Ortadoğu bataklığında Türk’ün Fethi!

Forum Haberleri —

24 Temmuz 2020 Cuma - 15:13

  • Son gelişmeler bölgede savaşın derinleşeceğini gösteriyor. Türkiye ve İran’ın önü alınmazsa bölgesel savaş kaçınılmaz. İslami çetelerle yürütülen vekâlet savaşları artık devletlerce yürütülecek aşamaya geldi. Libya’da Türkiye ve Mısır, Kafkaslarda Ermenistan ve Azerbaycan bunun ilk işaretidir. Taktik savaşlar yerini stratejik savaşlara bırakıyor.

ALİ AKTAŞ

Türk devleti beklendiği gibi Libya’da duvara tosladı. Heftanin’de de öyle. Mısır’la savaşı göze alırsa intihar olur, almazsa Libya’dan çıkması gerekecek. Ayasofya’yı cami yapmasıysa başarı değil, bir kışkırtma ve acizliktir. Libya ve Heftanin’de yaşadığı çıkmazı başka bir çıkmazla aşmaktır, tutmaz. Bu fetihçilik oyunu içerde bile tutmaz. Zira Türkiye’nin tek başına bir yeri fethedecek gücü yok. Bunu herkes bilir. İt ürür kervan yürür misali dikkat edilirse Hıristiyan dünyası bu fetih oyununu pek ciddiye almadı.

İstanbul, Ayasofya ve Anadolu’yu yeniden fethetmek, Irak, Suriye, Libya ve Akdeniz’de fethe çıkmakla Erdoğan-Bahçeli ve Ergenekon rejimi Türkiye’yi felakete sürüklüyor. Bu suçu CHP de işliyor. CHP, İttihat Terakki ruhunun ikizi olmuş. Eğer Türk akli salimler bu felaketi durdurmazsa ayni İttihat Terakki dönemi gibi ağır bedel ödenecek.

HDP, savunma ve sanat camiasının bu yönlü çabası olumludur ama tek başına yetmez. Kürtler bu felaketi engellemek için çok bedel ödüyor. Demokratik-duyarlı Türk kesiminin de risk alması lazım. Bu rejim mutlaka devrilmeli. Zira ajanlık, işbirlikçilik, baskı ve yıkım dışında Türklere verecek bir verimi kalmadı. İttihat Terakkiciler iktidar için Osmanlı’yı yıktı, siyasi İslamcılar da Türk ulus devletini yıkacak.

Dikkat edilirse küresel aktörler Türk rejimiyle top oynar gibi oynuyor. Çıkarları için istedikleri ülkeye sokup istedikleri yarayı kanatıyor. Beyaz-Yeşil Türk ise buna “fetih” diyor. Herkesi taşıyan eşek kendini at sırtında koşturan süvari sanıyor. Bu fatih hevesi Vahdettin’i Londra’ya kazıkladı, Erdoğan’ı da her hal bir Yunan adasına kazıklayacak.

Türklerin İslami çetelerle dansı Trump’ı bile sıkıyor. Suç her gün ağırlaşıyor. Arap dünyası bile dışlamışken Türk devletinin Kürt katliamı ve Osmanlı hevesi için işbirliği çetelerle yapması bölgesel ve küresel dünyanın tahammül sınırlarını aşıyor. İhvan, DAİŞ, El-Kaide ve Hizbullah artıkları bölgede artık mevtadır. Bunları yaşatmakta ısrar edenler mutlaka dara çekilecek.    

Kürt sorunu ve çağdışı iktidarları için Türkiye ve İran Kırgızistan’dan Fas’a dek bölgeyi savaşa zorluyor. Son gelişmeler artık yerel ve küresel çaptaki çok başlı savaşın iç içe yaşanan bir bölge-dünya savaşı olduğunu gösteriyor. I. Dünya Savaşına giden yol da böyle döşendi. Yerel başlayıp küresel bitti. Bir kez daha görülüyor ki Avrupa ve hatta küresel dünya Ortadoğulu’dur. Dönüşür, çatışır ama Kopamaz. Kök ile uç, beden ile baş gibiler. Zira Avrupa merkezi uygarlık ve tek tanrılı dinler sistemi ile ulus devlet ve kapitalist uygarlık modeli de bölge merkezi uygarlık sisteminin devamıdır. Uç çıkmaza girince köke dönüp çözüm arıyor ama yöntemi yanlış. Ayni hegemonya ve ayni formülle olmuyor.

Bölge ve Avrupa’nın tarihi irdelendiğinde bu çatışmalarda öne çıkanın hep merkez-çevre çelişkisi olduğu görülür sınıf çelişkisi ise talidir. Ama bugüne dek gelişen genellikle merkezi uygarlık olmuş. Muhalefet eden tek tanrılı dinler ve ezilen sınıflarsa, reel sosyalizmin çöküşünde de görüldüğü gibi sonuçta merkezi uygarlık-iktidar sistemine dönüşmüştür.

Bu sistemi 19. yüzyılda ulus devletle tamlayan İngiltere küresel çıkarları için iki iş yaptı. Önce engel olan imparatorları yıktı sonra Ekim Devrimi’yle de açığa çıkan ve ortaçağdan beri gelişen demokratik uluslaşmayı engelledi. İşte yetmiş yıl sonra da olsa reel sosyalist çıkış çöktü.

I. Dünya Savaşında Alman hegemonyasını yenip Osmanlı’yı dağıtınca Fas’tan Çin’e dek Türkiye, İran ve Hindistan da dahil yirmi ikisi Arap olmak üzere onlarca ajan-işbirlikçi ulus devlet kurup yönetti. Bunların en kabadayısı olan Türk devleti ise hep Osmanlıyı hayal etti.

Bu çizgiyi II. Dünya Savaşı sonrası ABD devraldı. Ama SSCB-Doğu Blok’u dağılınca bölge dizaynı kaçınılmaz oldu. Zira I. Ve II. Dünya Savaşıyla kurulan düzen çökmüştü. Böyle olunca ABD hem İsrail’in güvenliğini sağlamak hem de bölgeyi tekrar düzenlemek için Körfez savaşıyla müdahale etti. Bu savaş hala sürüyor ve biteceği meçhul. Kısaca bölgeden çıkmayıp daha da yerleşecekler.

Bunun nedenleri var. Bir, kapitalizm sürdükçe küresel güçler bölgeden çıkmaz. İki, böl-yönet politikası sürer. Ulus devletler artar ama demokrasi karşıtları aşılır. Üç, ulus devlet + demokrasi modeli kısmen gelişebilir. Dört, İsrail’in güvenliği temel alınacak. Beş, bölgede küresel egemen güçler uzlaşmadan savaş bitmez.

Bu uzlaşma esasen İsrail ve biraz da Kürt eksenli olacak. Zira İsrail küresel hegemonyanın bölgesel çekirdeğidir, asla harcatmazlar. İsrail’in hegemonyasına direnen ulus devleti yıkıp dizayn edecekler. Bunu yaparken Kürtleri de dikkate almaları zorunludur. Zira Kürtler artık bölgesel bir güçtür ve özgürleşmeyse bölgenin barış ve demokrasiye ulaşmayacağını biliyor ve görüyorlar.

İşte Kürtlerin güçlenmesi ve bölgede statüko kazanıyor olması Türkiye ve İran’ı çok rahatsız ediyor. Bu amaçla tüm güçleriyle engellemek istiyorlar. Türkiye bu amaçla Suriye ve Irak’ı işgal etmeği bile göze almış. Yanına aldığı İslami çetelerle artık herkesi bölgesel savaşla tehdit ediyor. Şimdi de bu çeteleri Azerbaycan’a yolluyor. İşin içinde ABD bile olsa Türkiye’yi yakar. Rusya’yı zorlayıp kışkırtmak ki Ayasofya’da da bu var, Türkiye’yi aşar. ABD, PKK-Heftanin tavizi karşılığında Türkiye’yi İdlib, Libya ve Azerbaycan’da Rusya’nın ateşine atıyor. Türkler buna ‘fetih’ diyor ama çöküştür.

Fakat savaşın Kafkaslara taşınması Balkanları ve Rusya’ya taşınması da Avrupa’yı ateşler. Bu Fas’tan Kırgızistan’a kadar yayılan bölgesel savaşın giderek küreselleşmesi olur. Çıkacak bir bölgesel veya küresel savaşta ise birçok nedenle Türkiye ve İran kaybeder. Irak ve Suriye’ye baksalar görürler.

Tabi savaşlar bölgeyi felç ederken halklar için de önemli gelişmeler var. Kürtler öncülüğünde bölge halkları ve demokratik güçlerinin sürece müdahale imkânları artmış. Irak ve Suriye’de Kürtlerin yakaladığı devrimsel güç bölge halklarının demokratik uluslar birliği projesini mümkün kılabilir. Türk işgaline karşı özellikle Kürt-Arap dostluk ve ittifakı gelişebilir. Heftanin direnişi buna evirilebilir.

Türk devleti ABD ve Rusya arasında kapmacayla belki bir süre daha taşeronluk yapabilir ama oldukça gözü karadır. Ermenistan ve Yunanistan’a bulaşmakla son hatayı yapmış olacak. Anadolu’yu tutmanın yolu Kürdistan’dan geçiyorsa, kaybetmenin yoluda Yunanistan ve Ermenistan’dan geçiyor. Türkiye bölgedeki durumu yanlış okuyor. Bölgede hala geçerli olan İngiliz çizgisidir. Bölgedeki değişim Türk devletine Osmanlı’yı- Misak-ı Milli’yi sunmuyor, aksine Kürtlerle barışmayı ve demokratikleşmeyi dayatıyor. Aksisi bölünme, küçülme ve hatta dağılmadır. Rojava Devriminin 9. yılında Türkiye yurtseverleri, demokratları bu gerçekleri görüp bu murdar rejimi devirmek için harekete geçmeli ve Kürtlerle omuz omuza mücadele etmelidir. Yarın geç olacak.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.