Ortadoğu’da sınırlar, 1923 Lozan Antlaşması’yla Kürt halkının varlığı, demografik yapısı masa başında hiçe sayılarak çizildi. İngiliz ve Fransızların başını çektiği paylaşım projesinde: petrol bölgelerini kendi nüfuz alanlarına bırakmışlardı. Irak, İngiltere’nin Suriye Fransa’nın sömürgesiydi ve sınırları da ona göre çizilmişti. Sömürüye ve despotizme dayalı bu sınırlar yüzünden savaşlar hiç durmadı, Kürt halkının bu parçalanmışlığı kabul etmemesi hiç bitmeyen direnmeler ve isyanlar silsilesi yarattı… Bu haksız sınırlar yüzyılını tamamlamadan doğal ve meşru sınırlarına kavuşması kaçınılmazdır. Direnen ve statü sahibi olmak isteyen ve bunun için ağır bedeller ödeyen Kürt halkı örgütlü ve direngen yapısından ve dahası 40 milyona yaklaşan nüfusuyla sömürgeciler üzerinde baskı ve güç oluşturduğundan Ortadoğu’da hak ettiği yerini alacağı tarihin eşiğindeyiz.
Kürdistan’ın parçalanmışlığını sağlayan Ortadoğu haritasını 1926’da Milletler Cemiyeti adına Estonyalı General Laidener çizdi! Türkiye’nin Kürtlere verilen muhtariyet sözü tutulmadı “tek bayrak, tek millet, tek vatan” denilerek bunun etrafında Kürt inkarcılığı ve yeni bir Türk milliyetçiliği ve ırkçılığı geliştirildi. Lozan’da çizilen yapay sınırlar günümüze kadar kanlı savaşların başlıca nedeni oldu. Ortadoğu çözümler bekleyen sorunlar merkezi haline geldi. Kürt halkı Lozan’ın mağdurları olarak hiç bir zaman bu adaletsizliği kabul etmedi.
Güney dışındaki üç parçada da 30 yıldır PKK hareketinin yürüttüğü sabırlı bir mücadele ile ulusal uyanışı ve köklü bir örgütlülüğü sağladı. Kuşkusuz Ortadoğu’daki her hareketin yapılanması ve palazlanması uluslararası siyasetin dışında gerçekleşmesinin mümkün olmadığını biliyoruz. Tarih Irak’a olan müdahale ile Güney Kürdistan’ın ortaya çıkmasını sağladı, şüphesiz orda da direngen örgütlü bir yapı vardı; aksi durumda Saddam sonrası Irak’ta söz sahibi olmak ve yer edinmenin mümkünatı da olmayacaktı. Arap Baharı’yla da Güney’in dışında kalan diğer Kürdistan parçalarında olduğu gibi, Batı Kürdistan Kürtlerinin organize yapılanması, politize olmuş, askeri ve siyasi örgütlülüğüyle dolaysıyla oradaki özerk yapıyı yöneten PYD’liler de PKK’nin ideolojik ve politik ortaklaşmanın sonucudur. Kandil’de gerilla mücadelesi yürüten Batı Kürdistanlı kadroları da öyledir. Yenilgiye uğrayan İKDP’nin yerini PJAK doldurarak örgütsel yapıyı askeri ve siyasi olarak İran’la savaşabilecek konuma geldi.
Ortadoğu’nun tarihi Anka kuşu misali statü sahibi özgür bir Kürdistan ile küllerinden doğarak yeniden yazılıyor, siyasi ve coğrafik sınırları yeniden konuşlandırılıyor. Artık bu andan itibaren Ortadoğu siyasetine egemen ABD, AB, Türkler, Farslar ve Araplar Kürtlerin ulusal haklarını dikkate almadan bir siyaset geliştiremez.
Ortadoğu Lozan Antlaşması’yla Petrol zengini topraklar hesaba katılarak çizilen yapay sınırlarla 20.yy tüm yönleriyle çözülmeyen sorunların merkezinde yer aldı. Avrupa Birliği (AB) Musul-Hayfa (MHP) ve Kerkük-Hayfa (KHP) petrol boru hatları ile Kerkük-Yumurtalık (KYP) hattı projeleri Batı için can damarıdır. Büyük Ortadoğu Projesi’nin temelinde uzun vadede Diyarbakır merkezli birleşik Kürdistan ile NATO’nun üyesi, AB’nin adayı Türkiye’nin ortak Federasyonu amaçlanmaktadır. Kürdistan’ın jeopolitik ve stratejik önemi, Kürt Ulusal Hareketi’nin insan haklarına verdiği değer, demokratik hukuk devletini savunması ve laik olması gibi Batıya yakın değerleriyle projeyi kolaylaştıran bir gerçekliği taşıyor
Büyük Ortadoğu Projesi’nin başlıca nedenleri Kürtlerin Lozan’ı tarihin çöp sepetine atması, AB’nin can damarı sayılan ve çok ihtiyaç duyduğu enerji kaynakları ve boru hatları ve AB’nin sınırlarını Ortadoğu’ya taşıması olarak üç ana unsur olarak belirlenebilir. Şüphesiz çıkarlar karşılıklıdır. Petrol boru hatları sadece petrol taşımıyorlar. Geldikleri, geçtikleri ülkelere, gerisin geriye ABD-AB’nin politikaları ve çıkarları pompalanacak. Diğer bir unsur; AB yaşlı nüfusu ve globalleşme ile sınırlarını genişletmek istemesiyle AB sınırları Kürdistan’ı kapsayacak ve Arap dünyası ile sınır olabilecek nitelikte yeni pazarlara sahip olmak istiyor. AB’nin Ortadoğu’dan uzak durması durumunda bu pazarı Çin ve Rusya’nın egemenliğine bırakması demektir.
Suriye’ye müdahale ile Rusya’nın Birleşmiş Milletler’de Suriye-Baas iktidarını koruyacak nitelikte politika izlemesi, çok sayıda savaş gemilerini Akdeniz’e göndermesi, Esad rejimine ekonomik desteğini esirgememesi, Çin’in de benzer bir siyaset izlemesi zaman zaman üçüncü dünya savaşının çıkmasına neden olabilecek krizler yaşandı. Suriye’nin siyasal dizaynından sonra sıranın İran’a geleceği biliniyor. Batı’nın İran ile çelişkileri çok yönlüdür. İsrail’i nükleer silahlarıyla tehdit eden tek ülke olması ve zengin gaz ve petrol rezervlerine sahip, Batı’ya kafa tutan ve Pro-Rusya politikasını izlemesi Arap baharı dalgasının Suriye’den sonra İran’a gelmesine kesin gözüyle bakılıyor.
Geçmişte Lozan Antlaşması Musul ve Kerkük için bir çözüm bulunmayınca yani 1930’lu yıllara kadar sorun cereyan etti. SENTO, Bağdat ve Sadabat paktları Kürdistan odaklı olmuştur. Körfez savaşında olmasa da Irak’ın işgalinde ABD ve NATO Kürtleri gözetmek zorunda kalmışlardır.
Günümüzde yine Kürtler Ortadoğu coğrafyasında merkezi bir konuma sahiptir.
Sadece coğrafyanın jeopolitik konumundan ötürü değil, Ortadoğu’daki en örgütlü ve dinamik güç olmaları açısından dikkate alınmaları kaçınılmaz bir zorunluluktur. PYD şahsında Suriye Kürtleri Yüksek Konseyi Türkiye tarafından tehdit edilse de zamanla bu yapıyı kabul etmek zorundadır. İnönü ve Atatürk’ün İngilizlerle çizdiği Lozan Batı Kürdistan’ın özgürleşmesiyle tarihin çöp sepetine gidecektir. Türkiye’nin önünde iki seçenek var; statükoculukta ısrar ederse askeri ve siyasi açıdan hezimete uğrar. Kürt Ulusal Hareketi ile müzakere yoluyla makul çözüm arayışlarına başvurusa kan dökülmeden Türk-Kürt demokratik federasyonunun temellerini attıracaktır. Tarihin akışına karşı kürek çekmenin bir tür kafatasçı devlet aptallığı olduğu tarihin kayıtlarındadır.

dere@bluewin.ch