Kapitalist modernitenin asıl tahribatı kentin çöküşü, orta sınıfın kanserolojik büyümesi ve tarım-köy toplumunun tasfiyesinde kendini gösterir. 19. yüzyılla birlikte hızlanan endüstriyel devrim, beraberinde kent adına kentin yıkımına yol açan nüfus patlamasını, orta sınıfın anormal şişkinleşmesiyle bütünleştirmesi binlerce yıllık tarım-köy toplumunun çözülmesiyle iç içe yürüdü. Tarım-köy toplumu esas olarak sınırlı bir kent nüfusuna, çevreye ölümcül tehdit oluşturmayan bir yapıya müsait koşullara sahiptir. Tüm ilk ve ortaçağ kentleri tarım toplumuyla dengeli ve işlevselliği olan kentlerdi. Binlerce yıllık kent-köy dengesi fazla bozulmadan, çevreyi tahrip etmeden varlığını sürdürebildi. Ortaya çıkan sorunlar kenti ve tarım toplumunu tehdit edecek boyutta olmadı. Endüstriyalizm öncesi kentin tarihi toplumsallaşmada büyük role sahipti. Uruk sitesinden (MÖ 3.500) Venedik kent (MS 1.000-1.800) yönetimine kadar görkemli bir geçmişe sahip birçok kent toplumuna tanık olunmuştur.

Bilim, sanat, felsefe ve endüstrinin gelişmesindeki rolleri tartışılmaz. Kent devleti bile tam devlet sayılmaz. Yarı demokrasi demektir. Tarih bir anlamda kent etrafında oluşan uygarlık öyküsü olarak anlatılmıştır. Endüstriyalizm öncesi kent yaşamı köy-tarım yaşamıyla denge içinde olmayı hep gözetmiştir. Aralarında çelişki oluşsa da toplumsal bütünlüğü tehlikeye düşürecek boyutta keskinleşmemiştir. Hiçbir zaman tarım-köy toplumunu çökertecek boyutlara varmamıştır. Karşılıklı bağımlılık ve birbirini besleme esas kalmıştır. Endüstriyalizmin bünyesel, azami kar amaçlı patlaması bu dengeyi bozmakla kalmadı. Son iki yüzyılda yol açtığı anormal büyümeyle kent adına gerçekten kentsizliği, anlamı olmayan bir kentliliği peydahladı. Tarım-köy toplumunu yıkmakla sözde “kent-sanayi toplumu” adı altında bir kanserolojik vakıaya yol açtı. Orta sınıf patlaması denilen bu olguda hiçbir işlevsellik yoktur. Sadece sayılar vardır. Orta sınıf işsizliği diye acayip bir kavram ortaya çıkardı.
Bu sınıfsal ucubeyi meşrulaştırmak için bazı ideologlar demokratik toplumun sağlam maddi temeli diye bir reçete olarak sunmaya çalıştılar. Değil milyonluk, on milyonluk kentler ve sözde o denli büyümüş orta sınıflar oluştu. Sözde dememin sebebi maddi olgu olmaması değildir, kendine özgür bir varlığı, anlamı olmadığına ilişkindir. Orta sınıf adlı olguda temsil edilen gerçeklik; toplumun alt ve üst sınıf olarak ayrışmasının bütünleştirilmesidir. Alt ve üst sınıfların “efendi-köle” diyalektiği özellikle Hegel felsefesinde mükemmelen çözümlenmiştir. Anlamı ortaya serilmiştir. Fakat aynı Hegel’in ulus-devlet olarak orta sınıfı, özgürlüğün gerçekleşimi olarak sunması büyük felsefesinin en çürük sonucudur. K. Marks aynı hatayı “proleterya” sınıfı adına yaptı. Kendine özgü bir varlığı olmayan, toplumdan anormal sapma olarak türetilen iki sınıflı bir olgusallığı daha da anormalleştirerek bir toplumsal varlık olarak sunmak kapitalist modernitenin en büyük toplumsal sahtekarlığıdır. Tüm kapitalist ideoloji ve sosyal bilimler bu sahtekarlığı meşrulaştırmakla görevlidirler. Hakikati olmayan bir olgudan hakikat türetmeye çalışırlar. Büyük hakikat yitimimini pozitivist metafizikle “nesnel hakikat” diye sunmayı mesleklerinin asıl gayesi sayarlar.
Endüstriyalizm öncesi kent devletinin alternatifi veya devamı imparatorluk sistemleriydi. Esas olarak tarım-köy toplumuna dayanan imparatorluklar kendilerini güvenlik karşılığında toplumsal fazlalıkların (artı-ürün ve değerler) sahibi saymışlardır. Sanayi devrimiyle birlikte süreklilik kazanan sermaye birikiminin önünde gerek kent devleti, gerek imparatorluk sistemi varlığının önünde bir engel olarak dikilmiştir. Ulus-devlet özünde sermayenin önündeki bu çağdışı kalmış devlet geleneğini aşma ihtiyacından kaynaklanmıştır.
Ulus-devlet kapitalist sermaye birikiminin önündeki bu engelleri, tehditleri aştıkça hakim devlet biçimi haline gelebilmiştir. Dolayısıyla kapitalizm, endüstriyalizm ve ulus-devletçilik kentsiz kentleşme, orta sınıf ve bürokratik patlamayla tarım-köy toplumunun tasfiyesi iç içe geçen olgulardır. Değil milyonluk, yüz binlik kentler ve o denli büyümüş orta sınıf olgusallığı sadece kapitalist modernitenin en büyük hastalığı, krizi ve kaotik sonucu olarak kalmazlar. Gezegeni ve çevreyi de yaşanmaz kılarlar. Post modernite çok utangaç ve sınırlı da olsa bu gerçekliğin farkına varmakla aşama sağlamıştır. Modernitenin ağır etkisini taşımaktadır fakat yine de mahşerin üç atlısını işaret etmekle olumlu bir rol oynamaktadır.
Ortadoğu’da Uygarlık Krizi ve Demokratik Uygarlık Çözümü kitabından alınmıştır