Bir aydır Kürtler ve dostları Öcalan’dan haber alabilmek için eylemdeler. Süre uzadıkça eylemlerin dozajında da bir artış görülüyor. Yine Kürt kadınları ve gençleri başta olmak üzere bir çok kurum ve örgütten de sert açıklamalar geliyor. Ancak halen Erdoğan-AKP hükümetinden bir açıklama yok. Böyle devam ederse tablonun nasıl bir hal alacağını kestirmek zor değil.
Öcalan’ın özgürlüğü ve güvenliği sorunu artık sadece Kürtlerin gündeminde değil. Başta Kuzey Suriye halkları olmak üzere bir çok Ortadoğu halkının da gündeminde.
Geçen gün Mimbicliler ‘Öcalan bu topraklara insanlık tohumları ekti’ diyerek Minbic zaferini Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a armağan ettiklerini açıkladı.
Daha iki ay öncesine kadar belki de Öcalan ismini hiç duymamış, duymuşsa da ilgilenmemiş, ilgilenmişse de muhtemelen ‘terörist bir örgütün lideri’ olarak tanımışlardı. Ancak bu günlerde özgürleştirilen köylerden, mahallerden başta kadınlar olmak üzere halkın sloganları ‘Bijî Serok APO’ sloganına dönüşmüş durumda.
Belki bir çoğu Öcalan’ın resmini bile görmemiştir. Öcalan’ın kendisinden önce düşüncesi ve bu düşüncenin ürünü olan Rojava Devriminin halklarla ortak yaşam projesi ile tanışmışlar. Bunu benimsemiş, sahiplenmişler. Bu tabloyu özgürleştirilen bir çok yerleşim yerindeki farklı halklardan da görmüştük.
Bunlardan birini, 2014 Ekim’inde Fehim Taştekin ‘Cezire'nin dümeninde Apocu bir Arap şeyhi ve bir kadın gerilla’ olarak Radikal’deki köşesine taşımıştı.
Taştekin, Suriye ve Irak’tan Suudi Arabistan ve Ürdün’e kadar geniş bir alana yayılan Şemmar aşiretinin lideri Şeyh Humeydi Dehham ile söyleşisinde Öcalan’a ilişkin şu cevapları alıyor:
"-IŞİD tehdidi ortadan kalktığında Arap-Kürt birlikteliği sürer mi?
Şeyh Humeydi: “Sorun Kürt-Arap sorunu değil. Her çağın bir filozofu var. Günümüzde de Öcalan’ın felsefesi var. Öcalan’ın bu toplumun kurtuluşu için geliştirdiği bu felsefe şimdi hayat buluyor.”
- Yani bu felsefeyi benimsiyorsunuz…
Şeyh Humeydi: “Kabul etmeseydik bizi burada göremezdiniz...”
- Her yerde asılan posterlere, taşınan rozetlere, yapılan çalışmalara bakınca burada sanki bir ‘Öcalan cumhuriyeti’ havası oluşmuş. Bu sizi rahatsız ediyor mu?
Şeyh Humeydi: “Öcalan’da Kürtlüğü ya da Marksizmi görmüyoruz. Onu bir dünya filozofu olarak görüyoruz. Onun düşünceleri, teorisi, dağılmaya yüz tutan toplumu yeniden bir araya getirmeye yönelik yeni bir teoridir. Türklerin de bizim baktığımız gibi Öcalan’a bakmalarını istiyoruz. Türklerin Öcalan’la iftihar etmesi gerekiyor.
- Fakat arada 30 yıllık bir çatışma hali var…
Şeyh Humeydi: “Öcalan ulusal, dil ve dini farklılıkları kaldırarak insani bir kimlik öneriyor."
Öcalan’ın düşüncelerinden en çokta kadınlar etkileniyor. Ortadoğu gibi dinsel etkilerin oldukça derin yaşandığı bir toplumda kadınların çarşafı neredeyse semboldür. Gri Spi’de (Til Abyad) DAİŞ zulmünden kurtulan biri Kürt, biri Arap iki kadının ilk iş olarak çarşaflarını attığı kare, DAİŞ’te kurtulan kadınların özgürlük sembolü oldu. Aynı kareleri Mimbicli kadınlarda da gördük. Mimbicli kadınlar çarşaflarını çıkarmakla kalmadı, yaktılar. Bu tür kareleri Ortadoğulu kadınlarda görmek çok zordur. Mimbicli kadınlar çarşaflarını yakmakla da kalmadı öz savunma birliklerine katılmaya başladı. Bu gelişmeler Öcalan’ın kadın özgürlük düşüncesinden bağımsız ele alınamaz.
Demek ki gün geçtikçe Ortadoğu halkları arasında yaygınlaşan Öcalan bağlılığı, toplumsal sorunların çözümü, kadın özgürlüğü ve ortak yaşam arayışı ile bağlantılıdır. Yani Öcalan sadece Kürtler açısından değil, bölgedeki birçok halk açısından lider olarak kabul edilmektedir. Kürt sorunun bölgesel karakteri, sorunun çözümünü de Kürt halk önderi Öcalan’ın etkisini de bölgesel kılmaktadır. Bunu Erdoğan-AKP iktidarı ne kadar görüyor acaba...?