Hakikatini geliştirememe olgusallığı daha da olumsuzlaştırmaktadır. Ne Avrupa uygarlığını tam benimseyebiliyor, ne de eski merkezi uygarlığını canlandırabiliyor. Çöküş ve çürüme bu arada kalmış olgusallığı betimliyor. Petrol gibi konjonktürel bir kaynak üzerinde günü kurtaran Ortadoğu kent ve orta sınıfın çok ağırlıklı bir bölümünün konumu daha da vahimdir. Petrol sonrası çöküş herhalde çok daha yıkıcı ve acılı olacaktır. Bölge toplumuna asıl anlamını veren yaklaşık 15.000 yıllık tarım-köy toplumsal yaşamıdır. Yaklaşık 5.000 yıllık merkezi bir uygarlığı da olanak sunan bu toplumsal yaşamın tasfiyesi sanıldığından çok daha yıkıcı sonuçlar doğuracaktır. Şimdiki gecikmiş kapitalist modernite unsurlarıyla kısa süreli bir idare etme imkanı olsa da her geçen gün kentin ve orta sınıfın taşınmaz yük olma durumu gerginlik, çatışma ve savaşları sürekli besleyecektir. Güncel olarak yaşanan bu süreç gün geçtikçe temposunu ve yoğunluğunu arttırarak devam edecektir.
Dolayısıyla kentsiz kentleşme, orta sınıf kanserleşmesi ve tarım-köy toplumunun yıkılışı sadece en ağır toplumsal sorunlar olarak belirmezler, toplumun sürdürülemezlik sınırına dayanmasını da ifade ederler. Demokratik modernite unsurları bu sorunların varlığı ve sürdürülemezliği karşısında sadece sorun çözücü olarak rol oynamazlar. Tıkanan ve kaotik durumda kalan toplumun çıkış yapmasını da sağlarlar. Öncelikle ekonomik-ekolojik topluma sahip çıkarak kapitalizm ve endüstriyalizmin çökerttiği tarım-köy toplumunu komünal temelde yeniden inşaya yönelirler. Ekolojik tarım, toplumun gıda güvenliğini sağlayarak sorunların en önemli bir boyutunu çözer. Buna “İkinci Tarım-Köy Devrimi” demek uygun düşebilir.
Gerçekten 21. yüzyılla birlikte ikinci bir tarım-köy devrimine ihtiyaç vardır. Bu devrim sadece kenti kurtarmaz, toplumu orta sınıf kanserleşmesinden de korur. Kent ve orta sınıf üzerine inşa edilmiş ulus-devlet faşizmi de bu temel üzerinde zayıfladıkça demokratik toplumun gelişme şansı artar. İkinci bir tarım-köy devrimi olmadan gerçekten toplumun sürdürülebilmesi çok zordur. Bu devrim teknolojiye de hak ettiği yeri vererek endüstriyalizmin tahribatından koruyabilecektir. Kentler yeniden ve daha gelişmiş teknik koşullar üzerinde eski görkemli yaşantılarına kavuşabilir. Sadece aşırı büyümüş nüfustan kurtulmakla kalmazlar, anlamlı bir işlevsellikle tarım-köy toplumuyla yeniden dengeyi tutturabilecekler. Demokratik modernitenin yeniden yapılanmış kent ve köyü, demokratik toplumun iki dengeli ve sağlam ayağı, beyni olacaklar. Zenginlik ve çeşitlilik olarak birbirlerini tamamlayarak ulus-devletin homojen toplum faşizmini aşmada asıl zemini oluşturacaklar.
Ortadoğu’nun hem şansı hem kaderi yeniden ikinci bir tarım-köy devrimini gerçekleştirmeye bağlıdır. Kapitalist modernitenin son iki yüzyıllık tahribatları krizden de öte vahşet boyutlarındadır. Her üç ayağı üzerinden sadece hükmedip sömürmüyor, toplumsallığı da yıkıyor. Bu yıkımı aynı moderniteyle durdurmak olanaksızdır. Ateşin ateşle söndürülememesi gibi. Demokratik modernitenin ikinci tarım ve köy devrimi olarak gelişim sağlaması kaçınılmazdır. Daha şimdiden su-enerji-toprak savaşları önlenemez boyutlara tırmanmaktadır. Sümer toplumu su-toprak kolektivizmi üzerinden gelişebildi. İnsanlık tarihini başlatabildi. Mısır, Harapa toplumu da öyledir. Bugünkü İsrail bile gücünün önemli bir kısmını modern teknolojik temel üzerine kurulu Kibutz adlı komünlerden almaktadır. Dicle-Fırat başta olmak üzere su-enerji-toprak havzalarında geliştirilecek ekolojik ve ekonomik toplum birimleri ikinci devrimin temeli olacaklar. Bu temelde birbirleriyle dengeli tamamlayıcı olarak geliştirilecek köy-kent yapılanmaları demokratik modernitenin yeni mimari yapısını oluşturacaklardır.
Ekonomik, ekolojik ve demokratik toplum birimleri bu yeni mimari üzerinden geliştikçe endüstriyalizm ve ulus-devletçiliğin kent uygarlığı demokratik özerk yapılar olarak yeniden yükselecektir. Buna karşın köyler yeni teknik koşullarla uyum içinde eko-köyler olarak ikinci devrimini yaşayacaklar. Ortadoğu kültüründe ikinci tarım-köy ve kent devrimi bu sefer devletli-sınıflı uygarlığın aşılmasında ve demokratik uygarlık çağına geçişte tarihsel rolünü oynayacaktır. Ucu açık esnek kimlik anlayışıyla demokratik uluslar konfederasyonunda her türlü kültürel kimlik barış içinde eşit, özgür ve demokratik toplumun bir üyesi olarak yaşayacaktır. Kapitalist modernitenin bireycilik kültürünün öldürttüğü birey, demokratik modernitenin ahlaki ve politik bireyi olarak yeniden canlanacak ve özgürce yaşayacaktır.
Ortadoğu’da Uygarlık Krizi ve Demokratik Uygarlık Çözümü kitabından alınmıştır
Ortadoğu toplumunda çöküş sorunları ve çözüm -II
Modernite merkezinde bir olgusallık kazanan kent ve orta sınıfın Ortadoğu’daki yansımaları daha da çürütücüdür. Anlamı olmayan olgulardır. Anlamlı olmayan derken olumsallık yönünden bahsediyoruz. Yoksa yığınla olumsuz anlamı bağrında taşımaktalar. Kent ve orta sınıfı sadece kendini işsiz bırakmıyor. Köy-tarım toplumunu da hızla çözerek olumsuzluğunu kanıtlıyor. Batı’daki endüstriyalizm ve bürokratizmi sağlamaktan çok uzak olan Ortadoğu kentleri ve orta sınıfı, kendi olgusallıklarında tüm toplumu lümpen, deklase olmuş, avare bir konuma itmektedir. Tarihsel gerçekliğinden kopmuş ve kapitalist hegemonyacılığın acenteliğine indirgenmiş konumu toplumsal hakikatin en zayıflamış halini doğurmaktadır.