Siyasetin merkezi Ortadoğu’dan dünya siyasetine bakıldığında, her zamankinden çok daha farklı sonuçlara ulaşmak mümkün oluyor. Bu merkezden bakılınca klasik bakış ile objektif bakış arasındaki fark kendiliğinden ortaya çıkıyor.

Kimki siyasetin esas merkezi Avrupa olduğunu söylüyorsa o büyük bir yanılgı içinde olduğunu ve dolayısıyla gerçekler temelinde siyaset yapması mümkün olamayacağını hemen vurgulamak gerekiyor.
Kısacası Avrupa’dan dünyaya bakmak, buradan politika üretmek ile Ortadoğu’dan dünyaya bakıp siyaset yapmak son derece farklıdır. Birisincisi ne kadar yanılgılı ve doğruyu yansıtmıyorsa, ikincisi ise bir o kadar doğru ve gerçekleri yansıtıyor.
Örneğin Avrupa’da, Washington, Berlin ve Paris’te oturan bir politikacı veya politika ile ilgilenen herhangi bir vatandaş ABD’nin IŞİD’e karşı aktif bir savaş içinde olduğunu, Maxmur, Musul, Şengal’de bulunan IŞİD mevzilerini sürekli bombaladığını düşünür. Sadece düşünmekle yetinmez ABD’nin bombalaması ile birlikte IŞİD’in gerileme sürecine girdiğini de adeta yaşarmışçasına anlatır.
Yine oralarda siyaset yapan kişilerin, Kürdistan Bölge güçlerine mensup kuvvetler tarafından IŞİD belasının durdurulduğunu sanır ve yorumsal görüşünü bu eksende derinleştirerek bazı sonuçlara ulaşmaya çalışırlar.
Oysa gerçek öyle değildir. Gerçekler tamamen bunun dışındadır. Ne ABD’nin ciddi bir saldırısı, ne kuvvetli bir savunması, ne ölümcül ve sonuç alıcı bir füze atışı, ne de IŞİD’i hedefleyen doğru-dürüst bir planlaması vardır. ABD veya Avrupa’da oturup ahkam kesilenler, tamamen ezbere ve uluslararası güçlerin estirdiği doğru olmayan propagandasının etkisiyle rastgele konuşanlardır.
Hewler’de, Süleymaniye’de, Rabia’da, Cezaa ve Kerkük’te gazetecilik yapan ve IŞİD saldırısından buyana, Şengal katliamından günümüze kadarki tüm süreçleri an an takip edip yazan ve kameralarıyla vahşeti tüm dünyaya duyuran gazeteci arkadaşlarımıza: “ABD’nin füzelerini gördünüz mü, IŞİD’in saldırısını bloklayan ve ona darbe vuran bombardıman uçaklarını gördünüz mü?” diye soruyoruz. Hiç birisinin bombardımanı görmediğini, ABD’nin ciddi bir hareketlenmesine de tanık olmadıklarını altını çizerek belirtiyorlar.
Aynı gazeteci arkadaşlarımız, Güney’de konumlanan yerel kuvvetlerden de ciddi bir direnme iradesini görmediklerini, zaten katliam ve soykırımın esas olarak bu nedenle gerçekleştiğini vurguluyorlar.
Demek istediğimiz Avrupa’da oturup konuşarak, sadece batılıların kaynaklarından yararlanılarak siyaset yapılmaz. Siyaset yapılmadığı için de doğru sonuçlara ulaşılmaz, doğru sonuçlara ulaşılmadığı için de konuşulanlar boş ve lafazanlıktan öteye gidilmez.
Peki IŞİD belası nasıl durduruldu?
Gerçekten de bu siyah bayraklı ama yeşile boyanmış faşizmi Maxmur önlerinde, Hewler’e giden koridorlarda kim durdurdu?
Hiç kuşkusuz ki PKK ve YPG güçleri. Bunun sadece gazeteciler değil, sadece Hewler, Maxmur, Kerkük esnafları, şehri terk etmek için hazırlanan Hewler’in yeni yetme burjuvazisi da değil, bizzat katliamdan kurtulan gençler, çocuklar, yaşlılar, erkek ve kadınlar söylüyor. “PKK ve PYD olmasaydı tek bir Êzîdî Kürdü kalmayacaktı, daha da ötesi Güney Kürdistan halkı büyük bir katliamdan geçirilecekti” diyen o kadar insan var ki...
Eğer burada, Ortadoğu’da, eğer Hewler’de, Sülemaniye’de, Kerkük ve Maxmur’da, eğer Rabia ve Cezza’da oturuyorsanız bu gerçeği yalın bir biçimde görecek, amayla başlayıp sonucu nereye gideceği belli olmayan bir yorumlamaya gitmemiş olacaksınız.
Burada her şey çıplak ve gerçek. Burada halk konuşuyor, burada katliamdan kurtulan ve hala büyük bir korkuyu yaşayan Kürt çocukları konuşuyor, burada kadınların nasıl şerefsizce tecavüze uğradığını bizzat gözleriyle gören Êzîdî Kürt kadınları konuşuyor. Burada, “bir Kürt kadını olarak Arapların tecavüzüne uğramak istemiyorum, beni hemen burada öldür” deyen kadınların çığlıklarına tanık olan ve annelerinin son isteklerini yerine getirmek zorunda kalan erkekler konuşuyor...