süryanilere sansür yeni değil ki... “Seçmenin görüşünün yansıtıldığı oyunlar oynanmalı” derken açık ki, Kürtleri trenlere bindirip sürgüne göndermek isteyen, insanları tek sıra yapıp zindanlara dolduran AKP çizgisine gelin çağrısı vardır. Şehir Tiyatroları'na böyle bir davet vardır. Erdoğan’ın davete gelmeyenlere, bunlar Jakobendir, demesi de kaynağını buradan alıyor.
Sanat, özellikle de tiyatro için “devlet eliyle tiyatro olmaz” derken yapılmak istenen kandırmaca, özelleştirme adı altında İngiliz soslu sahte İslami sanatı öne çıkarmaktır. Bu laik-sekülerlik yerine yeni dünya düzeninin Fettul-münafık sanat anlayışıdır. Durup dururken sanatçıları ahlaksızlıkla, edepsizlikle suçlama onları teslimiyete zorlamaktan başka ne anlama gelebilir ki. Burada yalnızca sanatçıların elindeki sanat yönetmenliği belediyelere devredilmiyor. Daha büyük ve kapsamlı bir oyun oynanıyor. Türkiye daha kapsamlı ve ince sömürü düzenine çekiliyor. Alman sosu yerine İngiliz sosu yiyin diyorlar.
Kapitalizmin arpalığında yeni bir sanat ahalisi yetiştirilmek, beyaz Türklük sanatını yeşile boyayıp halklara yeni bir makyajla sunmak istiyorlar.
İşte gerçek halk sanatçılarına burada gün doğuyor. Bu faşist zihniyete karşı, onlardan farkını ortaya koyup, halklar lehine, demokratik özerkliğe taraf, demokratik bir sanat icra etmekle, gerçek bir sanatçı olabiliriz. CHP’nin operadaki hayaletinden kaçarken AKP’nin tiyatrodaki hortlağına yakalanmayalım.
Şehir Tiyatroları’nı onlara bırakıp, demokratik sanat kolektiflerinde halklar kongresinde buluşabiliriz. İster beyaz olsun ister yeşil bu fikir, bu zikir ve bu sanat fiili bize ait değildir, bizim sanatımız gökkuşağı renginde, rengarenk olmalıdır. Geleneksel Türkmen kültürünün de capcanlı içinde olduğu, Kürt, Laz, Çerkes, Ermeni, Arap halklarının sanatı...
EKİN RONİ
Operadaki hayalet tiyatrodaki hortlak