Adam yazıyor: "Şu son günlerde ansızın artan PKK terörü…"
Hepsi birden tekrar ediyor; "PKK terörü ansızın arttı…"
Bu "çok basit" gibi görünen cümlenin içinde iki tane aşağılık yalan var: Birincisi, "terör artıyor" yalanı. "Terör" merör artmıyor; düşük hükümetin başlattığı savaş şiddetlenerek sürüyor. İkincisi, ortada bir "terör" örgütü yok. Bir "isyan örgütü" var. TSK da sivil toplum örgütü değil.
Bu iki yalan şu nedenle de önemli:
Çünkü eğer "terör artıyor", "PKK terör örgütü" diye zırvalarsan, "son terörist kalana kadar savaş" dersin. "Barış"tan söz etmezsin. Gerçek durumu ayık kafayla görür ve "savaş şiddetleniyor" dersen, savaşı durdurmanın çaresini ararsın.
Bu bir savaş. Elbette "asimetrik" bir savaş.
Bir tarafta, tank birlikleri, hava kuvvetleri ve donanması olan bir ordu.
Diğer tarafta elinde en ağırı "uçak savar" olmak üzere, keleşli, mekaplı gerilla birliği.
Bunların arasındaki savaş, "klasik ordular savaşına" benzemez. Ordu, merkezi planlar yapar, önce düşmanı havadan bombardımanla yıpratır, sonra topçusuyla döver, ardından piyadeyi tank ve zırhlı eşliğinde alana sürer.
Gerilla ne yapar? Onu da ben anlatmayayım. Siz ajanslara bakın, gazete sayfalarını tarayın, ekranlardaki görüntüleri yorumlayın ve okuduğunuz "ne kadar terör olayı" lafları varsa hepsini aklınızda tutun, sonunda "demek ki gerilla da böyle yapıyormuş" deyin.
İncelediniz. Çok güzel. İyi de hiç KCK’nin ya da HPG’nin "düşman mevzilerimizi kalleşçe bombaladı" dediğini duydunuz mu, gördünüz mü, okudunuz mu?
Duyamazsınız, göremezsiniz, okuyamazsınız. Çünkü gerilla Türk ordusuyla savaştığını bilmektedir. Düşman saldırısında "ağır bir darbe" almış iseler, bunda kendi zaaflarını sorgularlar. Yani savaşın içindeki gerilla ordunun bombasından, topundan, tankından, mermisinden, mayınından şikayet etmez.
Ben adım gibi eminim ki, TSK’nın karargahlarında da gerilla saldırılarından dolayı, ağlayıp, zırlayıp, burnunu çeke çeke gerillaya lanet okuyan tek bir subay bile bulamazsınız. Gerillanın herhangi bir karakola karşı yönelttiği saldırı, onların da karargahlarında sadece "inceleme" konusu olur. Düşmanın hangi zayıflıklardan yararlandığını araştırırlar, savaşta gerilla taktiğinin üstünlüklerinden dersler alırlar. Düşünün bir general karargahta, "Hainler mevzilerimize daldılar, askerlerimi kalleşçe şehit ettiler" diye salya sümük ağlasa, harita başında bu çatışmayı inceleyen genç kurmay subaylar bu adama nasıl bir gözle bakarlar…
Elbette savaşın da kuralları vardır. Örneğin sivilleri hedef alamazsın. Sivilleri hedef alan kim olursa, onun o saldırısını mahkum etmek herkesin görevi olur. Savaşta yasaklanmış silahları kullanamazsın. Kimyasal, bakteriolojik kitle imha silahlarını kim kullanıyorsa onu mahkum etmelisin. Ve esirleri öldüremezsin, onlara işkence edemezin, onları aç bırakamazsın. Bunları yapanlar savaş suçu işlemiş olurlar.
Bunlar savaşın kurallarıdır. Bunun dışında "vay kalleşler bize pusu kurdu" diyen ister asker olsun, ister gerilla, beş para etmez. Pusuya düşmeyeceksin, bubi tuzağına basmayacaksın, mayına toslamayacaksın. Karakolun basılınca, polis noktan taranınca, ya da Kandil’deki mevzilerine birer tonluk kazan bombaları yağdırılınca "avuç dolusu tuz yiyeceksin, ama su içmeyeceksin", "kan tüküreceksin, ama kızılcık şerbeti içtim" diyeceksin. Savaş acımasızdır. Ya savaş yapmayacaksın, ya da mızmızlanmayacaksın.
AKP medyası "son zamanlarda artan terör olayları" derken, "milli düşmanına karşı şanlı ordusunun ve muazzam polisinin cihad bayrağı çektiğini, mukaddes bir savaş başlattığını" bile göğsünü yumruklayarak, naralar atarak, tüm Kürdistan silahlı güçlerine meydan okuyarak savunamıyor.
"Terör olayları artmışmış…"
Terör, merör yok. Savaş var ey andavallılar. Ordu gerillayla kendi yöntemleriyle savaşıyor, gerilla da orduyla kendi yöntemleriyle savaşıyor. Bunun adına da savaş deniyor.
Durdurabilirsek barış olacak.
Durduramazsak, bilin ki herkes için çok kötü olacak.
"Terörist beni dövdü" diye ağlaşmayı bırakın.
Ya savaşacaksanız savaşçı gibi savaşın, ya da barışacaksanız barışçı gibi barışın.