Reyhanlı’da patlayan bomba, üzerimizden bir örtü çekti, ortaya çıkan tabloda insanlık yoktu.

İnsanlığı yok eden Reyhanlı’daki patlama değildi elbet, daha devlet kurulurken yok sayılmıştı insanlık. İnsan değil devletin ve egemenlerin bekası amacıyla çıkılmıştı yola. O günden bu yana da her katliamda, her siyasi cinayette, iş cinayetlerinde, kadın cinayetlerinde, nefret cinayetlerinde, kültürel kıyımda, patlayan her bombada, sıkılan her kurşunda hızla tüketildi kıyıda köşede kalan insanlık kırıntıları…
Reyhanlı’da patlayan bomba, üzerimizden bir örtü çekti. Ortaya çıkan tabloda, resmi politikanın insanlık değerlerini hiçe saymak için en büyük gerekçesi, "bölünme paranoyası, PKK ve şehitler” yoktu. Ama insanlık da yoktu, bunun inandırıcı bir izahı da.
Nitekim; patlamanın üzerinden günler geçti, başbakan ne işlerini ne Amerika gezisini erteleme gereği hissetmedi. Bu zihniyetin doğal dışa vurumu olarak, hükümetten yapılan ilk açıklamaları da hatırlayın, "patlamada ölenlerin ailelerine maaş bağlanacak, maddi zararlar tazmin edilecek”.
 Yine başbakan’ın ağzından öğrendik "bu patlamanın hesabı misliyle sorulacak”. Yani, 51x2=102 kişiyi öldürerek mi? Bu soruyu soruyoruz çünkü hükümetin hesap sorma yöntemini bilmiyoruz. Zira hesabı sorulan bir katliam da yok.
 Hem, kim bu patlamanın sorumluları? Bölgede cirit atan onca yerli yabancı istihbarat elemanı varken mesela? Ya da o bölgedeki bütün mobese kameraların bozuk olmasını sağlayanlar kim?
Patlamada ölen Reyhanlılıları es geçip, Suriyeli sığınmacılara üzülen medya ve siyasetçiler?
Yerel nüfusun iki katı Suriyeli sığınmacıyı, yeterli alt yapı ve olanak yaratmadan Reyhanlı’ya yerleştirenler?
Bunca şeye rağmen, sığınmacıların yaşadıkları dramın sebebi olarak Reyhanlı halkını göstermek? Bu, hükümetin Suriye politikalarının, faşist devlet yönetimlerinin, emperyalist savaş kışkırtıcılığının suçunu halka yükleme aymazlığı nasıl kabul edilebilir?
Görünen o ki; Devlet devletliğini, hükümet ise devletin olanakları ile ağalığını, Roboskî’deki gibi sadece boş sözler ve tazminat ödemek için cüzdanına davranarak yapıyor…
Aslına bakarsanız tüm bu olanlar, devletin insanı hiçe sayması, fatura ödemek zorunda kalınca da insan canını parayla tartma hevesi, tam da kapitalizmin ruhunu yansıtıyor. "Her şey satılık ve en yüce değer para her şeyi örter.” …Ya toplum, toplumsal güçler yani halk?
Evet yine, orda bir köy var uzakta, doğuda bir yerde, içinde korku, bombalar, açlık, yoksunluklar, ölüm… Batıda, bütün bu olanları film tadında aksettirenler ve izleyenler.
Ensesi kalın cebi şiş politikacılar, bürokratlar ağızlarını şapırdatarak yalan söylüyorlar ve TV ekranlarından yemek, evlilik, ne giysem, evimi nasıl yenilesem programları ve karşısında o aptal kutusuna bağımlı, tepkisiz bir toplum. Sosyete pazarlarında "her şey beş liraya on liraya, bir sezon kullan at”mış, nasılsa…
 Orda bir köy var uzakta. Anneannemiz, dedemiz, babamız ya da annemiz oralı ama biz? İletişim çağındayız, mesafeler yalan artık ama batı ile doğu birbirinden çoook uzak halen.
Ve Elbet oralarda yaşanan çok acı var. Elbet kimseye mazoşist ol denmez. Ancak, insanlık değerlerinin acı bariyerlerimizin altında kaldığı bu gün, hiç değilse kendi insanlığımızı kurtarmak için yapacak bir şey olmalı, değil mi?