1000 ölümden sadece 3’ünde hayatını kaybeden kişilerin organları bağışlanabiliyor. Bunu doku uyumu vs gibi engeller takip ediyor. 

Dünyada milyonlarca kronik hasta her gün başka insanlarının bir anlamda felaketini bekleyerek hayatlarını sürdürmek zorunda. İngiltere’de organ nakline ihtiyaç duyanların üçte biri neredeyse iki sene beklemek zorunda. 10’da biri ise bu bekleme sürecinde hayatını kaybediyor. 

Dünyanın diğer ülkelerinde durum çok daha dramatik olabiliyor. Özellikle organ nakli konusunda bilincin zayıf olduğu ülkelerde hastalara adeta ölüme mahkum durumda. Bilim insanları uzun bir süreden bu yana bu soruna bir çözüm bulmaya çalışıyor. En popüler çözüm yolu ise insan organlarının başka canlıların vücutlarında yetiştirilerek nakledilmesi. 

Tokyo Üniversitesinden uzmanlar ilk defa başka bir fareye ait kök hücreleri bir sıçana naklederek bir pankreas geliştirmeyi başardı. Sıçandan alınan pankreas daha sonra diyabet hastası olan fareye nakledildi. Ve farenin hastalığının tamamen iyileştiği görüldü. Bu deneyle ilk defa bir canlının hastalığı başka bir canlıda yetiştirilen organın nakli ile iyileştirilmiş oldu. 

İnsanlar konusunda bilim insanları koyun ve domuzlarda yoğunlaşmış durumda. Çünkü tuhaftır ki bu hayvanların birçok organının boyutu insanların organlarına çok yakın. 

Bilim insanları yakın gelecekte insanın cildinden alınacak hücrelerden elde edilen kök hücreler kullanılarak başka canlıların içinde organların büyütüleceğini ifade ediyor.  Ama aslında en büyük sorun organın büyütülmesi değil. Çok daha meşakkatli bir sorun önümüzde duruyor: Dolaşım sistemi. 

Her ne kadar beyin, akciğer ve karaciğer gibi organlar son derece komplike olsalar da hepsi bir şekilde kopya edilebilir bir nitelik gösteriyor. Ama dolaşım sistemimiz bu organları öyle bir şekilde sarmış ki kopya edilmesi neredeyse imkansız. 

Bununla birlikte konunun etik boyutu da var. Embiryo halindeki canlılara insan hücrelerinin enjekte edilmesi ile organ elde edildiği için bu hayvanların doğduktan sonra bazı beyin hücrelerinin insan hücreleriyle aynı fonksiyonu gösterebileceğini düşünülüyor. Bu da organ yetiştirme işlemini komplike bir hale getiriyor. 

İnsanın kök hücresi vücuttaki tüm hücrelere dönüşme yeteneğine sahip. Bilim insanları şimdi kök hücrelerini beyin dokusu oluşturamayacak bir genetik modifikasyona uğratmaya çalışıyor. 



Cep telefonuyla KANSER TARAMASI


ABD’nin Stanford Üniversitesinden bir grup bilim insanı cilt kanseri taraması yapabileceğini öne sürdükleri bir cep telefonu yazılımı geliştirdi.  Araştırmalarının sonuçlarını Nature dergisinde yayınlayan uzmanlar cilt kanseri hastalarına ait 129 bin 450 fotoğrafı geliştirdikleri yapay zekaya tanıttı. Bu fotoğrafların içinde 2 binden fazla cilt kanserine ilişkin görüntüler bulunuyordu. Araştırma ekibi Google'nın görsel tanımlama algoritması sayesinde yapay zekaya iyi huylu ve kötü deri lezyonlarını öğretmeyi başardıklarını belirtti. Stanford Yapay Zeka Laboratuvarı'nda görevli Profesör Sebastian Thrun, araştırma kapsamında 21 dermatolojistle çalıştıklarını ve onların teşhisleriyle geliştirdikleri yapay zekanın teşhislerinin aynı olduğunu tespit ettiklerini açıkladı.  Projeye yaklaşımların o andan itibaren değiştiğini ifade eden Thrun, "Buna artık bir ders projesi gibi değil de insanlığa yararı dokunabilecek bir çalışma olarak yaklaşmaya başladık" ifadelerini kullandı. Algoritmanın geliştirilerek akıllı telefonlarda bile kullanılacak seviyeye gelebileceği belirtildi. Ancak araştırmacılar bunun yakın bir gelecekte yaşanmasının mümkün olmadığını söyledi.


Domatesin tadına ne oldu?


Özellikle bostandan domates yiyenler marketlerden alınan domateslerin tatsızlığını hemen fark eder. Bazı biyologlar doğduğu günden bu yana doğru düzgün domates tatmadan yaşayan insanlar olduğunu söylüyor. Peki domatesin tadının gerçekten nerede yetiştiğiyle ne kadar bağı var? Aslında pek bir bağı yok. Günümüzde marketlerde popüler olan domates türlerinin hemen hemen tümü daha fazla hasat veren türler. Bu türler daha fazla domates üretiyor ancak tatları daha az hasat veren türlere göre kötü. Tadı güzel olan domates türleri daha az ürün veriyor ve çok büyük oranda bu türler sürüngen domates bitkilerinden oluşuyor. Hemen hemen hiçbir büyük üretici bu türleri kullanmıyor. Çin Tarım Bilimleri Akademisinden Sanwen Huang’a göre de günümüzde çok üretilen domatesler su bombası gibi. Çok az domates tadı taşıyorlar ve çok etli değiller. Bundan hareket eden uzmanlar tadı güzel olan domates türlerinde, tada etki eden 33 ayrı faktörü belirledi. Bunun yanı sıra 250 kadar genetik mutasyon da domatesin tadının daha güzel olmasını sağlıyor. Bilim insanları bostan domateslerinin tadını genetik teknolojisiyle market domatesiyle buluşturmak için önümüzdeki dönemde çalışmaya başlayacak.


Evren düşünülenden çok daha hızlı genişliyor


Bilim insanlarının yaptığı yeni bir araştırmaya göre evrenin genişleme hızı düşünülenden çok daha fazla. Geçtiğimiz yüzyılda evrenin giderek artan bir hızda genişlediği keşfedilmişti. Ünlü astronom Edvin Hubble’ın adının verildiği genişleme hızı ise her bir megaparsec (3.26 milyon ışık yılı) için saniyede 66.9 kilometre olarak tespit edilmişti. Ancak Nobel ödüllü bilim insanı Adam Riess’in ekibi yaptığı araştırmalar sonucunda evrenin genişleme hızının her bir megaparsec için saniyede 71.9 kilometre olduğunu duyurdu. Riess’in ekibi ile Avrupa Uzay Ajansının ölçümleri arasındaki farkın nedeni konusunda henüz bir netlik yok. Her iki ekip de araştırma yöntemlerini karşılaştırarak bir sonuca varmayı umuyor. 


Ölümden sonra hayat devam ediyor

Tabii ki öbür dünyadan bahsetmiyoruz. Ölümden sonra insan vücudunda yaşanan bozunmayı inceleyen uzmanlar hücrelerin daha önce düşünülenden daha uzun varlıklarını korumaya çalıştığını tespit etti. Ölüm en basit tanımıyla vücudunda hücrelere yeterli oksijeni taşımamasının sonucu olarak değerlendirilir. Oksijen hücrelerin yaşamını sürdürmeleri, enerji üretimi ve vücudumuzdaki birçok kimyasal tepkime için en önemli maddedir. Oksijensiz kalan hücreler yavaş yavaş ölür.  Open Biology’nin geçtiğimiz sayısında yayınlanan makalede organizmaların ölümünün ardından bazı hücre türlerinin uzun süre hayatta kalma mücadelesi verdikleri ifade edildi. Makaleye göre ölümün ardından bazı hücreler DNAlarının bazı bölümlerini RNA’ya kopyalayarak genlerini taşımaya çalışıyor. Bu özellik normalde insan henüz ana karnında bir embriyoyken yaşanıyor. Bilim insanlarına göre ölümden sonra hücrelerin bu şekilde davranmalarının açıklaması basitçe bir hayat mücadelesi. 

Metal hidrojen YAPILDI

Hidrojen dünyamızda katı formda bulunmuyor. Harvard Üniversitesi’nden uzmanlar tarihte ilk defa laboratuvarda metal Hidrojen elde etmeyi başardı. 

1935 yılında bilim insanları Eugene Wignet ve Hillard Bell Huntington, 25 gigapascal basınç altında hidrojenin metal haline geçeceğini öngörmüşlerdi. Bu savın o dönemde ispatlanması mümkün değildi. Zira 25 gigapascal basınç dünya üzerindeki okyanusların en derin noktası olan Mariana Çukuru’ndaki basıncın 200 katından fazla bir basıncı ifade ediyordu. 

Kısa bir süre önce yapılan araştırmalarda ise hidrojen için karbonu elmasa çevirme işleminin benzerinin yapılması durumunda gerekli basıncın 400 ila 500 gigapascal olduğu düşünülüyordu. Harvard’daki bilim insanları bu deneyi tam 495 gigapascal basınçta gerçekleştirdi ve başarılı oldu. (Dünyanın merkezindeki basıncın yaklaşık 360 gigapascal olduğu düşünülüyor) Metal formdaki hidrojen düşük basınçlarda saydam gözükürken deneyin sonunda siyahlaştı. Bilim insanları elde edilen cisimin parlak olduğunu ancak sıvı mı yoksa katı mı olduğu konusunda net bir tespitlerinin olmadığını ifade ediyor. 

Neden üretilmeye çalışılıyor?

Bilim insanları basınç ile elde edilecek olan hidrojen metalin süperiletken olacağını ve bir kere elde edilmesi durumunda normal basınçlı ortamlarda da katı varlığını koruyacağını düşünüyor. Yani eğer tahminler doğru ise gelecekte hidrojen kablolar bakır kabloların yerini alabilir.  Yine hidrojen metalin çok güçlü bir enerji kaynağı olduğu düşünülüyor. Bu yakıtın uzay seyahatlerinde kullanılabileceği ifade ediliyor. 


HAZIRLAYAN: Doğan Barış ABBASOÐLU / abbasogludogan@hotmail.com