Türkiye yeni bir dönemeçte. Bu yeni yapılanmada Kürt halkının örgütlenmesi ve sistemin şekillenmesinde alacağı rol önemli. Osmanlı dağıldığında ve Ortadoğu yeniden yapılandığında Kürt halkı örgütlenemedi ve kaderi başkalarının elinde kaldı. Sonucu da günümüze kadar yıkım, katliam ve asimilasyon oldu. Bugün yine Ortadoğu ve Türkiye yeni bir değişim ve yapılanma sürecinden geçiyor.

Türkiye’yi değişime ve yeniden yapılanmaya zorlayan ve buna yol açan, öncülük eden de Kürt halkının tarihsel direnişidir. Uzun yıllar Türkiye’yi yönetenler Kürt halkının direnişini kırmak için bütün yol ve yöntemleri denediler. Herşeye rağmen Kürt halkının direnişini kıramadılar. Kürtler Ortadoğu’da giderek yükselen bir güç olmayı sürdürdüler. Rojava’nın devreye girmesiyle bu yükseliş bir sıçrama yaptı.
Ortadoğu ‘Arap Baharı’ adı verilen bir hareketlenme ve arayış döneminde. Taşlar daha yerine oturmasa da artık işlerin eskisi gibi gitmeyeceği görüldü. Suriye ateş çemberinde. Yeniden şekillenmesi kaçınılmaz. Bilim, teknik ve iletişimdeki gelişmeler ve toplumsal hareketlenmeler birbirlerini tamamlıyor.
Başkan Abdullah Öcalan kuruluşundan beri bu harekete önderlik etti. Başından beri vizyonu Kürdistan’ın özgürlüğü ve Ortadoğu’nun birliği üzerineydi. İdeolojik olarak her zaman iddialı bir liderliği temsil etti. Dar, yerel bir kurtuluş savaşını, devrimi esas almadı. Bölgesel ve evrensel yanlarını hep gözetti. Bugün de tezini özgür Kürdistan, federal Ortadoğu biçiminde formüle etmektedir. Halkların özgürlüğüne ve gönüllü birliğine dayalı konfederal bir sistemi savunuyor.
Kürdistan demokratik kurtuluş mücadelesi farklı bir merhaleye geldi. Kürt olgusu sitem tarafından artık gizlenemez ve inkar edilemez durumda. Tüm hile ve komplo yöntemleri, psikolojik savaş yolları da denendi. Sonuç olarak hepsi boşa çıkarıldı. Askeri, psikolojik, yasal, yasadışı tüm yollar boşa çıkarıldı. Gelinen noktada devleti yönetenler silahlı savaşı durdurmaya ve Kürtlerin haklarını konuşmaya razı oldular. Sayın Öcalan bu sürece de önderlik etmeye ve yön vermeye devam etmektedir.
Kürdistan’daki muazzam direniş güçlü bir insan kaynağı da açığa çıkardı. Binlerce insan politika ve örgütlenme alanında çalıştı ve deneyim kazandı. Ciddi eğitim ve örgütlenme eksiği olsa da bu potansiyel küçümsenemez. Devleti yönetenler de bunu bildiği için 1999 belediye seçimlerinden bu yana onbine yakın kadro ve çalışanı tutaklayıp rehin olarak elinde tutmaya çalıştı. Gelinen noktada bu insanları içeride tutma imkanı ve gereği de kalmadı. Dolayısıyla tahliyeler giderek hız kazanacak. Zaten tutuklanmalar tamamen siyasi nedenlerleydi, siyasi ihtiyaçlardan kaynaklıydı. Bu koşullar değiştiğine göre artık rehin tutmaya da ihtiyaç kalmadı. Ayrıca verilecek cezaları da tutuklu süreleri uzatıldığı için fazlasıyla yatmış da oldular.
Legal alandaki binlerce kadro ve çalışanı düzenli bir eğitime alma imkanı olmuyordu. Yoğun pratik, iş ve aile sorunları, koşturmalar, günleri, yılları yutuyordu. Önderliğin ısrarlı uyarıları, akademikler oluşturma ve eğitime yöneltme çabaları pek de sonuç vermiyordu. Ancak devlet yetkilileri Kürtlerin bu sorununu çözmelerinde onlara iyi bir ortam sundu. Bu ortam doğal ki, hapishane ortamıydı. Bu da garip bir ironi. Ezmek, tasfiye etmek ve zayıf düşürmek için yapılan eylemler bazen onun tersine de sonuçlar veriyor. Kürtlerle devletin bu kapışması ve her alanda karşı karşıya gelmeleri farklı sonuçları hep ortaya çıkardı.
Zindanlar 1980’ler öncesinden günümüze kadar hep Kürtleri ağırladı. Hiç boş kalmadı. Onbinlerce insan buralardan geçti. Zindanlar hep direniş, hesaplaşma, eğitim ve örgütlenme alanları olmaya devam ettiler. Son yıllarda ise KCK operasyonları nedeniyle hapishaneler en fazla Kürt’ü barındırır oldu.
Dışarıda okuyamayan, eğitime zaman bulamayan veya eğitime gelmeyenler hapishanede eğitim için yeterince zaman buldu. İşten, pratikten koptuğu için okumaya, tartışmaya bol bol zaman buldular. Hapishanede kendisini kandırmayan, bunalım takılmayan her insan kendisini bir üniversite bitirirecek kadar eğitebilir. Bizim kurum olarak yapamadığımızı devlet kendi eliyle yapmış oldu. Binlerce insan yıllardır şöyle veya böyle okudu, kendisini eğitti. Daha birikimli olarak dışarı çıkıyorlar.
Çıktıkları koşullar da çok iyi. Herhangi bir yılgınlık, yenilgi psikolojisi yok. Tam tersine direnişin ve politik hamlelerinin sonucu olarak bunu sağladılar. Ayrıca legal alanda çalışma imkanları daha da artmış durumda. Daha itibarlılar ve halk desteği artmıştır. Silahlı güçler yerine silahsız güçler eliyle daha çok mücadele sürdürülecek ve yükseltilecektir. Bir ordu kadar eğitilmiş ve daha olgunlaşmış bir kadro dışarı çıkmaktadır. Artık kimsenin insan yok, eğitim az vb deme gerekçesi de kalmamaktadır.
Bütün sorun bu büyük kadro potansiyelinin kendisini hızla mücadeleye adapte etmesi, boş yere, boş işlerle zaman harcamamasıdır. Kurum yöneticilerinin hızla bu arkadaşlarla tartışarak hepsini çalışmalar katması ve örgütleri hızla yeniden yapılandırarak sürece daha aktif müdahale etmelidirler. Tarihsel bir dönemeçten geçtiğimize inanıyorsak, normal, olağan bir yaşam ve çalışmayla yetinemeyiz. Çatışmasızlık ortamının getirdiği rahata ve rehavete karşı duyarlı ve ayık durmalıyız. Yükselen iyimserliği ve umudu ancak örgütlü mücadele ile ayakta tutabilir ve başarıyla sonuçlandırabiliriz. Unutmayalım, tarihin eli ensemizde.