Bu coğrafyada binlerce yıldır yaşayan ve insanlığın kök hücresi durumundaki halklar, kapitalist modernist güçler tarafından yok sayıldılar. Bu devletler, “Ne kadar başkalışıma uğratır, kendimize ne kadar çok benzetirsek, o kadar sonuç alırız” düşüncesine sahip olsalar da, tarihte direnişle anılan Mezopotamya’nın kadim halkları, inkarcı tarih anlayışını bedel ödeyerek parçaladılar. 

Tarihte görüldüğü gibi, bu hegemonik güçler halkları köleleştirerek, nesneleştirerek liberalizmin milliyetçi ulus devlet zihniyetiyle zehirleyerek ve kapitalist sistem çarkının bir dişlisi haline getirerek yönetmek istediler. Tüm bu hile ve zorbalığa rağmen, toplumsal hafızada yer edinen eşit ve özgür yaşamı yok edemediler. Çünkü kapitalist modernitenin insanı nesneleştiren bireyci yaşamına karşı, özgür ve komünal yaşam her daim halkların umudu olmaya devam etti. 

Kadının emeği ve bilinciyle örülen bu komünal ve özgür yaşamı kapitalist modernitenin bireyci yaşamı karşısında yaşamın her alanında büyütür ve pratikleştirirsek, zincire vurulan bu yaşam halkların yüreğinde fethi zor bir ortama dönüşecektir. Bunu yapmaya güç ve yeteneğimiz vardır. Biz ezilen halkların bireyleri olarak kapitalist sistemin zihnimize empoze ettiği tekçi, bireyci zihniyeti, hücrelerimize kanser hücresi gibi sirayet eden alışkanlıkları bedenimizden söküp atar ve modernizm adı altında içi boşaltılmış teorilerin neye ve kime hizmet ettiğinin bilincine varırsak, güç getiremeyeceğimiz hiçbir şey olamaz. 

Bunun en canlı örneği Kuzey Kürdistan ve Rojava Kürdistan kantonlarında halkların kolektif emeğiyle hayat bulan eşit, özgür komünal yaşamdır. AKP’nin tüm çabalarına, faşist DAİŞ çetelerinin saldırılarına rağmen Rojava kantonlarında eşit, özgür ve çoğulcu komünal yaşam, çölün ortasında bir vaha gibi durmaktadır. Belirtilen somut örnekte de görüldüğü gibi, bu ideoloji ve felsefenin yaratıcısı Reber Apo’nun paradigmasını hayata geçiren gençler, kadınlar ve tüm etnik ve inanç grupları omuz omuza vererek, geleceğe dair olan hayallerimizin ilk adımlarını bugünden atmış bulunuyorlar. 

Özellikle direnişle birlikte komünalist yaşamın nasıl örüleceğini, ölümü yaşam kadar seven genç komünalist yoldaşlarımız bize öğretti. “Mezar taşıma halkına borçludur yazın” diyen M. Hayri Durmuşlar, “Keşke canımdan başka vereceğim bir şeyim olsaydı” diyen Zilanların bıraktığı direniş mirası, burada somutlaşmakta. Tarih bugün kapitalist modernitenin karıncalaştırdığı, ufalttığı insanları değil, insanlığı büyüten iyi ve güzel olan değerleri sırtlayan insanların olduğunu yazmaktadır. 

Bu özgür ve yeni yaşama inanan insanların bakışlarına sirayet eden umut, Gever’de, Lice’de, Cizre’de ve Rojava’da mücadele yürüten genç kadın ve erkeklerin gülümseyen yüzünde hayat buluyor. Daha fazla büyümek istiyorsak, özgürlüğümüzün sınırı örgütlediğimiz insanların sınırı kadar olduğu bilinciyle örgütlülüğümüz özgürlüğümüzdür, demeliyiz. Reber Apo’nun şu cümlesi nasıl davranmamız ve nasıl yaşamamız gerektiğini emrediyor: “Politikanın doğasında özgürlük vardır. Politikleşen toplum ve uluslar, özgürleşen toplum ve uluslardır.”


Antep H Tipi Cezaevi