Irak’ta IŞİD’in Musul’u ele geçirmesi ve birçok şehri kontrol etmesi, Irak’ın bölünme noktasına gelmesi, Suriye’de üç yıldır süren şiddetli savaş tüm Ortadoğu’da yeni bir siyaset anlayışının geliştirilmesi gerektirdiğini ortaya koymaktadır. Ulus anlayışına yeni bir biçimde yaklaşılması gerektiği gibi; mezheplere de yeni bir bakışın olması gerektiği sorunlara doğru çözüm bulmak için önemlidir.

Ortadoğu’daki sorunların temel kaynağı, kapitalist modernitenin bu coğrafyaya soktuğu milliyetçilik fitnesi ve ulus-devlet modelidir. Mezhepçiliğin bu düzeyde çatışma etkeni haline gelmesi de milliyetçilik fitnesinin ve ulus-devlet modelinin bu coğrafyaya girmesiyle ilgilidir. Ortadoğu’da eskiden de despotik devletler vardı. Ama bu devletlerde önemli olan iktidarını hakim kılmaktı. Hakimiyetini sağladıktan sonra toplumlar etnik ve mezhepsel ayrımcılığı doğrudan muhatap olmazlardı. Bu açıdan modernizm Ortadoğu’da çatışma etkenlerini arttırmıştır. Avrupa’da II Dünya Savaşı yaşanırken, diğer bölgeler de kapitalist modernist paradigmanın girmesiyle kendi dünya savaşlarını yaşamışlardır, yaşamaktadırlar. Bu açıdan Ortadoğu’nun ulus-devlet ve milliyetçilik fitnesini sorgulaması ve bu coğrafyadan söküp atması yaşadığı sorunların çözümü açısından çok önemlidir.
Kuşkusuz Ortadoğu’da savaşlar olmuştur. Halklar ve mezhepler arası sorunlar yaşanmıştır. Katliamlar da olmuştur, ancak bunlar esas olarak iktidarını yayma ya da devletin topraklarını genişletmek istemeyle ilgilidir. Yoksa şu ulusu ezeyim, şu mezhebi ortadan kaldırayım denilerek yapılmış savaşlar Ortadoğu’da pek yoktur. Etnik ve dinsel sorunların ciddi boyuta ulaşması, kapitalist modernitenin Ortadoğu’ya girmesinden sonra gelişmiştir. Bu gerçeğin iyi anlaşılması gerekmektedir.
Kürt Halk Önderi dünyada ulus-devletin yarattığı sorunları, Ortadoğu’da yaşanan sorunları, etnik ve dinsel toplulukların doğasının tarihselliği içinde kapsamlı değerlendirerek demokratik ulus tezini ortaya atmıştır. Tek tipçi ulus anlayışı yerine, tüm farklı etnik ve dinsel toplulukların kendi kimliklerini ve inançlarını özgürce yaşayacağı ulus anlayışını demokratik ulus olarak tanımlamıştır. Bu ulus modelinde tek millet, tek vatan, tek bayrak ve tek devlet anlayışı yoktur. Farklı etnik ve dinsel toplulukların bir arada yaşadığı demokratik ulus, ortak vatan, farklılıkların kendi kendini yönettiği demokratik özerklik ve her topluluğun, kültürün kendi sembollerini kullandığı demokratik ve özgür yaşam, demokratik ulus anlayışının özüdür. Devletin kölesi vatandaşlardan oluşan ulus-devlet yerine, demokratik toplum içinde özgür yaşama kavuşan özgür birey demokratik ulusun temel karakteridir. Demokratik ulusun temeli, tüm farklılıkların örgütlü olduğu demokratik toplumdur.
Ortadoğu’da devletçilik zaten güçlüydü. En eski devletler bu coğrafyada tarih sahnesine çıkmıştı. Avrupa ve Amerika’da Ortadoğu kadar köklü ve katı geleneği olan bir devletçilik gelişmemişti. Bu açıdan ulus-devlet zihniyeti ve milliyetçilik Ortadoğu’ya girince yaşattığı sorunlar ulus-devlet zihniyetinin anavatanı olan Batı’dan daha ağır oldu. Ulus-devlet; toplumsallığı dağıtılmış bireye dayandığından, kapitalist modernitenin merkezi olan Avrupa açısından belki daha az sorunlar yaratmıştır. Ancak toplumsallığın merkezi olan Ortadoğu’ya devletin bir üyesi olan bireyciliğe dayanan ulus-devlet dayatılınca toplumsallık bu bireyselliğe dayanan sistemle çatışma içine girmiştir. Böyle olunca ulus-devleti dayatmak ve kabul ettirmek için topluma daha fazla  baskı yapma durumu ortaya çıkmıştır. Bu açıdan ulus-devlete kolay teslim olan Batı ile direnen bir Ortadoğu gerçeği olduğunu görmek de gerekir. Batı’nın avantajı ise devleti tarihsel olarak güçlü yaşamadığı için toplum içinde var olan demokratik kültür daha kolay açığa çıkarılmıştır.
Ortadoğu toplumsallığına eğer demokratik bir yaklaşımla gidilseydi, Ortadoğu’nun tarihi daha köklü demokratikleşmeye yol açardı. Ancak Ortadoğu’da güçlü toplumsallıklara dayalı milliyet ve mezhebe milliyetçilik dayatılınca daha çarpık bir ulus ve mezhep anlayışı şekillenmiş, bu da Ortadoğu halklarına büyük acılar yaşatmıştır. Ortadoğu’nun tarihine dayalı bu köklü etnik ve mezhepçi karaktere ulus-devletçilik aşılanınca diğer mezhep ve topluluklara daha sert bir karşıtlık ortaya çıkmıştır.
Ortadoğu’ya en uygun ulus modeli demokratik ulustur. Hatta demokratik ulusun en iyi gelişeceği coğrafya da Ortadoğu’dur. Çünkü demokratik ulus esas olarak farklı toplulukların özgür ve demokratik yaşamına dayanır. Özgür birey de bu farklı toplumsallıklar içinde toplumsallık ve özgür bireyin optimum yararlılıkta olduğu bir yaşama kavuşur. Demokratik ulusta farklılıklar kendini özgürce ifade edeceği için etnik ve dinsel topluluklar demokratik ulus gerçeğine çok güçlü biçimde sahiplenirler. Böylece Avrupa modernist bireyciliğine dayalı ulus-devlet zihniyetinden çok güçlü bir demokratik ulus zihniyeti Ortadoğu coğrafyasında şekillenir.
Aslında farklı mezhepler ve uluslar toplumsallığın farklı formatlarda kendini dışa vurmasıdır. Aslında tüm bu farklı kimlikler toplumsallığın karakterinde olan ortak yanlara sahiptirler. Bu açıdan bir arada yaşamanın güçlü temelleri vardır. Yeter ki farklılıkları kabul edilsin. Farklılıkları kabul edildiğinde tüm bu farklı kimlikler ne kadar ortak yanları olduklarını göreceklerdir. Hiçbiri uzaydan gelmediğine göre, hepsi Ortadoğu’nun tarihsel kültürüne dayandığından ortak yanları ve değerleri fazlasıyla vardır. Bu açıdan demokratik ulus anlayışı, birbirini tanıma ve tamamlama temelinde her etnik ve dinsel topluluğun güçlendiği ulus anlayışıdır.
Ulus-devletçiliğin Avrupa’ya çektirdiği acılar unutulamaz. Bu nedenle Avrupa yaşanan bu acılardan kısmen sonuç çıkarmıştır. Kuşkusuz hala ulus-devlet zihniyeti yaratan kapitalist modernist zihniyet ve onun paradigması terk edilmemiştir; ancak topluma zararlarını aza indirme yaklaşımını benimsemiştir. Ortadoğu’da ulus-devletçiliğin neler yarattığı görülerek bundan vazgeçilmesi gerekirken, eski köklü devlet zihniyetine bir de ulus-devlet şırıngası yapılarak sorunlar içinden çıkılamaz hale getirmeye çalışmaktadır. Son yaşananlar da gösterdi ki acilen demokratik ulus ve onun demokratik özerklik anlayışı Ortadoğu’da uygulamaya geçirilmelidir. Sorunlara tek çözüm projesi demokratik ulustur.
Demokratik özerklik ne devlet kurmak, ne de federasyon gibi devletçik kurmaktır. Demokratik toplumun yarattığı demokrasiye duyarlı demokratik özerkliktir. İktidar paylaşımı değil, özyönetime dayalıdır. Bu açıdan topluluklar arası kavga demokratik ulusa dayalı demokratik özerklik birimlerinden oluşmuş olduğu yerlerde yaşanamaz. Demokratik ulus anlayışı ve pratiği Ortadoğu’da acilen gündemleştirilmelidir.
Mezhep çatışması yanında yer alan her yaklaşım yanlıştır. Irak’ta hem Şiiler hem de Sünniler mezhepçilik içine düşerek bugünkü duruma neden olmuşlardır. Kürtler de demokratik ulus anlayışını savunmak ve bu temelde Irak’ta demokratik inisiyatif almak yerine sürekli devlet olacağız diyerek Irak’ı politikasız bırakmışlardır. Eğer Irak’ta demokratik ulus çizgisini savunacak tutarlı bir siyasi hareket ortaya çıksaydı mevcut durum yaşanmazdı.
Kürt Halk Önderi Irak için de demokratik ulus projesi önermiştir. HDP gibi bir projeyi Irak’a, Suriye’ye ve İran’a da önermiştir. Bu gerçeklik, Önder Apo’nun ne kadar uzak görüşlü ve Ortadoğu gerçeğine ne kadar hakim olduğunu bir daha gözler önüne sermiştir.