Özgecan Aslan’ın katledilmesi ardından Türkiye ve Kürdistan’da kadınlar, belki de ilk kez bu denli kitlesel olarak sokağa döküldü; kadına yönelik şiddetle mücadelede sesini yükseltti. Özgecan Aslan cinayetini ve katliama karşı tepkileri değerlendiren KJK Koordinasyon Üyesi Leyla Wan, kadınların eylemlerini önemli bir direniş olarak değerlendirdi. Ancak bbu mücadelenin sadece eylemlerle sınırlı kalmamasını yaşamın her alanında egemen erkek kültüründen hesap sorma tutumunun önemine işaret etti. Leyla Wan, ANF’den Beritan Sarya’nın sorularını cevapladı. 


Özgecan Aslan’ın katledilmesiyle birlikte kadınlar tepkilerini sokaklara taşıyarak, “Kadın cinayetleri politiktir” pankartını açtılar.  Kadınlar ilk kez bu kadar açık ve yaygın bir biçimde sosyal medya üzerinden erkeklerin kendilerine yaşattıkları şiddeti anlattılar. Siz bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Özgecan Aslan şahsında katledilen tüm kadınları, bu katliamcı zihniyet ve yapılanmalardan hesap sorma tutumuyla kadınlık onurumla anıyor, zamana ve kategorilere mahkum olmadan kadınlık adına ve kadınlıkta insanlık adına güçlü bir mücadele iradesi ortaya koyan tüm eylemlilikleri selamlıyorum.

Ne yazık ki günümüz dünyasında kadın katliamları özünden ve hızından hiçbir şey kaybetmeden devam etmektedir. Dünyanın dört bir yanında egemen erkek zihniyeti ve ona dayalı yapılanmalarla kadınlar ölüm cenderesine kıstırılmışlardır. Kadınlara yönelik şiddetin açık bir göstergesi olarak gelişen tecavüz de devlet sınırlarını ve kültürlerini aşmaktadır, yani evrenseldir. Egemen erkek için kadın o kadar ‘özeldir’ ki, her gün, her an kadınlara binbir çeşit ölümü yaşatıyor. O kadar özeldir ki, bütün bedeni, cinselliği ve ruhuna gemler takılmış, egemen ağlarla kuşatılmıştır. Ve her gün yüzlerce kadın sesli ya da sessiz ayrılıyor aramızdan. Dünya bu insanlık trajedisine halen ‘dur’ diyemiyor.

Milyonlarca kadın meydanlara aktıysa işte bu çürüyen insanlık vicdanının sesini yükseltmek içindir. Kadınlar meydanlarda insanlığın kaybolan vicdanını arıyor, ona bu acıları, zorlukları yaşatandan hesap soruyor. Bu bağlamda bakıldığında ortaya konulan örgütlü tepki önemlidir. ‘Yasta değil isyandayız’, yine ‘Kadın yaşamdır, yaşamı öldürme’ pankartları  ve dile gelen öfke, tepki, tutum kadınların yaralı ve yaslı yüreklerinden kopup gelen sözler, çığlıklar her biri direnişin ifadesidir. Her kadın yaşamının bir zamanında mutlaka egemen erkek tacizine, tecavüzüne maruz kalmıştır. Yılların kanayan bir yarası olarak yaşanan bu acılar kadın bilinçlenmesi, aydınlanması ve mücadelesiyle bugün açık tartışılır hale geldi. Özgecan buna vesile oldu. Kadınlar yaşadıkları bu çirkin yönelimleri, saldırıları açık paylaşma gücünden ve güveninden yoksundular. Asıl utanması gereken tecavüzcü, tacizci ve katil erkek, onu inşa eden ve geliştiren toplumsal cinsiyetçilik olmasına rağmen utanan kadındı. İşte egemen erkek zihniyeti bir de böylesine aşağılık, rezil bir zihniyettir.

Bilinçlenen, örgütlenen kadınlar şimdi tüm  ataerkil zihniyetiyle oluşan değerleri alaşağı ediyor. Bunlar tabii ki anlamlıdır. Ancak hepimiz şunu çok iyi biliyoruz ki, yaşanan cinayetleri kınamak, haykırmak, yazmak, konuşmak sadece çözüm getirmiyor. Önemli olan bu direniş mücadelesini yaşamın her alanında yaygınlaştırmak, yaşamın her alanında egemen erkek kültüründen hesap sorma tutumu içinde olmaktır.

 

KJK olarak kadına yönelik her türlü şiddeti ‘tecavüz kültürünün’ bir ürünü olarak değerlendirdiniz. Özgecan Aslan’ın katledilmesinin de bu kültürden kaynaklandığını söylediniz. Tecavüz kültürü derken neyi kastediyorsunuz?

Bildiğiniz gibi, kadın ve erkeğin cinsiyet farkları ve özelliklerinin cinsiyetçilik zihniyeti ve toplumsal cinsiyetçilik rolleri temelinde şekil almaya başlaması, toplumsal birikime erkeğin iktidar ilişkileri kurarak el koyması ile başlar. Bu el koyma yani gasp etme tecavüz kültürün başlangıcıdır. Neden kültür diyoruz? Çünkü toplumsal cinsiyet rolünün, toplumsal cinsiyetçilik rollerine dönüşümünün bir diğer adı egemen erkek iktidarının doğuşudur. Erkek iktidarının gelişimi de bildiğiniz gibi kadın şahsından topluma karşı verilen savaşla başlatılmıştır. Kadın şahsında bir toplum kırımı gerçekleştirilmiştir. Kadını önce iktidar altına alma, güçten düşürme, özel mülkiyet haline getirme temelinde gelişen egemen zihniyetin kendisi bir tecavüz zihniyetidir. Tecavüz de kelime olarak zorla el koyma, gasp etme, sahip olma anlamlarını taşımaktadır.

Egemen erkek iktidarı kadına zorla sahip olma, el koyma, mülkleştirme ile tecavüz kültürünü geliştirmiştir. Bu kültür kadın inkârı yani toplumun inkârı üzerinden geliştiriliyor. Zorla, şiddetle, savaşla, talanla, egemenlikle erkek cinsinin hâkimiyet kültürü yani tecavüz kültürü gelişiyor, bu daha sonra mitoloji, din, felsefe ve bilim üzerinden kendisini kurumsallaştırarak, yaygınlaştırıyor. Yani böylelikle bir kültür haline geliyor.

Beş bin yıllık tarihsel gelişim içinde biçim ve şekil alan tüm maddi ve manevi değerlerin yaratılması ve onların sonraki nesillere aktarılmasında kullanılan tüm araçların erkek aklının bir ürünü olduğunu biliyoruz. Erkek egemen zihniyetin buna bir insanın doğal ve toplumsal çevresine egemen olmasını eklediğimizde, tecavüz kültürü kendiliğinden anlaşılmaktadır. O nedenle beş bin yıllık gasıp, zor ve el koymayı tecavüz kültürü olarak kabul etmek, kadın özgürlüğü ve kurtuluşu açısından temel mücadele gerekçemizdir.

Önemli olan tecavüz kültürünün zihniyet boyutunda çözümlenmesi ve aşılması açısından güçlü bir mücadele duruşu içinde olunmasıdır. Bu bilinçle yaklaşılması ve bunun bir yaşam anlayışına dönüştürülmesi temel bir özgürlük adımıdır. Biz kadınlar açısından önemli olan bu adımı atmak ve bu adımları çoğaltarak yürümektedir.

 

Kadına yönelik şiddet, kadın katliamları AKP iktidarı döneminde çok ciddi bir artış gösterdi. Bu artışın arka planında ne var? Kadın katliamlarının temel sorumlusu olarak AKP işaret edilebilir mi?

AKP hükümeti on iki yıllık iktidarı boyunca geliştirdiği tüm politikaları ile toplumsal cinsiyetçiliği büyütüp, yaygınlaştırmıştır. Bu nedenle sayısız kadın cinayetleri, katliamları gelişmiştir. Özgecan bunlardan birisidir. Ne ilktir ne de son... Kadına yaşam hakkı tanımayan bu tecavüzcü zihniyetten yaşamınızın her anında hesap sorma tutumu içinde olmalıyız. AKP kadınlar şahsında toplumun tüm değer yargılarına karşı bir savaş yürütmüştür. Kadın karşıtı politikaları ile toplum karşıtlığını geliştirmiştir. Kadın düşmanlığını geliştirerek yaşamın her alanında buna teşvik eden politikaların sahibi olmuştur. ‘ Kadınlara uzanan eller kırılacak’ sözünü meydanlarda yükselterek dillendiren AKP yetkilileri her gün alanlarda özgürlük, demokrasi mücadelesi yürüten kadınlara, halklara her türlü çirkin yönelim, saldırı içinde olmaktadır. AKP’nin zindanlarında binlerce kadın tutsak bulunmaktadır. Her gün polis, baba, eş-sevgili, devlet şiddetine maruz kalan yüzlerce kadın vardır ve bunları koruyan, kollayan da AKP’nin kendisidir. 

AKP hükümetinin faşizan-militarist, cinsiyetçi yaklaşımları sonucu kadına yönelik şiddet on iki yıllık iktidarı boyunca çoğalarak süreklilik kazanmıştır. Yine kadın katliamları bu zemin üzerinden artmıştır.

AKP yargısı, polisi, savcısı, bakanıyla bu katliamları meşrulaştırıyor.

‘Kadın dekolte giydiği için erkek tahrik olmuştur’ diyen ve tecavüze uğrayan kadının tecavüz eden erkekle evlendirilmesi kararını alan bu zihniyet ve ona dayalı gelişen yapılanmalara damgasını vuran tecavüz zihniyeti, kültürüdür.  “Kadın kahkaha atmamalı”, “dans etmemeli”, “kadın sadece ve sadece anne olmalı” diyen, kadına bunun dışında herhangi bir statü tanımayan AKP zihniyeti kadını katleden, katline ferman çıkaran politikalara sahiptir. Kadın ve erkek asla eşit olamayacağını söyleyerek, erkekliği kendi şahsında şahlandıran Erdoğan, Özgecan için yaptığı açıklamada da kadınlara yine hakaret etti. Türkiye ve Kürdistanlı kadınlar, kadınlık ve kadın onuru adına bir daha Erdoğan’a kadın konusunda söz söyletmemelidir. Bu zihniyetten sadece hesap sorulur. Erdoğan’ın kadına dair söyleyeceği bir söz varsa o da hesap verme temelinde olmalıdır.


KJK olarak Özgecan Aslan’ın katledilmesinin ardından yayımladığınız mesajda kadınlara öz savunma çağrısı yaptınız. Öz savunma nedir, kadınlar açısından nasıl bir anlam ifade eder?

 Egemen erkek sisteminin tüm saldırı ve varlığını yok etme biçimlerine karşı, kadının demokratik sistem kuruluşunu ve cins mücadelesini süreklileştirmek temel öz savunma biçimi olmaktadır. Ancak, sistem kuruluşu içinde öz savunmayı temel örgütlenme modeli olarak yapılandırmak zorunlu olmaktadır.

Kadın katliamlarının ve kadına yönelik şiddetin bir soykırım olarak tarif edildiği bir egemen erkek saldırısı altındayız ve kadın yaşamı her an tehdit altındadır. Egemen erkeği kişilik ve değer yargıları düzeyinde ikna edecek, geriletecek fiziksel-eylemsel müdahale biçimlerini geliştirecek bir öz savunma örgütlenmesine gitmek kadın öz savunma tarzıdır. Evde, mahallede, iş yerinde, her an yanı başında gelişecek erkek saldırısını kadınların öz savunma ile karşılaması,  erkeklerin geri çekilmesine yol açacaktır. Toplumun direkt öz savunma pozisyonunda olması ve etkin eylem tavırlarını geliştirmesi en sonuç alıcı kendini koruma yöntemidir.

Köy, mahalle, kent kadın meclislerini öz savunma birimleri temelinde yapılandırmak ve ağır şiddet olaylarına dönük fiziksel cezalandırma yapacak daha gizli birimleşmelere gitmek elzemdir. Bu tehdidi kadının güvenliğini devletten beklemek yerine kadının öz gücünü örgütleyerek aşabiliriz.

Erkek terörünün ürünü olan DAİŞ’e karşı YPJ öncülüğünde gelişen direniş böylesine köklü bir öz savunma bilinci, örgütlülüğü üzerinden gelişmektedir. YPJ direnişi sadece Kürdistan’da değil, bölgede ve dünyada tüm kadınları etkilemiş, onlara yeni mücadele ruhu, azmi ve kararlılığı aşılamıştır. Yeni Özgecanların katledilmesini önlemek için kadınlar olarak öz savunma anlayışıyla örgütlenerek yaşamın her alanında tecavüz zihniyetinden, kültüründen hesap sorma tutumu içinde olmalıyız. Kendi varlığımıza ve geleceğimize ancak bu şekilde sahip çıkabiliriz.


ANF/BEHDINAN