Demokratik modernitenin iktidar tekelini (ulus-devleti) amaçlamayan demokratik ulus kavramıyla, kapitalizme alternatif toplumcu komünalite kuramı; bölgeyi kanlı savaşların, katliam ve soykırımların, sürekli kriz ve kaosun alanı olmaktan çıkaracak ideal modeli sunmaktadır.
Arap ulusal sorununu ağırlaştıran temel etkenler Arap toplumsallığını sürekli parçalayan, öz değerlerine yabancılaştıran, savaşlarla tüketen, maddi değerlerini yutan yirmiyi aşan ulus-devletidir. Aralarında bir konfederalizm bile gerçekleştiremeyen bu ulus-devletler, Arap ulusal sorununun bizzat üreticileridir. Bunlarla bağlantılı dinci ve soycu-kabileci milliyetçilik, erkek egemen toplumsal cinsiyetçilik toplumsal alanı tümüyle karartmakta, boğuntuya getirmektedir. Toplumu kendi içinde muazzam bir tutuculuğa ve köleliğe mahkûm etmektedir. Araplar adına ne iç ne dış hiçbir soruna çözüm şansı vermemektedir.
Arap sorunları için kapsayıcı bir çözüm modeli demokratik ulus ve toplumcu komünalite temelinde aranmak durumundadır. Karşı rakip İsrail’in gücü sadece dünya hegemonyasından kaynaklanmıyor. İçteki demokratik ve komünalite kurumları da bu güçlenmede önemli rol sahibidir. Son yüz yılını radikal milliyetçilik ve İslamcılıkla tüketen Arap ulusal toplumu, tarihlerinde ve kabile düzenlerinde yabancısı olmadığı komünal toplumculuğu demokratik ulus anlayışıyla bütünleştirerek kendine emin ve uzun vadeli bir çıkış, çözüm ve kurtuluş yolu bulabilir, çizebilir.
Ortadoğu’da diğer önemli bir çoğul ulusu Türk ve Türkmenler teşkil etmektedir. Araplara göre daha dağınık yaşamakla birlikte benzer iktidar ve ideolojik anlayışları paylaşmaktadır. Çok sıkı ulus-devletçi olup dinsel ve soycu milliyetçiliği derinliğine yaşamaktadır. Tanrı ve devlet kutsallığı içi içe yaşandığı gibi dinci ve soycu milliyetçilikte iç içe yaşanmaktadır. Türk ve Türkmenlik kategorileri arasında önemli sosyolojik farklar bulunmaktadır. Türkmenler, Arap aristokrasisinin karşısındaki Bedevilerin paralelini Türk aristokrasisi ve iktidar-devlete sahip olanların karşısında yaşamaktadır. Demokrasi ve komünaliteyle çıkarları örtüşen kesimlerdir.
Türk ulusal sorunları da hacimlidir. Çin’deki Uygur Türklerinden Rusya hegemonyasında yaşayan çok sayıdaki özerk ve devlete sahip Türklere, Anadolu’daki Türkiye Cumhuriyeti Türklerinden Balkan, Kafkas ve Ortadoğu’daki, hatta Avrupa’daki Türklere kadar hepsinde ulusal sorunlar yaşanmaktadır. Kaynağın benzer olduğunu söyledik. Ulus-devletçi iktidar hastalığı ve aşırı dinci-soycu milliyetçilik, erkek egemen toplumsal cinsiyetçilik Türk topluluklarını da karartmakta, tutucu kılmaktadır. Toplum, demokrasi ve komünal eğilimler aşırı devletçi ve hegemonik, ideolojik tekeller içinde adeta erimiş gibidir. Aile bile toplumun değil, devletin bir hücresi konumuna indirgenmiştir. Her kurum ve birey devleti taklit etmektedir. Bu tarihsel eğilimler Türk ve Türkmen toplulukları arasında sert bir iktidar savaşına yol açmaktadır. Fetih siyasetiyle diğer toplumlar arasında da benzer iktidar çatışmaları yaşanır.
Türk ulusal sorununda demokratik ve komünal eğilimlere, katı merkeziyetçi iktidar yapılanmaları ve resmi ideolojinin katılığı nedeniyle gelişme ve çözümleyici olma fırsatı tanınmamıştır. Topluma verilen mesaj devletsiz yaşamalarının imkansızlığıdır. Toplum ve birey inisiyatifi devletle dengeyi sağlayamamıştır, hep çocuğu ve sadık kölesi rolünde kalmıştır.
Günümüzde Türk ulusal toplulukları için demokratik modernite kuramı en uygun çerçeveyi oluşturmaktadır. Toplum temelli Demokratik Türk Konfederasyonu projesi hem kendi içinde bütünlük, hem de iç içe yaşadığı komşularıyla barış ve bütünlük içinde ortak yaşamı mümkün kılan ideal bir düşüncedir. Toplumsal birlik için sınırlar eski önemini yitirmişlerdir. İletişim olanakları farklı mekan sınırlarına rağmen dünyanın her alanındaki birey ve topluluklar arasında bütünleşmeyi mümkün kılmaktadır. Türk ulusal topluluklarının Demokratik Konfederasyonu dünya barışı ve demokratik modernite sistemi için büyük katkı sunabilir.
Kürt ulusal toplumu yeni gelişen zengin bir potansiyelden kaynaklanmaktadır. Dünyanın en büyük ulus-devletsiz halkıdır. Tarih boyunca neolitik ve uygarlık çağlarında stratejik bir alanda yoğunlaşmıştır. Dağ’ı esas alan bir savunma anlayışı, tarım ve hayvancılıkla beslenme kültürü sayesinde otantik bir halk olarak günümüze kadar varlıklarını korumuşlardır. Yahudiler nasıl dünyanın her köşesinde toplumların tepe noktalarına sızarak varlıklarını günümüze kadar taşımışlarsa, Kürtler tersine yerlerinden hiç kıpırdamadan ve hiçbir toplumsal tepe noktasına göz dikmeden alta kalma sabrını göstererek günümüze erişmişlerdir. Aralarında tam bir paradoks var.
Kürt ulusal sorunu ulus olmaktan alıkonulma gibi çok nadir rastlanan bir etkenden kaynaklanmaktadır. Tarih boyunca ve günümüzde hükmeden güçler ve iç uzantıları Kürtlerin nesne olmaktan çıkıp özne haline gelmemeleri için denemedik yöntem bırakmamışlardır. Devlet olma belki olumlu veya olumsuz anlamda bir şeyler katmıştır. Fakat Kürtler için böylesi bir ayrıcılık çok nadiren mümkün olabilmiştir. Dolayısıyla sınıflı ve devletli uygarlığı çok az yaşamış ve özümsemiş halk olma ayrıcalığına sahiptir. Demokratik modernitenin şansı açısından çok önemli bir ayrıcalıktır. Ortadoğu coğrafyasının merkezinde yerleşik olmaları önemlerini artırmaktadır. Kapitalist modernite döneminde dıştan dayatılan ulus-devlet egemenliği gücü yettikçe kültürel soykırımlar ve zaman zaman fiziki kırımlarla kendi içinde eritmek istemişlerdir. İslam uygarlığı döneminde de aynı politikalar din aracılığıyla meşru kılınmak istenmiştir. Kürtler ulusal toplum olmayı iktidar-devlet gücüyle sağlama şansına pek sahip değildir. Kapitalist modernite unsurlarının bu yönlü sunacakları çok sınırlıdır. Günümüzde yaşanan Irak Kürdistan’ındaki siyasi oluşuma tam anlamıyla ulus-devlet denilemez. Yarım ulus-devlet demek daha uygun olur.
Ortadoğu’da Uygarlık Krizi ve Demokratik Uygarlık Çözümü kitabından alınmıştır
Ortadoğu toplumunda olası çözüm yolları -III-